Vancouver – 4.Gün

Seyahate gidişleri ne kadar seviyorsam, dönüşleri de bir o kadar sevmiyorum. Dönüşü kim sever ki… Hele böyle güzel bir vakit geçirildiyse. 4 günlük Vancouver maceramızın son günündeyiz. Uçağımız öğle vakti. Bu nedenle sadece bir kahvaltı etme şansımız olacak.

Bavulları dünden hazırladığım için o konuda endişe etmeye gerek yok. Ancak bebekli yaşamın gereklerini de düşünerek erken hareket edelim diyoruz.

Vancouver’de son gün kahvaltımız için, mehtini duyduğumu Pan Pacific Hotel’in açık büfesine gitmeye karar verdik. (Obeziteden Kurtuluş Günlüğü‘mü bozacak yemek alarmı! Kimseye çaktırmayın!)

Sabah uyanınca hızla hazırlanıp dışarıya çıktık. Sahilde bulunan Pan Pacific’e ulaşmak için 15-20 dakikalık bir yürüyüşümüz var. Tam yolun yarısına gelmişken bir kalabalık, bir gürültü, bir patırtı. Geçeceğimiz yolu kapatmışlar iyi mi?

Meğer Kanada’nın en büyük katılımlı halka açık koşusu olan Sun Run yapılıyormuş. 1985’de bu yana her sene, sağlık, zindelik, toplum ruhu ve amatör sporu desteklemek amacıyla yapılan 10 kilometrelik Sun Run koşusunda, sonradan öğrendiğimize göre bu sene 48,000 katılımcı varmış.


Açıkçası toplumun bu beraberliği ve katılımı beni çok etkiledi, çok hoşuma gitti. Koşuyu bol bol fotoğrafladıktan biraz sonra start verildi. Koşucuların yolu terketmelerinin ardından sahile doğru yürüyüşümüze devam ettik. Bizim ülkemizde de artık böyle halk koşuları yapılıyor. Kıtalararası İstanbul Avrasya Maratonu ilk anda aklıma gelen. Ancak koşu parkurunun kenarına aşağıdaki gibi portatif tuvaletler getiriyorlar mı? onu merak ettim.


Sıkı bir yürüyüşten sonra, Vancouver’lıların görünüşüyle gurur duyduğu ve ilginç mimarisiyle denize açılan bir yelkenliyi andıran Pan Pacific Hotel’e ulaştık. (Not: Fotoğrafı dün akşam çekmiştim.)

Vancouver Convention Centre Pan Pacific Hotel

Kahvaltımızı, denize bakan Cafe Pacifica’da yaptık. Pek gurur duyarak söylemiyorum, ama, sanırım kalori limitimi fazlasıyla aştığım bir kahvaltı oldu. Özellikle Kanada’ya özgü sıcacık akçaağaç şurubuyla sunulan pankekler çok güzeldi.

Can da buradaki kahvaltıyı hapır-hupur silip süpürdü. Hatta kahvaltı boyunca gülücükler atarak cilveleştiği bir yaşlı çiftten erkek olanı, kahvaltı alanından ayrılırken Kuzey’in kulağına eğilip “Bu bebek her zaman bu şekilde yiyorsa, en kısa zamanda büyüyüp bir iş bulsa iyi olur.” demez mi? Kuzey’le bu lafa koptuk. Aaah ah amcası, sen bilsen bu küçük herifçiğin günü gününe uymaz. Tatilde böyle yer, eve gidince bizi inletir.

Kahvaltı masasından ayrılırken, masanın üzerinde ufak çaplı bir hortum yaratmıştık.

Vancouver’de çektiğim son fotoğraflardan biri de otelin hemen dışındaki 2010 Kış Olimpiyatlarından kalma olimpiyat meşalesi oldu. Daha önce koruma amaçlı olarak demir tellerle çevrili olan ve bu nedenle eleştiri alan olimpiyat meşalesinin çevresindeki teller kaldırılmış. Bu nedenle güzel bir fotoğraf çekebildim.

Otelimize dönünce, bavullarımızı son kere kontrol ettik. Bizi havaalanına götüren taksinin penceresinden kenti son kez görürken, Kuzey, ben ve eminim Can bile bu güzel tatilin bittiğine hayıflandık. Vancouver! Mutlaka gidin ve görün derim.

Bebek ve Ben

Bebek ve Ben
Merhabalar! Adım Tanla. Dijital tasarımcıyım. Eşim Kuzey ve 7 yaşındaki oğlum Can'la beraber dünyayı keşfediyoruz. Hayatı, insanları, video oyunlarını ve seyahati seviyorum. Okumayı, araştırmayı, dinlemeyi ve konuşmayı da... Oğluma hatıra olarak başlattığım BebekveBen'in kısa zamanda annelerin buluştuğu, soru sorduğu ve paylaştığı bir ortama dönüşmesinden çok mutluyum. Çocuk yetiştirmenin heyecan verici dünyasında bize eşlik ettiğiniz için teşekkürler.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*