Züttürük İtiraflar

Bugün sizinle şöyle samimi bir muhabbet yapalım dedim. Kimdir bu Tanla? Nasıl biridir? Ne yer, ne içer? En iyisi kirli çamaşırlarımı biraz ortaya dökeyim, hayatımın şurasından-burasından züttürük itiraflar yapayım dedim. Bakın bakalım olmuş mu?

  • İlkokula giderken bana kırmızı bir mont almışlardı. Hani şu içi pofuduk olanlardan. Mevsim kış. O zamanın kışları şimdiki gibi köfteden de değildi. Diz boyu karda poponuz donardı. Önlüğün içine boğazlı kazak giydirten bir soğuk. Üzerine bir de mont giyince o kadar kalın oluyordu ki, sıcak ve kaşıntı basıyordu. Ne kadar düşünmemeye çalışırsam çalışayım, kaşıntı hissi o kadar kuvvetleniyordu. Sıkı sıkıya giydirilmiş kıyafetleri çıkarmaya üşendiğimden, montumun üzerinden kendimi kaşımaya çalışırdım. Tabii o kadar kata öyle nazik-nazik üstten kaşımak işe yaramazdı. Kaşıntılar biraz sonra yumruğa dönüşürdü. Sabah saatlerinde okula gitmek üzere servis beklerken montunun üzerinden kendini yumruklayan küçük bir kız… 🙂 Evlere şenlik bir görüntü!
  • Yine aynı dönemlerde apartman kapısıyla ilgili bir takıntım vardı. Kapının içinden 3 kere geçerdim. Yani dışarı çıkar, içeri girer, bir daha çıkar, bir daha girer ve çıkıp giderdim. Yazarken yoruldum, yaparken neden yorulmazdım, muamma… Üşütük olacağım o zamandan belliymiş diyelim. Hala kapılardan 3 kere geçerim… deeeermişim, yalan olur, ama uğurlu sayım kesinlikle 3’tür.

modern dans

  • Bir ara nereden estiyse modern dansa merak saldım. Sanırım yandaki gibi havada zarafetle süzülen arkadaşlar kanıma girdi. Tan Sağtürk’ün dans okuluna birkaç ay gittim. Tabii yaş olmuş yirmi küsür. Vücut kütükten biraz hallice… Seneler boyunca kumanda elde, koltukta uzana uzana nihai şeklini bulmuş, esneklik falan hak getire… Sınıftaki en beceriksiz, en berbat dans eden zat bendim. İlk olarak basit hareketlerle başladı kurs. Onları biraz takip edebildim. Ancak benim dışımdakilerin çoğu önceden dans deneyimi olan tipler olunca, bir süre sonra tempolar hızlandı, hareketler bana göre modern dansın kuantum fiziği kıvamına geldi. Kendimi dans etmekten çok, ahenkle dans edenlere bakıp, “Haçan yap şuni, yap şuni” diye kafamı duvara vururken bulunca, modern dans maceram sona erdi. Hala rüyalarımda Tan Sağtürk’le dans ediyor muyum? Ediyorum…
  • Bıraksanız saatlerce, ama saatlerce bilgisayar oyunu oynarım. 10-12 saat, o kadar yani. Gerçi Can doğduktan sonra bilgisayar oyunu performansım yerlerde sürünüyor ama olsun, ruhum asi… (Yok anaaam, asilik falan kalmadı. Akşama yorgunluktan kendimi yatağa zor atıyorum, nerede oyun oynamak falan…) O kadar uzun saatler oyun oynayınca ne oluyor biliyor musunuz? Gözlerinizden istem dışı olarak deli gibi yaş akmaya başlıyor. Oyun sevgisi benden az olmasın, kardeşimin de bununla ilgili bir hikayesi vardı. Seneler önce kuzenimle kardeşim sanırım 12 saat falan aralıksız Doom oynamışlar. (Oyunun ismini yanlış hatırlıyor olabilirim.) Sonunda bedenleri iflas edince bari yatalım demişler, ama, uyumak ne mümkün. Uzun süre ekrana bakmaktan gözlerinden deli gibi yaş akıyor şaşkolozların. Adeta yastıklar ıslanıyor… Bitti. Hikaye bu kadar. Hmmm! Şimdi okudum da hiç komik değil. Neyse yazdık bir kere. İdare edin artık.
  • Bankada çalışırken uzun, siyah ve pek havalı saçlarım vardı. Birgün zihnime nereden düştüyse… Hmm, sanırım bunu BebekveBen’de daha önce yazmıştım. Ay bir daha anlatmaya üşendim. Şuradan okuyuverin bir zahmet.
  • Yumurta yerken acayip kuralcıyım. Bir kere soğumuş yumurtayı hiç sevmem. Bu nedenle pişer pişmez oturup yemeliyim. Hatta soğumasın diye yerken varsa açık camları kapatırım. Sarısı mutlaka iyi pişmiş olmalı. Omlet yapacağım diye yumurtayı tavaya kırıp, sarısıyla beyazını şöyle bir karıştırana gıcık olurum. Her nevi yumurtanın üzerine bol bol karabiber ekilmeli ve haşlanmış yumurtanın üzerine de zeytinyağı dökülmeli… Bu arada yumurtayı 10’dan fazla şekilde pişirebilirim. (Peh, peh! Bulunmaz maharet!) Yumurta sevgim bebeklikten gelmiş. O kadar severmişim ki, annem gözünü bir dakika bile benden ayırsa çıtır çıtır kabuklarını bile yermişim. Bir de günde 50 tane siyah zeytin ve gözlerimden yaş aka aka acı soğan yeme olayım var ki, ne siz sorun ne ben söyleyeyim.
  • Bebeklik demişken, bebekken evimize ne zaman misafir gelse ilgi çekmek için elimden geleni yaparmışım. Özellikle kendi elbiselerimi ve babamın fanilalarını giyip misafirlere defile yapmaya bayılırmışım. Birgün misafir varken çok yaramazlık yapınca annem bana kızıp, biraz uslanayım diye odama koymuş. Kapıyı da kapatmış. Benden bir müddet ses gelmeyince “bakalım bizim muzur ne yapıyor” diye kontrol edesi gelmiş. Hay beni odaya kapamaz olaymış. Sen tut, dolaptaki bütün temiz, ütülü elbiseleri odanın ortasına dağ gibi yığ, üzerine çık ve bir güzel işe… Valla okuyunca ben bile  çıldırdım. İnşallah Can bana çekmemiştir.
  • Ütü yapmam, ama, ütülü çamaşıra bayılırım. Çok pis bir ironi. Ha burada resmi bile var.
  • Çocukken bir yerden elime bir nikah şekeri geçmiş. Hani şu içinde badem olup da üzerinde süs olarak tüller müller bir de yapma çiçekler konulanlardan. Ben o yapma çiçeği şekerden ayırmış, atkuyruğu yaptığım saçımın üzerine toka gibi takmışım. Bizimkiler çaktırmadan çok gülmüş, düşünsenize, pek bir güzel olduğumu düşünüyorum, kafada nikah şekeri… Ama moda hevesim kırılmasın diye ses etmemişler. Hatta öyle çekilmiş bir fotoğrafım bile var. Türkiye’de kalmış olmasa valla bloga koyardım.
  • Bin çeşit yemek pişirip, yemekli misafir ağırlamaya  bayılırım. Ama tabağımdaki yemeği paylaşmayı hiç ama hiç sevmem. Aranızda Friends dizisinin meraklıları varsa, “Joey doesn’t share food!” desem nasıl olur… İzlemeyenler için buyurun…

  • Son hikayem de liseden… Çalışkan öğrenciydim. Ancak yine de notlarımı merak ederdim. 9 mu 10 mu alacağım hesabı… (Diksinçççç!) Öğretmenlerim de bana güvenirdi. Birgün müzik öğretmenim ders sırasında öğretmenler odasına gidip, onun not defterini dolabından alıp, sınıfa getirmemi istedi. O derece güveniyor… Aşağıya indim. Not defterini aldım. Yukarıya çıkarken şeytan dürttü. Notumu deli gibi merak ediyordum. Sana ne? Sanki öğrenince başım göğe erecek. Zaten iki gün sonra karne alıyoruz. Çatla emi… Tüm sınıfların derste olmasına güvenip merdivenlerin ortasında, gözden ırak bir köşede defteri açtım, bakıyorum. Bir de sadece kendiminkine değil, tüm arkadaşlarıma… Öyle dalmışım yani. Gözlerimi defterden kaldırdığımda beden öğretmenimin merdivenlerden koşarak indiğini fark ettim. Defteri kapatmak için çok geçti. Şükür ki adamın acelesi vardı.  O acelesinin arasında 5 saniye durakladı. Bir bana, bir de deftere baktı… Badi Ekrem misali temposunu bozmadan koşmaya devam ederken “Sana hiç yakıştıramadım Tanla” dedi. Yerin 7 kat dibini o gün gördüm. Fena değilmiş…

Siz de dilerseniz burada kendi züttürük itiraflarınızı paylaşabilirsiniz. Söz vallahi, aramızda…

Hakkında Bebek ve Ben

Bebek ve Ben

Merhabalar! Adım Tanla. Dijital tasarımcıyım. Eşim Kuzey ve 5 yaşındaki oğlum Can’la beraber dünyayı keşfediyoruz. Hayatı, insanları, video oyunlarını ve seyahati seviyorum. Okumayı, araştırmayı, dinlemeyi ve konuşmayı da… Oğluma hatıra olarak başlattığım BebekveBen’in kısa zamanda annelerin buluştuğu, soru sorduğu ve paylaştığı bir ortama dönüşmesinden çok mutluyum. Çocuk yetiştirmenin heyecan verici dünyasında bize eşlik ettiğiniz için teşekkürler.

6 yorum

  1. Çook güzel ve samimi itiraflar,teşekkür ederiz paylaştığınız için,sabah sabah güldüm valla :)))))))

  2. Çok şekersin ya.Züttürük itiraflar:)Benim de var çok..Küçükken uykuya dalacağımda yanımdakilere bakar gözlerini kapattıklarını görürdüm.Neden kapatırlar diye düşünürdüm.Küçükken gözüm açık uyuduğumu sanırdım:)
    Varan 2:İlkokuldayken yaramazları öğretmenlere birisi ispiyonlardı.O ispiyoncu bendim.Napıyım öğretmen bana çok güveniyormuş :)))))))))))

    Ben de blogta züttürük itiraflarda bulunsam hiç fena olmıcak:)

    • Bebek ve Ben

      İspiyoooonccuuu, ispiyoooncuuu! 🙂
      Bekleriz valla… Diğerleri de bunlar kadar eğlenceliyse yaşadık…

  3. yumurta takıntısı aynı… ben de hayatımda hiç ütü yapmadım desem ?? ayrıca o tiksinç lise dönemini de geçirdim. saçımı mor değil de pembeye boyamışlığım vardır.
    esas itiraf şimdi bebekken o kadar uslu, o kadar uyuyor muşum ki annemler zekamdan şüphe etmişler 🙂

Sen de bir yorum yaz...

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*