Okul Kaygısıyla Nasıl Başa Çıktık?

Çocuğunuz bu sene ilk kez okula mı gidecek? Okul öncesi eğitim kurumu ya da ilkokula mu başlayacak? Eminim siz de en az onun kadar heyecanlısınız. Belki de endişeli ya da bir parça buruk… Gerçek ismi bende saklı olan okurum Senem’in okula yeni başlayan oğlununun alışma süreciyle ilgili bazı soruları var. Yeni bir ülkede, yeni bir yaşama başlayan Senem ve ailesi, çocuklarının ilk okul deneyimini ülkemizden uzaklarda yaşıyor. Herşey yeni, herşey yabancı. Çocukları da henüz ufak… Haliyle okula karşı bir direnç oluşmuş. Senem, oğlunun okul kaygısıyla nasıl başa çıkabileceğini soruyor. Gelin kendi sözleriyle dinleyelim:

Altı ay önce Amerika’ya taşındık. 2,5 yaşında bir oğlum var, zor bir durumda. Siz de bu yoldan geçtiğiniz için desteğinize ihtiyacım var. Oğlum 3 gün önce preschool’a (okul öncesi eğitim kurumu) başladı. Daha tam Türkçe konuşamıyor, İngilizce de anlamıyor. Maalesef benim de İngilizcem iyi değil, baba yardım ediyor. Okula beraber gidiyoruz, sınıfa da beraber giriyoruz. Dün parka çıktıklarında 10 dakika dışarıya çıktım, çok ağladı, geri döndüm. Bugün bana “Yine gidin, biraz alışsın.” dediler. 45 dakika bağıra bağıra ağladı. Biraz sustu ki eve gitme zamanımız geldi. Sınıfta sürekli öğretmeni değişiyor. Çocuğu bırakın, daha ben bile öğretmenlere alışamadım. Size sorum, bu süreç daha erken değil mi sınıftan çıkmam için? Tabii ki dünyanın neresinde olursa olsun anne annedir, ben çok mu Türk annesiyim, kıyamıyorum? “Bırakın ağlasın, çok normal” diyorlar. Çok şey okudum ama sizin yaşadıklarınızı yaşadığım için şu an size güveniyorum. Ne yapmalıyım?

Merhaba Senem,

Okula başlama ve aileden ayrılık kaygısıyla ilgili süreçleri oğlum Can ile, 4 sene önce biz de yaşadık. Can Amerika’daki okul deneyimine ilk olarak 2,5 yaşında Montessori felsefesiyle eğitim veren bir anaokulunda pre-primary programına giderek başladı. O günlerde Anaokulunda İlk Gün İçin Acemi Annelere Notlar diye bir yazı yazmıştım. Tabii o yazımın üzerinden seneler geçti. Ancak yazımı bugün okuduğumda yazının içindeki pek çok noktanın okul kaygısıyla başa çıkmada ailelere yardımcı olacağını düşünüyorum. Anaokuluna pozitif bir başlangıç yapabilmek için denenmiş ipuçlarını içeren Anaokulunda İlk Gün İçin Acemi Annelere Notlar yazımın özellikle “sancısız ayrılık” bölümünü okumanı tavsiye ederim.

Can, 3 yaşında Montessori okulunun primary sınıfına geçti ve 2 sene orada devam etti. Geçen sene, 5 yaşındayken, bir devlet okulunda ana sınıfına (kindergarten) gitmeye başladı. Okul sonrası saatleri için de yine Montessori okuluna devam etti. Bu sene mahalle değişikliğimiz nedeniyle 1. sınıfa yeni bir okulda başladı. Kısaca 4 senede 3 okul değiştirmiş olduk. Bu süreçte ayrılık kaygısı ve okul kaygısı konusunda bayağı tecrübe edindiğimizi söyleyebilirim.

Bu süreçle ilgili olarak paylaşabileceğim en önemli gözlemim şudur: Çocuklar kesinlikle gözlemle davranış modellerini oluşturuyor. Küçük bir çocuğun en önemli rol modeli ebeveynleri… Çocuğun okul konusundaki algısı da ebeveynlerinden gördükleriyle şekilleniyor. Bir diğer deyişle sizin okula karşı tutumunuz ne ise, çocuğunuz da aynılarını size yansıtıyor.

Günümüzde çekirdek aile modeli oldukça çocuk merkezli. Çocuğumuz için en iyi imkanları seferber ediyor, günlük aktivitelerimizi çocuklarımızın çevresinde şekillendiriyoruz. Aman sıkılmasın, aman eğlensin… Bunlar en büyük kaygılarımız… Haftasonu programlarımızı çocuğun eğleneceği park, doğumgünü gibi aktivitelerle dolduruyoruz. Buna bir de yurtdışında yaşam koşulları eklenince içe dönük bir aile modeli ortaya çıkıyor. Çocuk, okul çağına kadar aileyle ve özellikle de anneyle dip dibe yaşıyor. Tüm temel ihtiyaçlarını anneyle gideriyor ve en büyük oyun arkadaşı da anne oluyor. Okul çağına gelen çocuk haliyle okula gitmek, yabancı bir ortama girmek istemiyor. Okul kaygısı, ayrılık kaygısı yaşıyor.

Okul konusunda sıkıntı yaşıyorsak olaya objektif bir gözle bakabildiğimizde sorunun kaynağını keşfedebileceğini düşünüyorum. Eğer sorunu tespit edebilirsek çözümü de bulmak kolaylaşır. Okul kaygısının pek çok sebebi olabilir. Bu yazımda iki tanesine değineceğim: Ebeveynlerin davranışları ve okulun koşulları.

Ebeveylerin Davranışları

Okul kaygısı ya da ayrılık kaygısı yaşıyan bir çocuğumuz varsa, öncelikle okul konusunda ebeveyn olarak kendi tutumumuzu mercek altına alalım. Okul konusunda tereddüt yaşıyor ve bu tereddütümüzü çocuğumuza yansıtıyor olabilir miyiz? Okul konusunda çocuğumuzla hiç iletişim kurmamış ya da bilmeden hatalı iletişim kurmuş olabilir miyiz?

  • Hazırlık yapmamak: Bugüne kadar dizimizin dibinden ayrılmamış çocuğumuzun okul konusunda direnç yaşayacağını tahmin ettiğimiz için okul zamanı gelene kadar okulla ilgili hiç diyalog kurmamış, okul konusunda konuşmaktan kaçınmış, onu okula zihnen hazırlamamış olabilir miyiz? Birden alışık olmadığı bir ortama giren çocuk (tıpkı yetişkinler gibi) ortama yabancılık çekebilir ve bu şekilde okula karşı bir direnç oluşabilir.
  • Olumsuz çağrışım yaratmak: Okul konusunda farkına varmadan olumsuz çağrışım yapabilecek diyaloglar kurmuş olabilir miyiz? Mesela, “Bu yaz iyi oyna, sonbaharda okula başlayacaksın, artık bu kadar geç yatmak, bütün gün oyun oynamak yok.” gibi… Çocuğumuz okulun sıkıcı bir  yer olduğunu, ona istemediği sorumluluklar yüklediğini düşünüyor olabilir mi? Bizim kültürümüzde çocuğu birey olarak kabul etmemek, çocuğun varlığını hiçe saymak çok yaygın. Çocuğumuzun bulunduğu bir ortamda mesela eşimizle, arkadaşımızla, annemizle “Gönderiyoruz ama alışabilecek mi acaba? Bak, bugün yine okulda ağlamış…” gibi konuşmalar yapıyor muyuz? Bununla ilgili kişisel bir hikayem de olacak…  Kardeşim ilkokula başladığında her sabah mide bulantısı ve kusma şikayetleri olurdu. Konuyu uzunca bir süre çözemedik. Birkaç sene sonra büyüdü, kusma hikayesi kayboldu. O davranışları bir sohbet içinde geçince bize: “Bana bazı çocukların sınıfta kaldığını söylemiştiniz. Sınıfta kalmanın derslerde performansı kötü olan öğrencilerin sene tekrar yapması olduğunu anlamamıştım. Onun yerine herkesin eve gidip,  bazı çocukların gece okulda kaldıklarını, orada yaşadıklarını düşünmüştüm. O nedenle okuldan korkuyordum.” demişti. Biz okul konusundaki görüşlerimizi çocuğumuza yansıtmadığımızı düşünüyor olabiliriz. Çocuğumuz odada bir köşede oynuyor diye duymuyor ya da anlamayacak zannedebiliriz. Ama çocuklar gerçekten anne ve babanın sergilediği davranış modellerini, sarf ettiği sözleri, direkt ona söylenmese bile, başka bir işle meşgul gibi gözüküyorsa bile zihinlerinde kayıt ediyor ve hayat konusunda algılarını bu şekilde oluşturuyorlar.
  • Kaygıyı yansıtmak: Çocuğumuzu okula gönderdiğimiz için asıl biz kendimizi kaygılı hissediyor olabilir miyiz?  Çocuğumuzla okulda ayrılırken sanki onu son kez görecekmiş gibi uzun uzun sarılıyor, onu kucağımızdan bırakamıyor, sınıfa onunla beraber giriyor, ders başlamasına rağmen sınıftan ayrılamıyor muyuz? Her anne için geçerli olmayabilir elbette ama bir yanda mecburiyetler, bir yanda suçluluk duygusu içimizi kemiriyor olabilir mi? Çocuğumu okula vermekle iyi mi ettim? Kendim mi baksaydım? Okula vermesek de annem mi baksa? Okula gitmek için çok mu küçük acaba? gibi sorular kafamızda uçuşuyor mu? Yanıt evetse, bu tereddüt ister istemez kah beden dilimizden, kah gün içindeki sohbetlerimizden çocuğa da yansıyor.
  • Aşırı koruyucu olmak: Bizim Türk aileleri olarak en büyük handikaplarımızdan biri çocuğumuzu hep çok küçük, çok aciz, adeta kendi bedenimizin bir uzantısı gibi görmek. Bu durum çocuk bakma stilimize yansıyor ve çocuğun karakterini şekillendiriyor. 6 yaşına geldiği halde yemeği ağzına beslenenen, elbiselerini kendi giyemeyen, ayakkabısını bağlayamayan, öz bakım becerilerinden yoksun pek çok çocuk var. Koşup düşecek, hasta olacak diye sokağa çıkarılmayan, parka gidip diğer çocuklarla oyun içinde bir sorun yaşandığında, sorunu kendi çözmesine fırsat olmadan ebeveynlerin bir şahin gibi olaya müdahale ettiği pek çok örnek var. Bu şekilde yetişmiş, ihtiyaçlarının hep başka biri tarafından görülmesine alışmış, adeta evin küçük prensi/prensesi haline gelmiş bir çocuk, diğer çocuklarla eşit olduğu, kendisine özel bir  muamele yapılmayan bir ortama girdiğinde kaygı duymaz mı sizce?

Ebeveynlerin Davranışlarından Kaynaklanan Okul Kaygısına Çözümler

Kendi davranışlarımızın farkına varmak ve hatalı bir uygulamamız varsa değiştirmeye gayret etmek çocuğumuza okul kaygısı ya da ayrılık kaygısı konusunda  yardımcı olmak adına ilk adımımız olmalı… Kimi zaman kendi hatalarımızı fark etmenin ya da fark etsek de kendi kendimize itiraf etmenin zor olabileceğini kabul ediyorum. Bu durumda güvendiğiniz bir yakınımzdan, bir arkadaşımızdan, ya da bir uzmandan yardım isteyelim. Çocuğumuzun okul kaygısı yaşadığını ve bu konuda onların gözlemlediği bir hatamız olup olmadığını onlara soralım. Sorunu tespit etmek çözümün ilk adımı olacaktır.

Mesela ilk olarak okul çağı yaklaştıkça okul hakkında ön hazırlık yapıcı, pozitif bir tonda bilgiler verilerek işe başlanabilir. Okulda onun yaşında pek çok çocuk olduğu, her gün değişik aktiviteler yapılacağı, daha önce bilmediği pek çok konuyu öğrenebileceği, okulda güzel vakit geçirildiği, yaşı gelen her çocuğun okula gittiği, bizim de bir zamanlar öğrenci olduğumuz, okul saati bitince onu gelip alacağımız, evde de değişik aktiviteler yapmak için zaman kalacağı gibi konuşmalar yapabiliriz. Çocuğumuzun gideceği okulu tespit etmişsek, okula başlayacağı dönemden önce seçeceğimiz bir gün, okulu tanımak için okul yönetiminden izin alarak bir sınıfa girip, yapılan aktivileri gözleyebilir, oyunlara katılabiliriz.

Günlük yaşantımızda okul hakkında olumsuz çağrışım yapabilecek konuşmaları çocuğun yanında yapmaktan kaçınmalıyız. Kendimiz bu tarz konuşmalar yapmadığımız gibi, aile bireylerimizin ve arkadaşlarımızın da çocuğunuzun duyacağı yerlerde bu  tarz konuşmalar  yapmasını engellemeliyiz. Bu konuda tutumumuz katı olmalı. Çocuğumuzun okul kaygısı konusunda konuşacaksak bunu çocuğumuz uyurken ya da çocuğumuzun olmadığı ortamlarda yapmalıyız.

Okul konusunda kendimiz kaygılıysak, bu kaygımızı kesinlikle yansıtmamalıyız. Okul konusu konuşulduğunda, okula gidip/gelirken pozitif bir tutum ve surat ifadesi sergilemeye, çocuğumuzdan ayrılırken ayrılma süresini uzun tutmamaya gayret etmeliyiz.

Son olarak aşırı koruyucu bir ebeveyn olmaktan kaçınmalıyız diyeceğim ama bu hayata bakış açımızı kökten değiştirecek, tamamen ayrı bir yazı konusu… Yine de aşırı koruyucu olduğumuzu fark etmekle bile  başlayabilir bir değişim…

Okulun Koşulları

  • Öğretmenin tutumu: Öğretmenlik şüphesiz kutsal bir meslek. Kimi zaman okula giden çocuğumuz hafta içinde uyanık kaldığı saatlerde bizden fazla öğretmenini görüyor, onunla vakit geçiriyor. Her meslek grubunda olduğu gibi öğretmenlikte de işini layığıyla yapan öğretmenler olduğu gibi, kendini görevine vermeden, farklı kaygılarla mesleği sürdüren, çocuk psikolojisine ve gelişimine uygun olmayan davranışlar sergileyen öğretmenler de mevcut. Çocuğumuz bu  tarz bir öğretmenin sınıfına düştüyse okula gitmek istemeyebilir.
  • Okul arkadaşlarıyla ilişkiler: Çok küçük çocuklar genellikle grup oyunları oynamazlar, bireysel olarak oyun oynamayı tercih ederler.  Beraberce oyun oynama davranışı minimum 3-4 yaşından itibaren başlar. Bu nedenle 3-4 yaşından küçük çocuğun arkadaş bulamamaktan şikayet etmesi zordur. Ancak daha büyük yaşlarda, mesela 6 yaşında ilk defa okula başlayan çocuk sınıfta zaman içinde gruplaşmalar görüp, bu gruplara katılamadıysa kendini yanlız hissedebilir. Çocuğunuzun sınıfta arkadaş edindiğinden ya da iyi geçindiği birkaç arkadaşı olduğundan emin miyiz? Bunun ötesinde, birinci sınıfta dahi akran zorbalığı söz konusu olabilir. Eğer sınıftaki çocuklar arasında gruplaşma varsa, çocuğumuz herhangi bir gruba dahil olamadıysa, oyunlar sırasında yanlız kalıyorsa, bir başka çocuktan akran zorbalığı görüyorsa okula gitmek istemeyebilir.

Okulun Koşullarından Kaynaklanan Okul Kaygısına Çözümler

Okulda öğretmenden kaynaklanan bir sorun yaşamamak için öncelikle yapabiliyorsak eş, dost, akrabalardan beğendikleri öğretmenler konusunda tavsiye alabiliriz. Çocuğumuzun öğretmenini seçme şansımız varsa tanıdıklarımızdan olumlu referanslar aldığımız öğretmenlere yönlendirebiliriz. Bunun dışında çocuğumuz sürekli öğretmen odaklı bir şikayetle eve geliyorsa bu şikayetlerini can kulağıyla dinleyerek göz ardı etmemeliyiz. Çocuğun öğretmen konusundaki her şikayeti muhtemelen önlem almamızı gerektirecek bir durum değildir. Özellikle küçük çocuklar bazı durumları yetişkinlerden farklı bir şekilde değerlendirebilirler. Ancak okulda öğretmenle ilgili sürekli tekrar eden ve çocuğu rahatsız eden bir tablo yaşanıyorsa, sınıftaki diğer velilere danışarak benzer şikayetlerin yaşanıp yaşanmadığını öğrenmek ve gerekirse okul yönetimiyle sorunu çözmek söz konusu olabilir.

Öte yandan çocuğumuz sınıftaki diğer çocuklarla sorun yaşıyorsa bunu en güzel değerlendirip size bilgi verecek olan kişi öğretmenidir. Çocuğumuzun arkadaşlık ilişkileriyle ilgili bir kaygımız olduğunu öğretmeniyle paylaşıp yardım isteyebiliriz. Öğretmeni gerekirse rehber öğretmenlerden ve okul yönetiminden yardım isteyerek sorunun çözülmesine katkı sağlayabilir. Ayrıca çocuğumuzla iletişimi sıkı tutarak arkadaşlarıyla sorun yaşadığı konunun çözümüne yönelik ipuçlarını onunla paylaşabiliriz. Bu konu bizi aşan bir konuysa ya da önerilerimiz işe yaramıyorsa uzmanlardan yardım isteyebiliriz.

Sevgili Senem,

Özetle, çocuğumuzun okul konusundaki kaygılarının sebebi birden fazla olabilir. Bu yazımda ebeveynlerden ve okuldan kaynaklanan sebeplere değindim. Bunların dışında çocuğun karakteri, daha önce sosyalleşme fırsatı bulup bulmadığı, evde yeni bir bebek olması, kendisi okula giderken diğer kardeşinin evde kalması gibi çok değişik sebepler de çocukta okul kaygısı oluşmasına neden olabilir. Bu yazıda hepsine değinmek mümkün olmadığı için aklıma ilk gelenlere değinmek istedim.

Çocukların okul kaygısının bir sebebi ebeveynlerinin okula karşı gösterdiği tutum. Biz okul konusunda tereddütlü olursak, aynı tereddüt çocuğumuza da yansıyacaktır; biz kaygısız ve rahat bir tutum sergilersek o da rahat olacaktır ya da rahat olmayı zamanla öğrenecektir. Sonuçta 5 yaşından önce okul öncesi eğitim devlet tarafından mecburi tutulmuyor. Biz okula gitmesinin yararlı olduğunu düşündüğümüz için, ailevi mecburiyetlerimizden ya da tercihlerimizden dolayı çocuğumuzu okul öncesi kurumlara gönderiyoruz. Anaokuluna başlatırken çocuğumuzun sosyalleşmesini, akranlarıyla güzel vakit geçirmesini (Amerika için dil öğrenimini) hedefliyoruz. Kısacası çocuğumuzun iyiliğini  ve gelişimini gözettiğimiz için okula başlatıyoruz. Tereddüt ettiğimiz durumlarda bunu hep hatırlayalım.

Bunun ötesinde, okula başlamadan birkaç ay önce çocuğumuza okulla ilgili pozitif bir tonda konuşarak psikolojik hazırlık yapmak, bir deneme günü yaparak onu okulla tanıştırmak çocuğun okul yabancılığını kıracak ön hazırlıklardır. Okul alışverişini beraber yapmak, okul malzemelerini beraber seçmek, okul öncesi çantasını hazırlamak, okula başlamakla ilgili kitaplar okumak bilinmezlik faktörünü azaltarak çocuğumuzun okula yabancı olmasını engelleyecektir. Okula başladığımız ilk günden itibaren çocuğumuzu elinden tutarak kendi başına yürüyerek okula girmesini sağlamak, çocuğumuzu kucağımızda taşıyarak okula sokmamak, sınıf kapısına geldiğimizde sarlıp, yanağına bir öpücük kondurup, “şimdi ayrılıyorum ama öğlen saat 2’de (ya da kaçta çıkacaksa) seni alacağım, güzel vakit geçir” demek, ayrılma sahnesini uzatmamak, sınıfa çocukla girmemek, ilk birkaç gün için okulda kalsak dahi çocuğa gözükmemek, çocuğumuzu almaya asla gecikmemek bize eğitimciler tarafından önerilen, Can için uyguladığımız ve başarılı sonuç aldığımız taktiklerdi. Çocuğumuzu okuldan aldığımızda neşeli olmak, günün nasıl geçtiğini, neler yaptığını, ne oyunlar oynadığını sormak, okulu iyi zaman geçirmekle erken yaşta eşleştirmesine yardımcı olacaktır. Ayrıca eve geldiğimizde çocuğumuzla birebir oynayacağımız, güzel vakit geçireceğimiz zaman yaratmak da genel olarak kaygı seviyesinin azalmasına yardımcı olacaktır.

Yeni bir ülkede yeni bir yaşama başlamanın zor olduğunu biliyorum. Dil konusunda sıkıntılarımız varsa işler şüphesiz daha da zorlaşıyor. Çocuğumuzun okula başlaması hem dil gelişimi, hem de kültürel uyum açısından çok faydalı bir adım. Çocuğumuzun okulda olduğu saatleri de dil öğrenerek kendimize yatırım yapmak yolunda değerlendirebiliriz. Böylece yaşamdan kopmadan, üretken bir birey olmanın, kendimize, çocuğumuza ve ailemize faydalı olmanın yollarını açabiliriz. Çocuğunuz küçükken, henüz Türkçe’yi tam olarak konuşamıyorken, yabancı dilde eğitim veren bir okula başladıysa hiç endişelenmeyin. Çocukların iki dili birarada öğrenecek kapasitesi vardır. Okulda ve toplum içinde yabancı dilde konuşulurken, evde Türkçe konuşmaya devam edin. Bizim de oğlum Can’da gözlemlediğimiz gibi önce konuşmanın geciktiğini düşünebilirsiniz. Çocuğunuzla her iki dille düzenli olarak etkileşime devam ettiği sürece zaman içinde her iki dilin de geliştiğini ve çocuğunuzun her iki dili de gayet güzel konuştuğunu göreceksiniz. Dil gelişimi ve çok dilli yaşam konusundaki yazılarımı okumayı unutmayın.

Şunu unutmayalım ki yenilikler ve geçiş dönemleri bırakın çocukları, yetişkinler için bile zordur. Çocuğun ev ortamından ayrılarak okula başlaması onun için büyük bir adımdır. Bu süreci sancısız atlatmak için rahat olmaya çalışalım. Kendimize, çocuğumuza ve öğretmenimize güvenelim. Biz pozitif bir tutum izlersek, çocuğumuzun okula karşı endişesi zaman içinde azalarak kaybolacaktır. Bütün çabalarımıza rağmen çocuğumuz 2-3 ay boyunca hala anaokuluna alışamıyorsa belki henüz hazır değildir. Bu durumda imkanlarımız elveriyorsa çocuğumuzu okuldan alarak seneye başlatmayı deneyebiliriz. Ya da bir uzmandan yardım isteyebiliriz.

Umarım bu yazımda verdiğim ipuçları başta senin oğlun olmak üzere tüm ufaklıkların anaokulu ya da birinci sınıfa başlamak konusunda kaygılarının azalmasına yardımcı olur.

Sevgilerimle,

Önemli notlar: Bu blogdaki yazılar bir anne olarak kişisel tecrübelerimden oluşmaktadır. Doktor veya tıbbi ehliyete sahip bir kişinin tavsiyesi niteliğinde değildir. Lütfen sağlık konularında karar vermeden önce araştırmalarınızı yapın, sağduyunuzu dinleyin ve doktorunuza danışın.

Hakkında Bebek ve Ben

Bebek ve Ben
Merhabalar! Adım Tanla. Dijital tasarımcıyım. Eşim Kuzey ve 5 yaşındaki oğlum Can'la beraber dünyayı keşfediyoruz. Hayatı, insanları, video oyunlarını ve seyahati seviyorum. Okumayı, araştırmayı, dinlemeyi ve konuşmayı da... Oğluma hatıra olarak başlattığım BebekveBen'in kısa zamanda annelerin buluştuğu, soru sorduğu ve paylaştığı bir ortama dönüşmesinden çok mutluyum. Çocuk yetiştirmenin heyecan verici dünyasında bize eşlik ettiğiniz için teşekkürler.

Sen de bir yorum yaz...

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*