Yaşadığım İletişim Kazasının Düşündürdükleri

iletisim-kazasi

Sosyal ağları seviyorum. Facebook, Twitter ve en son olarak Pinterest’i senelerdir aktif olarak kullanıyorum. Bu ağlar sayesinde pek çok arkadaş edindim. Bazıları arkadaştan da öte, dostluğa dönüştü.

2010 senesinde Can’a hamile kalınca ilgi alanlarım da doğal olarak değişti. Artık kadın ve dijital tasarımcı kimliklerimin yanısıra yeni bir kimliğe, “anneliğe” hazırlanıyordum. Dolayısıyla hamilelik, annelik, bebek ve çocuk bakımı üzerine blogları, websitelerini, forumları birer birer keşfetmeye başladım.

2011 senesinde Bebek ve Ben blogunu tutmaya başladıktan sonra kendim gibi annelerle diyaloğum kuvvetlendi. Uzakta yaşamanın en zor yanlarından biri de insanları ve kültürü özlemek. Sosyal ağlar beni ülkemde olup bitenlerle ve insanlarla yakınlaştırıyor. Geçtiğimiz Şubat ve Mart aylarında Türkiye’deydim. Bu süreçte blog dünyasından tanıştığım insanlarla yüzyüze görüşme şansı buldum. Daha önce bilgisayarımda bir fotoğraf ve yazılardan ibaret olan arkadaşlar ete, kemiğe büründü. Hatta aylık olarak yapılan Blogger Anne – Blogger Baba Buluşması’ndan birine de katılma şansım oldu.

Elbette her insan ayrı birer kişilik. Ancak aynı kültürün kadınları olarak annelikle ilgili sorular, heyecanlar, endişeler ve mutluluklar birbirine benziyor. Herkes çocuğunu elinden geldiğince iyi bir şekilde yetiştirmeye çalışıyor. Çevresinde olup bitene duyarlı, okuyan, araştıran, paylaşan annelerle dolu bir ortamda bulunmaktan dolayı çok mutluyum.

Buraya kadar herşey çok güzel değil mi? Ancak sosyal ağların farklı bir yönü daha var: O da “iletişimin sistemin yetenekleriyle sınırlı olması“. Bilgisayardan ya da cep telefonundan bağlandığımız bu ortamlarda, anlatmak istediğimiz şeyleri mümkün olduğunca özet bir şekilde vermek zorundayız. Bu da iletişim kazalarına davetiye çıkarıyor.

İletişim Kazası Yaşadım

Geçen gün bir arkadaş Twitter’da “Kimin, neyi, ne maksatla söylediğini anlayamıyorum. Bazen biri öyle bir şey söylüyor ki, ciddi mi? dalga mı geçiyor? ciddiyet görüntüsü altında iğnelemek mi istiyor? anlayamıyorum” diye dert yanıyordu. Ona yanıt yazan pek çok arkadaş da benzer deneyimlerini anlatıp, hak veriyorlardı.

Bugün ben de istemediğim halde bir iletişim kazası yaşadım. Twitter üzerinden iki arkadaşla sohbet ediyorduk. Daha doğrusu bir arkadaşın sorduğu bir soruyu yanıtlamaya çalışıyorduk. Söylediğim konuyu daha iyi açıklamak amacıyla bir örnek verme ihtiyacı duydum. Ancak 140 karakter kısıtına bağlı kalarak hızla yazdığım örnek amacını aştı. Hiç istemeden üzüntü veren bir örneğe dönüştü. Arkadaşlara “Kusura bakmayın. Böyle üzücü bir örnek vermek istemezdim.” dedim. Onlar da “En iyisi bu konuyu kapatalım” dediler. Konu kapandı. Ancak benim içimi bir sıkıntı kapladı. “Keşke farklı bir örnek verseydim. Ne lüzumu vardı şimdi…” diye kendi kendimi yiyip, durdum.

Şimdi düşünüyorum. O arkadaşların sadece bir tanesini sanırım bir kere yüzyüze görmüştüm ve merhabalaşmıştık. Diğeriyle ise tanışma şansımız hiç olmadı. Kısacası ben onları tanımam, onlar beni tanımaz. Kendimi anlatma, niyetimi açıklama şansım çok kısıtlı. Yüzyüze bir ortamda aynı örneği versem belki hiç problem olmayabilirdi. Ancak böyle uzaktan uzağa, hele bir de çok da tanışık olmadığınız insanlarla girdiğiniz diyaloglar bazen garip kaçabiliyor. Başka birisi, “Aman ne olacak. Nasıl olsa tanışmıyoruz bile. Altı üstü bir örnek. İnternet ortamında bunun gibi daha neler oluyor.” diye düşünebilir.

Ancak bilgisayar ve cep telefonu ekranlarınn ardındakiler de birer insan. Bir ufak söz çok kırıcı olabilir. Bir cümle insanın bir gününü berbat edebilir. Sosyal ağların en kötü yanı bazen karşımızdakinin de bizim gibi bir insan olduğunu unutturması… Bu nedenle kendi kendime dertlendim.

Hatasız kul olmaz derler. Bugün ben kendi payıma istemeden bir hata yaptım. Bu hatamdan da bir ders çıkardım: Böyle bir iletişim kazasını bir daha yaşamamak için daha dikkatli olmaya çalışacağım. Bu yazıyı yazmamın amacı sosyal ağların kırılganlığını ve muhattap olduklarımızın insan olduğunu kendime hatırlatmaktı…

Son olarak “Kırdığım kalp varsa affola!”

Hakkında Bebek ve Ben

Bebek ve Ben

Merhabalar! Adım Tanla. Dijital tasarımcıyım. Eşim Kuzey ve 5 yaşındaki oğlum Can’la beraber dünyayı keşfediyoruz. Hayatı, insanları, video oyunlarını ve seyahati seviyorum. Okumayı, araştırmayı, dinlemeyi ve konuşmayı da… Oğluma hatıra olarak başlattığım BebekveBen’in kısa zamanda annelerin buluştuğu, soru sorduğu ve paylaştığı bir ortama dönüşmesinden çok mutluyum. Çocuk yetiştirmenin heyecan verici dünyasında bize eşlik ettiğiniz için teşekkürler.

5 yorum

  1. Arzu Çakıcı

    Dert etme olur öyle şeyler. Benim kırdığım potları duysan Ohooooo.

  2. Aisha Orhanova via Facebook

    Bir iki arkadasla artik eskisi gibi olamiycak derecede sanal iletisim kazasi yasadigim icin biliyorum.Isin komik tarafi yuz yuze gelindiginde bunlarin konusulamiyor olmasi.Feci derecede yuz yuze iletisimi etkiliyor sana alem.

  3. Bosver hıc onemlı degıl. Bence bu bir hata bile degıl. Onemsız ufak seyler bunlar.

    senı cok sevıyoruz ve yazılarını begenerek okuyoruz. aynen devam

    sevgiyle,

Sen de bir yorum yaz...

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*