Seviyorum Ama Kimi, En Tatlı Birisini, Nasıl Söylesem Sana…

Seviyorum Ama Kimi,

En Tatlı Birisini,

Nasıl Söylesem Sana…

İlk harflere baksana!!!

Sabah kahvaltısına oturmak üzereyim. Telefonumun ekranına bir mesaj düştü… Taaa ortaokuldaki arkadaşım Çağatay’dan… Çağatay aynı zamanda edebiyat öğretmenimiz Ruhi bey’in oğlu. Ruhi bey ne kadar beyefendi bir adam ve çok iyi bir öğretmense, Çağatay da bir o kadar haylaz bir çocuk. Ancak sürekli gülümseyen çehresi ve çilli suratıyla bir o kadar da sevimli. Çok sevdiğim bir arkadaşım… (Buradan ikisine de selamlarımı ve sevgilerimi gönderiyorum.) Birkaç sene önce Facebook sayesinde bulduk birbirimizi. İyiki de bulmuşuz….

Çağatay aşağıdaki fotoğrafı göndermiş. Can bize soru soran gözlerle bakarken, Kuzey’le kahvaltı boyunca güldük…. “Dövme beni, döveyim seni” yazmışım çocuğa ya… Deli miyim, neyim? Ayıptır bir kere 😛 Değer verip, hatıra defterine yazdırmak istemiş, yaptığım şirretliğe bak. Pek erkek Fatma da değildim ya o zamanlar… Neden “döveyim seni” falan yazmışsam… Lakin  yaş 12-14 civarı… Daha kız arkadaş, erkek arkadaş muhabbetleri pek başlamamış. Kızlarla erkeklerin kendi aralarında çete kurarak birbirine düşman olduğu, kolkola girip, bacaklarını savurarak “Önümüze gelene bir tekme!” diye çığırdığı çağlar… Bir de resim çizmişim ki evlere şenlik… Sanırım o zamanlar devekuşuymuşum 😛

hatıra defteri

Hatıra defterlerini hatırlıyor musunuz? Cicili bicili, bol resimli… Hani bu yazının başlığında verdiğim gibi binbir şiirle süslediğimiz. Ya anket defterlerini? Mektup arkadaşlarına ne demeli?

Reçelli ekmeğini ısırırken “Bu devirde mektubu kim bekler?” dedi kocam. Bir yandan haklı, iki saniyede email at gitsin… İçim acıdı birden. Çocukluğumu hatırladım. “Ben beklerim.” dedim, “Beklerim…” Hiç McDonalds’da yediğin hamburgerle, boğaza karşı, sohbet ederek, balık / meze keyfi yapmak bir mi? Hiç email mektubun verdiği keyfi verir mi? “Haklısın” dedi. “Ben yazmayı sevmezdim ama mektup almayı severdim.” Eee, trafik iki yönlü…

İlkokulda Milliyet Çocuk dergisinin “mektup arkadaşları” köşesinden bir kızı seçmiştim. Amasya’dandı sanırım. Bir hevesle yazıp, kendimi tanıtmıştım. Uzunca bir süre sonra gelmişti yanıtı. Bir ay, belki de iki ay sonra…. Tam umutsuzluğa kapılıp, seçtiğim arkadaşın beni unuttuğunu düşündüğüm sırada… Ne heyecandı o… İsmini maalesef hatırlamıyorum, ama suratı dün gibi aklımda… Mavi bir tulum giymiş, kahverengi saçları kulak hizasında kesilmiş bir kız. Kendi salonlarında koltuğa oturup, bacak bacak üstüne atmış. Fotoğrafı da verevden çekmiş. Gülümseyişi öyle sevimli ki… Kendime göre pek hoş, pek güzel bulmuştum. Mektubu hala Türkiye’de saklarım. İlk mektup arkadaşım…

Daha sonra şu yazımda anlattığım taşınma hikayemiz var. İlkokulu bitirip, ortaokula başlayacağımız yaz annemle, babam Marmaris’e taşınmaya karar vermişti. İlkokuldaki neredeyse tüm arkadaşlarım aynı ortaokula devam ederken, ben yepyeni bir şehirde, yeni bir okula başlayacaktım. Nasıl da salya sümük ağlaşarak ayrılmıştık arkadaşlarımla…. Birbirimizi asla unutmayacağımıza, sürekli mektup yazacağımıza söz vermiştik. Sözümüzü tuttuk da… O yaz boyunca yakın arkadaş grubumla hayatımın en keyifli mektuplaşmalarını yaptık. 3 ay boyunca onlarca mektup taşındı İstanbul’la Marmaris arasında… Yaz mevsimimi aydınlatmıştı o mektuplar… Nazen, Burcu, Esin, Melda, Ruti, Gül ve daha belki hatırlayamadığım nicesi. Her ne kadar daha sonra İstanbul’a geri taşınmaya karar verdiysek de, en umutsuz anlarımın can yoldaşı olmuştu mektuplarım. O mektuplar da hala annemin evinde. Türkiye’ye gittikçe ara ara hepsini açar, satır satır okur, çocukluğumuzu, masumluğumuzu, paylaştıklarımızı hatırlarım….

Sonra büyüdük, liseli olduk. İlkokulda başlayan arkadaşlıklarımın bir kısmı ortaokul ve lisede de devam etti. Ne de olsa ayn mahallenin çocuklarıydık. Yaşlar büyüdükçe anket defterleri çıktı ortaya. Kırtasiyelerde hatıra defterlerinin çeşitleri bolken, anket defterleri fazla bulunmazdı. Kişiye özeldi onlar. Beyaz bir harita metod defteri alınır, Blue Jean gibi dergilerden beğendiğimiz şarkıcı ve sinema oyuncularının fotoğrafları kesilir, beyaz sayfalara özenle yapıştırılarak süslenirdi. Sonra sorular hazırlanırdı. Aman efendim ne zordu o soruları düşünmek… Kimi zaman, daha önce anket defteri hazırlayan başka bir arkadaştan kopya çekilirdi. Sonra en sevilen arkadaşlar başta olmak üzere tüm arkadaşlara sorular sırayla doldurtulurdu. Hatıra defterinde çocuksu hisler ön plandayken, ankette asıl amaç kim kimi seviyor onu öğrenmekti. 😛 Kişinin kimden hoşlandığı ya da kiminle çıktığıyla ilgili sorular en sona saklanırdı. O soruya gelene kadar en sevdiği renk, tuttuğu takım, beğendiği şarkıcılar gibi bir sürü kıvır zıvır öğrenirdin anketi dolduran hakkında. Senden önce anketi dolduranların yazılarını da okumak büyük keyifti. Bazen ilan edilemeyen aşklar o satırlarda ortaya çıkar, ilgili kişilere haber uçurulur, dedikodular başlardı. Anneyle, babadan, hele ki hınzır kardeşlerden bucak bucak saklanırdı o defterler….

Bilemiyorum Can’ın böyle anıları olacak mı? Bizim çocuklarımız arkadaşlarından haber almak için 2 ay bekler mi? Can’ın da belki de Facebook, Twitter, Instagram, FourSquare ya da henüz ismini bilmediğimiz bilimum sosyal medya hesaplarıyla ilgili anıları olacak. Hatırlıyor musun falanca arkadaş isteği göndermişti, filanca bilmem nereye check-in yapmıştı, filanca ile acayip bir #selfie’miz vardı diyecek. Ay, tuhaf oldum… İhtiyarladık mı? Yoksa bir tek ben miyim böyle düşünen?

Sepet sepet yumurta

Sakın beni unutma… [Eee, haydi… 🙂 ]

Hakkında Bebek ve Ben

Bebek ve Ben

Merhabalar! Adım Tanla. Dijital tasarımcıyım. Eşim Kuzey ve 5 yaşındaki oğlum Can’la beraber dünyayı keşfediyoruz. Hayatı, insanları, video oyunlarını ve seyahati seviyorum. Okumayı, araştırmayı, dinlemeyi ve konuşmayı da… Oğluma hatıra olarak başlattığım BebekveBen’in kısa zamanda annelerin buluştuğu, soru sorduğu ve paylaştığı bir ortama dönüşmesinden çok mutluyum. Çocuk yetiştirmenin heyecan verici dünyasında bize eşlik ettiğiniz için teşekkürler.

Sen de bir yorum yaz...

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*