in , , ,

New York: 4.Gün

Bugün New York’da son günümüz. Uçağımız öğleden sonra 16.00 civarında kalkacağı için yarım günümüz var. Otelden en geç saat 14.00 gibi çıkmak istiyoruz. Zaman çok kıymetli olduğu için sabahtan kısa bir Manhattan turu yapıp geri dönmeye karar verdik. Hedefimiz yarımadanın güney kısmını dolaşmak.

Sabah her zamanki gibi erkenden kalkıp kahvaltımızı yaptık. Seyahat boyunca ağzına bir lokmayı zor koyan Can’ın iştahı son günkü kahvaltıda açıldı. Biz de biraz oh! dedik. Bazen sadece hava, su ve sütle nasıl yaşadığını merak ediyorum. Bir bebek-insanın yemeğe ancak bu kadar az ilgisi olabilir.

Bavulları zaten dün akşamdan toplamıştık. Check-out’umuzu yapıp, bavulları bu iş için ayrılan özel odaya bıraktık. Bugün hava biraz soğuk olacak. O nedenle sıkıca giyinip yola çıktık. Metroda dünkü kalabalık yok. Sanırım insanlar Black Friday’de bol bol alışveriş yapmış, bugünü de dinlenerek geçirmeyi hedeflemiş. Tabii bizim gibi turistler için geçerli değil bu…

Meatpacking District

Iron Chef Americaİlk durağımız önceden methini duyduğum Meatpacking District… New York’un bu bölgesi butikleri, restoranları ve gece klüpleriyle ünlü. Can ile beraber gece klübüne gitme şansımız olmadığı için buraya gündüz gitmeye karar verdtik. Hava biraz daha sıcak olsa Meatpacking District’in batı tarafında tam deniz kenarında yer alan ve çok güzel olduğu söylenen High Line Park’a uğramayı düşünüyorduk. Ayaz yüzünden vazgeçtik.

Metrodan indikten sonra haritaya baka baka Meatpacking District’i bulduk. Sakin, küçük bir mahalle. Gerçekten hoş butikler var. Ancak buraya gelmeden önce büyük bir hata yapmışım. Ziyaret etmeyi planladığım Chelsea Market‘in adresini yanıma almayı unutmuşum. Chelsea Market içinde özel restoranların ve bir iki mağazanın bulunduğu ufak bir alışveriş merkezi. Benim için önemi, severek izlediğim yemek kanalı Food Network’da yayınlanan Emeril Live ve Iron Chef America programlarının bu binada çekilmesi ve ünlü Japon şef Masaharu Morimoto ile İtalyan şef Mario Batali‘nin burada restoranları olması. Zamanımız da kısıtlı ve hava da soğuk olduğu için maalesef Chelsea Market’i sokak sokak arama şansımız olmadı. Bu nedenle ufak bir hayal kırıklığı yaşasak da, kendimizi yürüyüş yapmış ve temiz hava almış kabul ederek metroya geri döndük.

World Trade Center ve Çevresi

İkinci durağımız World Trade Center ve çevresi oldu. Belki duymuşsunuzdur. Malum trajediden sonra World Trade Center’in nasıl yenileneceği kamuoyunda tartışma konusu olmuştu. Kimileri yıkılan gökdelenlerin yerine daha uzun iki gökdelenin dikilmesi gerektiğini savunurken, kimileri hayatını kaybeden insanlara saygı açısından o alanların boş bırakılması gerektiğini düşünüyordu. Sonunda yeni World Trade Center kompleksinin 5 ayrı gökdelen, bir anıt, bir müze ve bir ulaşım merkezinden oluşması planlandı.Fotoğrafta gördüğünüz gökdelen bu binalardan “1 World Trade Center” adıyla anılan ve hala inşaatı devam edeni. Hemen sağında ucunu gördüğünüz diğeri de 2006 yılında açılan “7 World Trade Center”. Diğerlerinin de 2020 yılına kadar tamamlanması bekleniyor.
World Trade Center

Yeni binanın biraz ilerisinde St. Paul’s Chapel adında küçük bir kilise var. Manhattan’daki en eski kilise ve halkın kullanımında olan en eski bina özelliklerini taşıyan bu yapının 9/11 trajedisinde de önemli bir yeri var. Kaldırılması 8 ayı bulan enkazda çalışan itfayeciler, inşaat işçileri, polis ve diğer görevliler için bir dinlenme ve ibadet yeri olmuş bu kilise.

St. Paul's ChapelKilisenin bahçesinde Londra Belediye Başkanı tarafından New York kentine armağan edilen büyük bir çan var. Umut çanı (Bell of Hope) adı verilen bu çan, her sene 11 Eylül’de çalınarak, kendi ifadeleriyle “umudun trajedi üzerindeki zaferi” vurgulanıyor.

Bell of Hope

Bu ziyaretimizin ardından hemen yakında bulunan ve indirimleriyle ünlü Century 21 adlı mağazaya uğradık. (22 Cortlandt Street)  En alt katın marka ayakkabı cenneti olduğunu söyleyebilirim. Ayakkabı çılgını hatunların dikkatine! Ben özellikle bebek ürünlerine odaklandım. Ancak hoşuma giden ürünlerin benzerlerini kendi yaşadığımız şehirde de aynı fiyatlara bulabildiğim için New York’dan boşu boşuna yük yapmak istemedim. Aslına bakarsanız New York’un yerlileri bu mağaza yerine 5th Avenue’deki indirim mağazası Lord&Taylor’u öneriyorlar ama o da artık başka sefere…

Dönüş…

Saatlerimiz öğleni bulurken bizim de yavaş yavaş ayrılma zamanımız gelmişti. Metroya binerek otelimize doğru yola koyulduk. Bavulları alıp, Manhattan manzarasına son bir kez baktıktan sonra bizi havaalanına taşıyacak trene binmemiz hep hayal gibi.

Gidişimiz kadar dönüşümüzün de maceralı olduğunu söylesem ne dersiniz? PATH treninden indiğimiz Newark-Penn istasyonunda, havaalanına giden trenin oldukça geç bir saatte kalktığını öğrendik. Treni beklesek kesin geç kalacağımızı düşünerek, önceden aldığımız dönüş biletimizi yakmak pahasına taksiye binmek zorunda kaldık. Taksi gerçekten 15 dakikada ve hiç de trafiğe takılmadan havaalanını buldu. Newark Havaalanı ile Newark Penn istasyonu arasında ulaşım yapmayı düşünenlerin dikkatine: Bizim gibi şaşkınlık yapmayın. Yerlilerin sözünü dinleyip taksi tutun. Daha rahat edersiniz.

Nihayet havaalanına ulaştığımızda uçuşa çok az kalmıştı. Koştura koştura uçuş kapımızı bulduk. Uçağa binmeden önceki 10 dakika içinde tuvalete girmeyi, Can’ın altını değiştirmeyi ve Kuzey ile ikimize sandeviç almayı başarabildiysem bana SüperAnne desinler, değil mi? Bu arada bu seyahat boyunca Can’ın altını uçak koltuğunda, metro koltuğunda, müze koridorunda, restoran koltuğunda gibi bilimum garip yerlerde değiştirme başarısını gösterdiğimiz için bizi de tebrik etmeli. Çılgın aile!

Uçağımız havalandığında bu güzel şehri son defa görme şansım oldu. New York nasıldı? diye soranlara tek cümleyle “Bol-bol egzersiz, aralarda metro, harika bir müze ve şehir turu, güzel yemekler ve sızlayan bacaklar diyebilirim” 🙂 Yapmak isteyip de yapamadığımiz öyle çok şey kaldı ki… Daha bırakın New York’u Manhattan’ı bile bitiremedik ki… Kısacası New York’a 4 gün çok az. Tadını çıkarmak için sanırım en az 1 hafta gerekir. Hatta değişik temalarla seyahat yapılabilir: Mesela bir seyahatte sadece müzeler ve şovlar, diğerinde alışveriş, diğerinde yeme-içme ve aylak-aylak gezme gibi… Bunun dışında seyahat için ilkbahar ya da sonbahar mevsimi ideal olur diye düşünüyorum. En azından palto giymeden ve üşümeden daha rahat gezilir. Ayrıca şehrin keyfini tam anlamıyla çıkarmak için bebeğinizin de biraz büyümesinde fayda var. Hem bebek arabasına hapsolup sıkılmasın diye, hem de müzelerin tam anlamıyla keyfini çıkarabilsin/çıkarın diye…

Evet dostlar, bir seyahatin daha sonuna geldik. Ben yazmaktan çok keyif aldım. Umarım siz de okumaktan keyif almışsınızdır. Sağlıcakla kalın…

5 Comments

Yanıt Yaz
  1. Tanlacim,keyifle okudum yazini,eline yuregine saglik canim!
    Bence 4 gun icin cok dolu dolu gecmis.
    En kisa zamanda yeni seyahatlere dilegiyle!
    Saglikla,huzurla ve keyifle!
    Hayatta hicbir seyi ertelemeyin zaten bence,her firsati degerlendirin,siz de zaten oyle yapiyorsunuz ve cok da iyi yapiyorsunuz.
    Ve sen ayrica o guzel anlaltiminla herkesle paylasip bilgilendiriyorsun,ne kadar guzel! Kutluyorum seni canim!

    • Vallahi Gülçin teyze nasıl geçti anlayamadık. Ama çok keyif aldık. Özellikle Gülce’yi görmek çok güzeldi. İleriki zamanlarda belki bir daha gideriz. Kim bilir… Aslında Gülce’ye söyledim. Biz sıramızı savdık. Şimdi sıra sende diye 🙂 Hatta siz buraya ilk geldiğinizde sizi de alıp bize gelse ne güzel olur.
      Öpücükler

  2. Tanlacim,sicak davetin icin tesekkurler canim,kimbilir bakalim,belki birgun oyle bisey gerrceklestirebiliriz,neden olmasin:)) Saglik olsun da hersey olur canim,
    Oncelikle sizi Istanbul’ a bekleriz,siz gelince daha cok kisi ozlem gideriyor tabii.
    Ayrica bi dahaki sefere New York’ a baharda falan,daha guzel bir havada gidersiniz herhalde,biz Mayista geldigimizde 3 gunluk paket programla ustu acik otobusle NY u bgezmistik,cok guzeldi,paketin icinde muze ve tekne gezisi de vardi.
    Sevgilerimi yolluyorum Tanlacim!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bebek ve Ben

Bebek ve Ben

Merhabalar! Adım Tanla. Dijital tasarımcıyım. Eşim Kuzey ve 7 yaşındaki oğlum Can'la beraber dünyayı keşfediyoruz. Hayatı, insanları, video oyunlarını ve seyahati seviyorum. Okumayı, araştırmayı, dinlemeyi ve konuşmayı da... Oğluma hatıra olarak başlattığım BebekveBen'in kısa zamanda annelerin buluştuğu, soru sorduğu ve paylaştığı bir ortama dönüşmesinden çok mutluyum. Çocuk yetiştirmenin heyecan verici dünyasında bize eşlik ettiğiniz için teşekkürler.

American Museum of Natural History

New York: 3.Gün

sünnet

Erkekliğe Adım Attım…