Puerto Rico’da Can’lı Günler -1

İki uçak arası beklemelerle birlikte, neredeyse tüm gün süren yolculuğumuzdan sonra, dün gece geç saatte Puerto Rico’ya ayak bastık. Yolculuk boyunca Can, 7 aylık bir bebekten beklenmeyecek kadar sakindi. Çok az ağladı, çoğunlukla bizimle oynadı ve uyudu. Ancak 10 saatin sonunda bizim gibi onun da yorulduğunu tahmin ediyorum.

Puerto Rico’ya vardığımızda hava kararmıştı. Havaalanında ilk dikkatimi çeken şey, ada ülkelerine özgü renkli renkli dekorasyon ve İspanyolca reklam tabelalarıydı. Bir taksi tutup, otoban dışında fazla birşey göremeden otelimize ulaştık.

Adanın Isla Verde bölgesinde bulunan otelimiz çok hoş. Görevliler kibar. Otele girişimizi yaptıktan sonra hemen odamıza çıktık. Pencereyi açınca Kuzey’in ısrarla yüksek katlardan oda istemesinin sebebini anladım. Balkonumuzdan ışıl ışıl bir Puerto Rico manzarası görünüyor.

Otelin balkonundan görülen manzara

Bavullarımızı açtıktan sonra Kuzey hemen Can için mama suyu almaya gitti. Bereket, yürüyüş mesafesinde Amerika’dan alıştığımız bir market olan Walgreens var. Tatil boyunca acil ihtiyaçlarımızı hep oradan gördük. Kuzey dışarıda iken ben de Can’ın yatağı konusunu çözdüm. Daha önce anlattığım gibi, yatak konusunda endişeliydim. Bu, Can ile ilk kez otelde kalışımız olduğundan yatağın temiz ve güvenli olmasını umuyordum. Şükür ki o konuda bir sorun yaşamadık. Evdekinden küçük olmakla birlikte, demir parmaklıklarıyla sağlam bir bebek karyolası getirdiler. İçindeki temiz yatağın üzerine de otel müşterilerine verilen çarşaftan serdiler. Ben de onun üzerine evden getirdiğim bebek çarşafını geçirerek hijyen konusunu çözdüm.

Kuzey marketten geldiğinde hepimiz çok yorulmuştuk. Pijamalarımız giyip, pofuduk yatağımızın içinde bayıldık kaldık.

Buenos Días Isla Verde! (Günaydın Verde Adası! )

Sabah güneşli ve harika bir güne uyandık. Kuzey’in gün boyunca katılması gereken toplantılar olacağı için Puerto Rico’yu oğlumla birlikte keşfetmeye karar verdik. Ama önce otelimizde harika bir kahvaltı ettik. Harika derken, sanırım Amerika’da sunulan standart kahvaltılardan bahsetmem gerek.

Amerika’daki orta halli otellerde, alıştığımız şekilde peynirli-zeytinli bir kahvaltı bulmak hayaldir. Çoğu otel, Amerikan tipi denilen bir kahvaltı sunar. Bu kahvaltıda cereal (mısır gevreği), bagel (simite benzeyen yuvarlak ekmek) ve küçük paketlerdeki fabrikasyon reçellerden bulabilirsiniz. Amerikalılar kare şeklindeki tost ekmeğini kızartıp üzerine reçel sürerler. İçecek olarak kahve, çay, süt ve portakal suyu sunulur. Continental breakfast denilen biraz daha güzel bir kahvaltı tipinde ise, yukarıda saydıklarıma muffin (küçük kek), kruvasan ve waffle (kalın hamurdan yapılan bir çeşit gözleme) eklenir.

Daha lüks otellerdeki kahvaltıda, haşlanmış yumurta, bacon (domuz pastırması), kızarmış sosis, patates kızartması gibi sıcaklar da bulunur. Ayrıca taze meyveler de menüye eklenir. Kahvaltıda sipariş üzerine omlet yapılması nadirdir ve bulunduğunda kaçırılmaması gereken bir nimettir.

Tüm bu anlattıklarım kulağa hoş gelse de, Amerika’daki kahvaltılar genellikle bizim standartlarımıza göre yavandır. İki gün üst üste yedikten sonra, insanın içini kurutur. Bizim güzelim Türk tipi kahvaltımızdaki peynir, zeytin, domates, salatalık ya da salam gibi soğuk etleri bulmak biraz hayaldir.

Kuzey Puerto Rico’ya daha önce gelmiş ve kaldığımız otelin kahvaltısını çok övmüştü. Restauranta inince gözlerime inanamadım. Sipariş üzerine omlet yapmalarının yanısıra, çeşit çeşit peynirler, salamlar, jambonlar ve taze kesilmiş domates bulup küçük çaplı bir bayram sevinci yaşadım. Kahvaltıda Can için de bir süpriz vardı: Sıcak sıcak hazırlanmış organik buğday lapası. Can için bir mama sandalyesi istedik ve böylece oğlum da ilk defa dışarıda hazırlanmış bir yemeği tatmış oldu.

Mmm, güne güzel bir kahvaltı ile başlamak gibisi yok!

Yediğin, İçtiğin Senin Olsun, Bana Gördüklerini Anlat.

Kahvaltıdan sonra Kuzey toplantıya gitti. Ben de ağır ağır çayımı bitirip, oğlumun pusetini iterek otelin bahçesine çıktım. Bahçede çok hoş bir çevre düzenlemesi yapmışlar. Bazıları adaya özgü tropikal ağaçlar ve palmiyeler, oldukça geniş bir havuzu çevreliyordu. Can ve Kuzey ile birlikte havuza girebilmek için yarını beklemem gerektiğini düşünerek hayıflandım. Etrafta egzotik kuşların sesleri duyuluyor ve parlak güneşli bölgeler ile, oldukça yüksek ağaçların gölgesi güzel bir tezat oluşturuyordu.

Otelin bahçesi

Gölgelerine bayıldığım kadim ağaçlar

Bahçeyi gezmeyi bitirince, ufak bir kapıdan otelin hemen önündeki kumsala çıktım. Acele ile ayakkabılarımı fora edip, yalın ayak, özlediğim kumsalı duyumsadım. Bebek arabası ile kumsalda ilerlemek tam bir mesele. Sonunda Can’ı kucağıma alarak arabayı hafiflettim. Arabamızı tek el ile çeke çeke önüme çıkan ilk şezlonga uzandım.

Kumsal sağ ve sol tarafa doğru göz alabildiğine uzanıyordu. Bazı ada sakinleri, sabah sporunu yapmak için kumsalda yürüyordu. Her iki uçta da yüksek ve lüks apartmanlar göze çarpıyordu. Ricky Martin’in Puerto Rico’lu olduğunu ve Isla Verde’de oturduğunu biliyor musunuz? Kimbilir, belki de şu anda apartmanının penceresinden oğlumla bana bakıyordur. “Hola (Merhaba) Ricky!”

Oturduğum şezlongdan sağa bakınca görülen manzara

Kumlarda kimbilir hangi yiyeceği bulmayı umud eden meraklı bir kuşun ayak izleri vardı.

Meraklı kuş

Bu yeni çevreyi ve büyüüük banyoyu şaşkınca gözleyen oğluma gülümseyip, temiz havayı içime çekerek, öylece okyanusa bakakaldım. Arkası yarın

“Bırakın burada yaşlanayım!” manzarası

Hakkında Bebek ve Ben

Bebek ve Ben

Merhabalar! Adım Tanla. Dijital tasarımcıyım. Eşim Kuzey ve 5 yaşındaki oğlum Can’la beraber dünyayı keşfediyoruz. Hayatı, insanları, video oyunlarını ve seyahati seviyorum. Okumayı, araştırmayı, dinlemeyi ve konuşmayı da… Oğluma hatıra olarak başlattığım BebekveBen’in kısa zamanda annelerin buluştuğu, soru sorduğu ve paylaştığı bir ortama dönüşmesinden çok mutluyum. Çocuk yetiştirmenin heyecan verici dünyasında bize eşlik ettiğiniz için teşekkürler.

Sen de bir yorum yaz...

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*