Ne Olacak Bu Çocuk

Evde, oyun parkının içindeyiz. Oyun fikirleri tükenince yerde duran minik bebek tarağına ilişiyor gözüm. “Can haydi tarağı yerden al, annenin saçını tara.” Bizimkisi bildiği bir kelimenin söylenmesinden dolayı mutlu. Koşarak tarağı kapıyor. Annenin kafasına tarağı pat pat vuruyor. Başkası yapsa hallicesinden bir küfürü yer. Bebeğin yapınca hoşuna gidiyor. O çırpı gibi kolların gücünden ne olacak ki… Benim saçımı bitirdikten sonra kendi saçını tarıyor. Ardından da bulduğu bütün bebeklerin saçını. Kuzeye dönüyorum: “Bak, Saçımı nasıl taradı seninki. Kuaför olacak bu çocuk.

Oyun parkından sıkılıp dışarıya çıkıyor bizimkisi. Kendisiyle beraber birkaç oyuncağını daha dışarıya çıkartıyor. Biri de meşhur kedili piyanosu. Hani dinlemekten şarkılarını ezberlediğimiz piyano. Can salonda bir o yana, bir bu yana koşuyor. Arada yorulunca da piyanonun başına oturuyor. İki tuşa basıyor. Dünyanın akoru en bozuk piyano senfonisini dinletiyor bize. Bir de mikrofonu var piyanonun. İlk aldığımızda ne işe yaradığını anlamadığı için yüzüne bakmadığı, keşfedince de elinden bırakmadığı mikrofon. Piyanonun üç tuşuna daha basıp, mikrofonu ağzına götürüyor:”Bö-bö-bööööö-bö-bööööö” diye resmen böğürerek şarkı söylüyor kendince. Komşuların kulaklarının pası silinsin değil mi… Oyalanan hali çok hoşuma gidiyor ve o meşhur cümle dudaklarımdan dökülüyor: “Piyanist-şantör olacak herhalde bizimkisi.

Can Bilgisayar Mühendisi

Oğlum yeni Windows sürümü üzerinde çalışırken…

Bilgisayarın başında çalışıyorum. Israrla kucağıma gelmek istiyor. Ama kucağımda otururken yazmak ne mümkün. Klavyenin tuşlarına  basılıyor, mouse çekiştiriliyor, mouse pad yere atılıyor, masanın üzerindeki kalemler saçılıyor. Fırtına gibi vallahi. Toplamaya hızım yetişmiyor. Biraz kendi başına oynasın diye hemen yanımdaki bilgisayarın başına oturtuyorum. Klavyeyi büyük bir ciddiyetle kendine çekiyor. Çıt-çıt tuşlarına basmaya başlıyor. Benden memnunu var mı? Durum ortada:”Bilgisayar mühendisi olacak oğlum.

 

 

 

 

 

 

Can Halterci

Kaldır, kopar yükleri oğlum, aferin!

Mahallemizin kitapçısı Barnes & Noble’dayız. Harika bir çocuk bölümü yapmışlar. Kitaplar, oyuncaklar ne ararsan var. Soğuk hava ya da biçimsiz saat nedeniyle çocuk parkına gidemediğimiz zamanlarda, Can’ı biraz oyalamak için oraya götürüyoruz. Çocuk masasının üzerine kurulu trene bayılıyor. Treni tünellerden geçiriyor. Askıya takılmış olan çantalardan bir tanesini her gidişimizde mutlaka boynuna takmamızı istiyor. Lego masasındaki legolarla oynuyor. Bir de raflardaki bütün oyuncakları tek tek indirip, beğendiklerini uygun gördüğü yerlere taşıyor. Oyuncaklar boyundan büyükmüş, umurunda değil. Aslına bakarsanız sadece burada değil, her yerde bulduğu büyük ve ağır eşyaları oradan oraya taşımaya bayılıyor. Elinde kocaman oyuncak kutusuyla poposunu sallaya, sallaya ilerleyişi var ki, dünyanın yükünü taşıyor sanırsınız. Kuzey ile ben aynı anda birbirimize bakıyoruz: “Bu çocuk galiba halterci olacak.”

 

 

Can Astronot

Houston! yanıt ver… Houston! Bağlantı kuramıyorum…

Halası oyuncak almış: Kocaman bir kamyon. Eve gelip hevesle kutusunu açıyoruz. Kamyonun yanısıra kutuyla da oynanıyor. Her nevi karton kutu sonsuz eğlence saatleri vaadediyor. Bizimkisi oyuncak bebek kıvamında olduğundan, arada sırada ben de muzurluk yapmaya bayılıyorum. Eh! 9 ay karnımda taşımışım, o kadar da hakkım olsun öyle değil mi? Boş kutuyu kafasından geçiriveriyorum. Can hiç itiraz etmiyor. Hatta hoşuna da gidiyor. Bir de bakıyorum ki birşeyi andırıyor. “A-aaa belki de bizim oğlan astronot olacak.”

 

 

 

 

 

 

 

Akşam vakti yataktayız. Can’ın bir yanında Kuzey, diğer yanında ben uzanıyoruz. Sütünü içti içmesine, ama, uyumak bilmiyor velet. Kendini yatakta bir sağa, bir sola atıyor. Suratımıza tekmelerin alasını yiyor, ama, uyku üzeri beyefendinin keyfini kaçırmamak için sesimizi çıkarmıyoruz. Sonra yüzümüzü mıncıklamaya başlıyor. Minnak parmaklarıyla dudaklarımızı aralayıp, dişlerimizi görmeye çalışıyor. Dişler sanki pek bir önemli. Kendisininkiler henüz tam anlamıyla piyasada yok diye mi acaba? Kuzey bana “Bu çocuk dişlerle çok ilgileniyor. Bence kesin dişçi olacak.

Anlayacağınız Can’a yakıştırdığımız meslekler bitmiyor. Can bu işe ne mi diyor? “Şimdi ne dediğinizi tam olarak anlamıyorum ya… Siz dilediğiniz mesleği yakıştırın. Büyüyünce nasıl olsa kendi bildiğimi okuyacağım.” diyor. Sonra da ilave ediyor: Süt var mı süt?

Hakkında Bebek ve Ben

Bebek ve Ben

Merhabalar! Adım Tanla. Dijital tasarımcıyım. Eşim Kuzey ve 5 yaşındaki oğlum Can’la beraber dünyayı keşfediyoruz. Hayatı, insanları, video oyunlarını ve seyahati seviyorum. Okumayı, araştırmayı, dinlemeyi ve konuşmayı da… Oğluma hatıra olarak başlattığım BebekveBen’in kısa zamanda annelerin buluştuğu, soru sorduğu ve paylaştığı bir ortama dönüşmesinden çok mutluyum. Çocuk yetiştirmenin heyecan verici dünyasında bize eşlik ettiğiniz için teşekkürler.

4 yorum

  1. :)))))

    Gülmekten diyecek bişey bulamadım valla. Ama ben okudukça bizim evin halleri gözümün önüne geldi. demekki bu jenerasyon böyle bişey :))

    • Bebek ve Ben

      Yaa Tuğbacım,
      Biz de haller işte böyle. Can’a iş beğenip duruyoruz kendimizce… Sizde durum aynı demek. Bakalım bizimkiler ne olacak büyüdüklerinde de bizi şaşırtacaklar…

  2. Ben eminim ki oglum ya atlet ya postaci olacak sanirim. Bir insanin ayaklari , bacaklari hic mi sabit durmaz 🙂 Daha 5 aylik kollarindan tutunca adim atmaya basladi bile.

Sen de bir yorum yaz...

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*