Yetersiz Hissediyorum

BebekveBen2011 senesinin Nisan ayında Can dünyaya geldiğinde, bebekli yaşam hakkında bildiklerimiz, kitaplarda/internette okuduklarımızdan, çevremizdekilerin bize söylediklerinden  ve çocuklu yakınlarımızda gözlemlediklerimizden ibaretti.

Can’ı eve getirdiğimizde, yenidoğanların aslında 3-4 ay gibi uzunca bir süre bir çeşit uyku halinde olduğunu bilmiyorduk. Uyku hali derken, bebeğin uyumak, emmek ve kaka/çiş yapmak dışında fazla bir faaliyeti olmamasını kastediyorum. Bu yüzden ilk gülücüğü, gözlerini ilk kez uzun süre açıp çevreye bakması, eline verdiğimiz bir oyuncağı ilk kez kavraması bizim için birer ödül gibi olmuştu. Daha sonra bebeklerin aslında olması gerekenden 3-4 ay daha erken doğduklarını ve gelişimlerinde eksik olan bu 3-4 ayı ana rahmi dışında tamamlamaya çalıştıkları için böyle sessiz ve iletişim fukarası olduklarını öğrendik. Yeni anne babalar için ne kadar büyük bir hayat tecrübesi… O ilk aylar boyunca, Can’ın büyüyeceği ve bizimle gerçek anlamda iletişim kuracağı günleri iple çektik.

Sonra sabırsızlıkla beklediğimiz günler geldi. Can 5. aydan itibaren desteksiz olarak oturmaya ve nesneleri elinde uzun süreli olarak tutmaya başladı. Bence bunlar bebek gelişiminde en önemli aşamalardan biri. Bizim için de eğlenceli günler başladı. Artık halının üzerinde beraberce oturuyor ve oyuncaklarla oynayabiliyorduk. Ardından gelen emekleme, ayağa kalkma ve ilk sözcüklerle birlikte, Can’ın ailemizin bir parçası olduğunu iyice duyumsadık.

Can bu günlerde 14 aylık olmak üzere. 14 aylık bir bebeğin ne kadar eğlenceli olduğunu, hayatımıza ne kadar büyük bir hareket ve mutluluk kattığını sizlere anlatamam. Ellerinden tuttuğumuzda paytak paytak yürümesine, ışık hızında emeklemesine, istediği şeyleri mini mini parmaklarıyla işaret etmesine, oynamak istediği oyuncakları bize getirmesine, yemeğini beceriksiz de olsa kendi başına yemesine, kısaca her haline bayılıyoruz.

Ancak bir konu var ki beni derin derin düşündürüyor. Konuya girmeden önce biraz günlük hayatımızdan bahsedeyim. Her ne kadar bana çok yardımcı olsa da, Kuzey çalıştığı için Can’ın bakımı büyük ölçüde benim üzerimde. Üç öğün yemeği ve ara öğüleri, alt temizliği, uyutulması rutin olarak yaptığım işlerden. Öte yandan ev işi yapma meraklısı bir yapım olmasa da, sağlık açısından evimi temiz tutmak isterim. Özellikle mutfağım ve banyom temiz olmazsa rahat edemem. Çamaşırları makina yıkıyor elbette, ancak yıkananların katlanması işi hep var. Allahtan ütü yapmıyorum. Bir de ütü derdi olsa ne yapardım bilmem. Eh en az iki-üç günde bir yemek yapma, her gün yatakları düzeltme gibi diğer işleri de unutmamak lazım.

Her sabah kalktığımızda, önce Can’ın yeme, içme, temizlik gibi ertelenmesi mümkün olmayan ihtiyaçlarını gideriyorum. Özellikle günün erken saatlerinde, Can, fiziksel ihtiyaçları giderildikten sonra kendi kendine oynuyor. Ben de fırsattan istifade sofrayı toplamak, yemek yapmak, yatağı toplamak gibi ev işlerini hızla hallediyorum. Ardından Can’ın sıkılma sinyallerini görerek onunla oyun oynuyorum. Bir müddet sonra öğle uykusu saati geliyor. Oğlumla beraber ben de yatıp, uyuyorum. Uyandıktan sonra yine alt değişimi ve öğle yemeği var. Bunlar da tamamlandıktan sonra saat 15,00-16,00’ya geliyor. Buraya kadar herşey gayet güzel.

Saatler tik-tak ilerlerken, bir yetişkin olarak benim de yapmak istediğim şeyler aklıma geliyor. Okumak, yazmak ve kısa da olsa, kendime özel vakit ayırmak istiyorum. Türkiye’de yaşasaydık bu durum nispeten kolay olabilirdi. Bebeğimi çok güvendiğim anneme emanet ederek, birkaç saat çalardım kendime. Ama buradaki yaşantımızda bu, çoğunlukla mümkün olmuyor. Neden mi?

Öğle yemeği bittikten sonra Can’ı, biraz kendi kendine oyalanmasını umarak, oyun parkına bırakıyorum. Ben de hemen iki adım ötesinde, bilgisayarımın başına geçiyorum. Oynadığı yerden beni görebiliyor, ben de onu görüyorum. Bana ihtiyacı olduğunda hemen yanına gidebiliyorum. Yalnız hissedeceği herhangi bir durum yok. Hal böyleyken, Can, önce biraz oynarmış gibi yapıyor. Ancak çoğunlukla bu dakikalar yarım saatten uzun sürmüyor. Bir müddet sonra kendi kendine oynamaktan sıkılıyor. Benim yanına gitmemi ya da onu parktan çıkarmamı istiyor. Eğer bunları yapmazsam önce mızmızlanmaya, sonra da ağlamaya başlıyor. Ben de işimi bırakıp yanına gidiyorum. Dolayısıyla herhangi birşeye yoğunlaşmak kesinlikle mümkün değil. Yaptığım her ne varsa güme gidiyor.

Gelelim beni düşündüren konuya. Bir çocuğun fiziksel bakımının yanısıra, sağlıklı  gelişimi açısından onunla zaman geçirmenin önemini biliyorum. Can ile oyun oynamaktan gerçekten keyif alıyorum. Onunla beraber yeni oyunlar keşfetmeyi, kitaplara bakmayı, ortalıkta koşuşturup çocuklaşmayı çok seviyorum. Ancak  yapmak istediğim başka şeyler de var. Onunla biraz oynadıktan sonra, parkına geri bıraktığımda mızmızlanmaya başlaması beni çok üzüyor. Kendi kendine oyalanmaya alışması için bu mızmızlıklara bir süre kulak tıkamaya çalışıyorum. Bu arada da içimi büyük  bir vicdan azabı kaplıyor. Onu mızıldattığım için acaba kötü bir anne miyim? diye düşünüyorum

Öte yandan, bebeklerle yetişkinlerin ilgi alanları elbette çok farklı. Her ne kadar onunla oyun oynamaktan keyif alsam da, saatlerce kesintisiz olarak oynamak beni sıkmaya başlıyor. Tahtaları pat-pat birbirine vurdurma, kutuların kapaklarını açma-kapama, oyuncakların parçalarını söküp takma gibi faaliyetler bir bebeğe çok çekici gelse de, aynı şeyleri her gün ve gün içinde bin defa yapınca sabrın sınırları zorlanmaya başlıyor. Çocuk sahibi olmak komşu çocuğuna üç-beş saat bakmak gibi bir şey değil ki, sıkıldığınızda bırakasınız. O sizin çocuğunuz, büyümek için bunları yapmalı. Siz de ona olan sevginizden bir şekilde yapıyorsunuz.

Sonra akşam oluyor. Kuzey işten gelince kendimi biraz nefes almış gibi hissediyorum. Beraber yemek yiyoruz. Her ne kadar işyerinde yorulmuş olsa da, Kuzey de Can’ı özlemiş oluyor. Ben bulaşıkları toplarken baba-oğul oynuyorlar. Ardından yatma faslı geliyor. Bildiğiniz gibi Can’ı aramızda uyutuyoruz. Bu aralar uyuması yaklaşık 30-40 dakika sürüyor. Minik oğlumuz mışıl mışıl uyuduğunda saat gece 22,00’yi buluyor.

Pek çok kişi için uyku saati olan bu saatte, benim için yaşam yeni başlıyor. Bilgisayarımın başına oturup bebeğimi daha iyi büyütmek için araştırmalar yapıyorum, yeni şeyler öğrenmeye çalışıyorum, blogumu ve Alternatif Anne yazılarımı yazıyorum, okurlarımdan gelen soruları yanıtlamaya çalışıyorum. Bu aralar bir de beni çok heyecanlandıran bir kitap projesi üzerinde çalışıyorum. Saatlerin nasıl geçtiğini anlayamıyor, çoğunlukla saat 3,00-4,00 arasında, tükenmiş bir şekilde yatağa giriyorum.

Bütün bunlar olurken bu aralar aklımda hep aynı sorular dönüp dolaşıyor. Acaba Can akşamları yatağa yattığında ne düşünüyor? Mutlu oluyor mu? Beni oyuna çağırırken mızıldadığı ve ağladığı dakikalar hep aklımda. Acaba yapmak istediği şeyleri yapamıyor mu? Bugün annemle istediğim kadar oynayamadım diyor mu? Kısacası Can’a yetebiliyor muyum? Bilemiyorum.

Ya siz? Siz çocuğunuza yetebildiğinizi düşünüyor musunuz? Fikirlerinizi gerçekten duymak isterim.

Hakkında Bebek ve Ben

Bebek ve Ben

Merhabalar! Adım Tanla. Dijital tasarımcıyım. Eşim Kuzey ve 5 yaşındaki oğlum Can’la beraber dünyayı keşfediyoruz. Hayatı, insanları, video oyunlarını ve seyahati seviyorum. Okumayı, araştırmayı, dinlemeyi ve konuşmayı da… Oğluma hatıra olarak başlattığım BebekveBen’in kısa zamanda annelerin buluştuğu, soru sorduğu ve paylaştığı bir ortama dönüşmesinden çok mutluyum. Çocuk yetiştirmenin heyecan verici dünyasında bize eşlik ettiğiniz için teşekkürler.

10 yorum

  1. Sen çok fazlasıyla yetiyorsun-.Bunun için üzülmene gerek yok.Tamda benim daha önce söylediğim gibi mükemmel bir annesin özellikle çocuğunla oynaman onunla vakit geçirmen beni memnun ediyor ne yalan söyleyeyim ben kardeşinle seni büyütürken sizinle bu kadar ilgilenememiştim.Daha çok temel ihtiyaçlarınızın karşılanmasına yetebiliyordum.Oyuna pek vaktim kalmıyordu.Onun için senin Canla oynaman çok hoşuma gidiyor.Beni tek üzen senin uykusuz kalman.Kuzeye de çok teşekkür ederim,sana çok yardımcı ve her zaman söylediğim gibi oda çok iyi bir baba.Üzülmene gerek yok yetebiliyormuyum diye,çünki bununda sonu yok.Öpüyorum,sevgiler.

    • Bebek ve Ben

      Ah annem, annem, canım annem. Mükemmel bir insan var mıdır şu dünyada? Senin güzel yüreğin beni öyle görüyorsa ne mutlu bana. Ama benim iyi bir anne olduğumu düşünüyorsan, bu mutlaka seninle babam beni güzel yetiştirdiği içindir. Ben de seni o tatlı yanaklarından öpüyorum.

  2. Ah ah ben seni oyle iyi anlıyorum ki. Aynı hayatı yasamakta idim. Tugrayı deli gibi sevmeme onunla oyun oynamama ona o kadar duskun olmama ragmen. Tugranın uyudugu saatler benim icin cok kıymetliydi. Cunku annelik kimligimden sıyrılıp Berrak olabiliyordum. Sana sunu soyleyebilirim. Biraz daha buyuyunce kendi kendine daha fazla oynayacak. bir de seninle aynı odada oldugu surece seni yanında isteyecektir. O yuzden guvenlı bir yere koyduysan baska odada isini halletmeye calis. En azından Tugra için gecerli idi.
    Zaten okula baslayınca daha da rahat edeceksin. Ama haklısın. Kendini de kotu hissetme. anneysek robot da degiliz canım. İki soluklanmak kendimize ait bırsetler yapmak bizim de hakkımız.
    Bu arada 2 hafta sonra sanal aleme anca donebildim 🙂

    • Bebek ve Ben

      Hoşgeldin Berrakcım,

      Bütün annelerin hemen hemen aynı durumda olduğunu duymak insanı oldukça rahatlatıyor. Bebeklerimizi çok seviyoruz ama bazen bizim de nefes almaya ihtiyacımız var. Öyle değil mi? Ben şimdilik Can çok ufak olduğu için gözümün önünden ayırmaya cesaret edemiyorum. Hele bir dillenip, derdini anlatacak hale gelsin. O zaman sanırım daha rahatlatlayacağız…

      Bu arada özlemiştim, sesini duyduğuma çok sevindim. Nasılsın, iyi misin? Umarım yerleşebilmişsinizdir. Hangi şehire gittiniz?

      Sevgiler

  3. Sorma ben de ozledim. Ankara,dayız biz. Ben calışmaya basladım, Tuğra da okula basladı. Daha yeni yerleştik sayılır, ama hala yapılması gereken suruyle iş var. burası başka bir boyut sanki zaman yetmiyor. Oradaki koşturmacasız hayatımı çok özlüyorum.

    • Bebek ve Ben

      Kolay gelsin canım.
      Tebrikler. Nerede başladın? Demek Tuğra yuvaya gidiyor. Aferin benim bıdığıma… Sevdi mi yeni yerini?
      Özlemler, özlemler… İnsan buradayken orayı, oradayken de burayı özlüyor öyle değil mi? Bence her iki tarafta yaşamanın da kendine göre avantajları ve dezavantajları var. Önemli olan sizin içinizde nasıl hissettiğiniz. Sağlıklı ve mutlu olun inşallah!
      Aileye benden selam. Ankara’nın ve memleketin keyfini çıkarın.
      Sevgiler

  4. Selam tanla, benimde 14 aylik bir oğlum var..ördek yavrusu gibi peşimde dolaşıyo bütün gün..fenalık geliyo bazen…bende çocuğuma yeterince zaman ayıramadığımı düşünüyorum…oyun ounamakda biryere kadar…sıkılıyorum..nefes almaya ihiyacım var…onu çok seviyorum ama çok bakımsız hissediyorum kendimi…hiç birşeye yetmiyorum sanki ne kadar çabalasamda….ama genede iyiki doğurmuşum onu:-)

    • Bebek ve Ben

      Valla Bernacım
      Hep aynı duygular değil mi? Çocuk sahibi olmak çok ilginç birşey. Bir yandan deli gibi seviyorsunuz. Öte yandan yaşantınızı çok değiştiriyor. Senin de dediğin gibi yine de değer herşeye. Bu zamanlar elbette geçecek. Büyüdükçe bize arkadaş olacaklar…
      Sevgiler

  5. Merhaba Tanla
    Bu yazını henüz okuma fırsatım oldu ve yeni yazabildim canım. Bence sen çok iyi bir annesin ve Can da bu konuda çok şanslı. Zaten önemli olan akşama kadar hep yanında olup ama bir o kadar uzak olmak değil önemli olan,(hoş sen zaten hep yanındasın onun; ama ben biran dışarda çalışan anneler gibi düşündüm bende varım bunun içinde) onunla kaliteli zaman geçirmektir bence. Elif doğduktan ve çalışmaya başladıktan sonra bende senin gibi düşünüyordum.Ama sonraları gözledim ki bebeğin seninle oynayıp mutlu oluyor ve sonra yatağında mışıl mışıl uyuyorsa bu, onun gayet mutlu ve huzurlu olduğunun ispatıdır. Hem zaten bir anne olarak bunu hissedebiliyorsun.Bende artık gözlemlerimle onun mutlu olduğunu gördükten sonra bu suçluluk duygum ortadan kalkmaya başladı. Bir de madalyonun diğer yanı var tabii ki, Bu da sensin. Sen mutlu olmalısın canım.Neden mi? Sen mutlu olmasan ne eşini ne de çocuğunu mutlu edebilirsin. Önceden bende herşeyi eşi ve çocuğu için yapan tabiri caizse saçını süpürge eden anneler gibi düşünüyordum. Fakat işyerimdeki arkadaşlarımla zaman zaman sohbetlerimizde bu konuda onlara hak verdiim.Mutlaka kendine ait zamanın olmalı ve kendini mutlu edeceğin işlerle uğraşabilmelisin. Bunu yapmak zor biraz ama yapmak lazım kesinlikle. Sen mum olup yanabilesin ki etrafına ışık saçabilesin.Aynı şey herkes için geçerli tabii. Sen çok iyi bir annesin eminim..Kendine iyi bak kocaman sevgiler canım…

  6. Ben çalışıyorum ve bebeğimle gunum aksam 4’te başlıyo. bu saatten uyku saatine kadar gecen surede bile hani şu kutular, kapaklar, pat-pat lar, aç-kapalar sanki h,iç bitmeyecek gibi geliyo. haftasonları kendimizi hangi aktıviteye atsak nereye gıtsek de kızımızı farklı şeylere tanıştırsak , hazırlandık, çıktık, gezdik, yedik içtik derken vakit geçse şaşırıyoruz. az çok hepimiz aynı şeyleri yaşıyoruz galiba.

Sen de bir yorum yaz...

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*