Vancouver – 2.Gün

Vancouver‘de ikinci günümüzdeyiz. Kuzey bugün erkenden kalkarak toplantının yolunu tuttu. Ben de Can’ın uyanmasından sonra, oğlumu pusetine oturtup kahvaltının yolunu tuttum. Seyahatlerde bebeklerin yiyeceği yemekler hep planlanmak durumunda. Şükür ki Kuzey Amerika’da pek çok otelde sabah kahvaltısında yulaf lapası bulabilirsiniz. Hem sağlıklı, hem de besleyici. Can hiç sorun çıkarmadan lapasını yedi. Evde kimi öğünlerde kök söktüren bebek, seyahatlerde sağa sola bakınarak hiç şikayet etmeden yiyor. Hep gezsek mi ne?

Ardından kendi kahvaltımı, dün dolaşırken gözüme kestirdiğim Burrard Street üzerindeki MarketPlace IGR’nin lezzetli Napoli paninisinden yiyerek yaptım. Hindi etli, peynirli ve ızgara biberli bu sandwich marketteki seçeneklerin en sağlıklı görüneni. Ancak obeziteden kurtuluş günlüğümdeki kalori hesabımda ufak bir patlama yaptığı kesin.

Kahvaltıdan sonra ilk hedefim W.Georgia caddesi üzerinde olan ve Vancouver şehir merkezinin en güzel alışveriş merkezi olduğu söylenen Pacific Centre. Alışveriş merkezine girmeden hemen önce, Vancouver Art Gallery’nin tam önünde, bir gökdelenin üzerindeki harika yansımayı fotoğrafladım.
Vancouver W.Georgia St. gökdelendeki yansıma

Neredeyse bütün öğleden önce alışveriş merkezinde aylak aylak dolaştım. Can sabah uykusuna dalmış olduğundan, Sephora adlı kozmetik mağazasındaki makyaj malzemelerini tek tek denedim. Nemlendiriciden başlayıp, fondoten ve göz altı kapatıcısına, oradan allık, far, rimele aklınıza ne gelirse sürdüm, sürüştürdüm. Koku alma duyumu yitirene kadar bütün kokuları üzerimde denedim. Aynaya bakınca sonuçtan pek bir memnun kaldım. Ancak bu sefer banyodan sonra şöyle bir kurutulmuş saçlarım gözüme batmaya başladı. Acaba bir kuaför mü bulsam diye düşünürken, Sephora’da saç ürünleri de olduğu aklıma geldi. Koşar adımla rafa yaklaştım. Tam saç köpüklerini incelerken yanıma bir görevli yaklaştı. “Saç ürünlerinde bir tanıtımımız var, denemek ister misiniz?” diye sordu. Ne tanıtımı olduğunu sormadım bile. Direkt “evet” dedim. Meğer saça maşa yapmıyorlar mı? Şansa bak! Bir de saçlarımı dümdüz maşa yaptırdım. Sabahki doğal halimi gören zavallı kocam, bu akşam gözlerine inanamayacak!

Taze bebekli hırpani anne şeklinden, bakımlı anne şekline girmek iyi geldi.  O hızla kendimi sokaklara vurdum. Kanada postanesinin posta kutularının tasarımı çok hoşuma gitti.

vancouver posta kutusuAkşama doğru Kuzey’le buluştuk. Akşam yemeği için hedefimiz Guu isimli Japon restoranına gitmek. İzakaya stilindeki bu restoranda, Japon içkilerine eşlik eden hafif yiyecekler satılıyor. Vancouver’de çok popüler olan Guu’ya varmadan önce, Nelson isimli bir ara sokakta “Hobbit House” isimli çok şirin bir ev gözümüze çarptı. Tolkien delisi olan ben, evin içinin nasıl olacağı konusunda hayaller kurarken, daha sonra buranın aslında bölgesel bir kiliseye bağlı bir bina ya da restoran olduğunu duyduk. Mini mini eşyalı bir Hobbit evi beklerken ne büyük hayal kırıklığı!

Vancouver Nelson St. Hobbit houseGuu’daki yemeğimiz son derece hafif ve lezzetliydi. Yemeğin yanında çok orijinal bir şişe içinde satılan Ramune’den içtik. Bulursanız mutlaka deneyin. Yemeği hafif yiyince, Robson caddesi üzerindeki Gelarmony isimli dondurmacıdan da 2 top gelato kazandım. Yuppiii!

Vancouver GuuSaat henüz erken olduğundan şehri keşfetmeye devam ettik. Bu seferki rotamız Vancouver limanına (Harbour) bakan Coal Harbour. 1800’lü yılların sonunda, bu bölgede kömür bulunduğu için bu adı almış .Coal Harbour 1990’lı yıllarda gelişerek, oldukça pahalı apartmanların bulunduğu bir yerleşim yeri olmuş. Lüks teknelerin demirlediği limanda çiçeklenmiş olan şu ağacın güzelliğine bakar mısınız?

vancouver coal harbourHep tepelere bakmamak lazım. İşte yerlerdeki güzellikler. Adeta bir çiçek yağmuru!

Vancouver Coal Harbour yaprak yağmuruCoal Harbour’dan karşı kıyıya baktığımızda, tepeleri karlı kadim North Shore dağlarını gördük. Karşı kıyılardaki evlere bakarken, oraların nasıl olduğunu merak etmekten kendimi alamadım.

Vancouver Coal Harbour kadim dağlarLimanda  demirli teknelerin arasında üç tanesi çok şirindi. Tekne değil, adeta birer ev gibiydiler. Belki de liman yönetimine kira verip, gerçekten teknelerin içinde yaşıyorlar. Baksanıza, önlerine park edilmiş bisikletleri bile var. Hayat şahane!Vancouver Coal Harbour  tekne evler

Yürüyüşümüzün devamında içinden geçtiğimiz Harbour Green Park’ın hemen önünde deniz uçakları park ediyordu. Böylece dün Stanley Park’ın üzerinden geçen uçakların evlerini bulduk 😛

Vancouver Harbour Green Park deniz uçağıBunlar da Harbour Green Park’a bakan lüks apartmanlar. Aylık kiraları CAD2500-3000 civarında… Eh! Denize mi baksam, dağa mı diye karar veremeyen ya da sabah kahvesini kapanmaz manzaraya karşı içmek isteyenlerin ödemesi gereken ufak bir bedel.

Vancouver Harbour Park sahildeki gökdelenlerHava yavaş yavaş kararmaya ve Can da uykusuzluktan mızmızlanmaya başladığı için gezimizi burada kesmeye karar verdik. Ağır adımlarla otelimizin yolunu tuttuk…

Hakkında Bebek ve Ben

Bebek ve Ben

Merhabalar! Adım Tanla. Dijital tasarımcıyım. Eşim Kuzey ve 5 yaşındaki oğlum Can’la beraber dünyayı keşfediyoruz. Hayatı, insanları, video oyunlarını ve seyahati seviyorum. Okumayı, araştırmayı, dinlemeyi ve konuşmayı da… Oğluma hatıra olarak başlattığım BebekveBen’in kısa zamanda annelerin buluştuğu, soru sorduğu ve paylaştığı bir ortama dönüşmesinden çok mutluyum. Çocuk yetiştirmenin heyecan verici dünyasında bize eşlik ettiğiniz için teşekkürler.

Sen de bir yorum yaz...

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*