Kara Cuma’nın Nesi Kara?

Hepimiz en az bir kere, içinde Şükran Günü geçen bir Amerikan filmi seyretmişizdir. Bizdeki bayram misali, Şükran Günü’nde, uzakta yaşayan akrabalar, başka şehirde okuyan çocuklar, uzun zamandır görüşmeyenler kısacası bir ailenin tüm bireyleri aynı evde toplanır. Evin annesi kocaman bir hindi, patates püresi, bezelye falan pişirir… Uzun bir masa vardır. Baba en başta oturur, hindiyi kocaman bir bıçakla keser, anne servis yapar ve herkes yemeği kapışır. İşte böyle bir şeydir Şükran Günü.

Evet sevgili okur. Buraya kadar okuduklarınız sanırım aşina olduğunuz olaylardı. Benim size asıl anlatacağım bambaşka bir güzellik: The day after Thanksgiving: One of the biggest shopping events of the year… Türkçesi ile, Şükran Günü’nden sonraki gün: Sonuna kadar alışveriş, ölesiye alışveriş, senenin en büyük alışveriş günlerinden biri… Kısacası Black Friday.

Black Friday'de dükkanların kapısı açılınca: Özellikle ortadaki kadının yüz ifadesine dikkat çekerim.

Black Friday Ne Ola ki?

Amerika’da Şükran Günü’nün ertesi gün Black Friday (Kara Cuma) olarak bilinir. O gün pekçok  firma oldukça büyük indirimler yaparlar. Dükkanlar yoğun alışveriş taleplerini karşılayabilmek için sabah saat 5.00-6.00 gibi oldukça erken saatlerde açılırlar. Sınırlı sayıda olan laptop, televizyon, fotoğraf makinası gibi ürünleri indirimli fiyatlarla almak isteyen müşteriler, dükkanların açılış saatinden çok önce sokaklarda kuyruğa girerler. Black Friday senenin en yoğun alışveriş yapılan günlerinden biridir.

Herşeyin İlki Özel

Amerika’ya ilk geldiğimiz sene bizim Black Friday’den falan haberimiz yoktu. Burada yaşayan Kuzey’ın kardeşi Defne bizi uyardı. “Bakın dükkanlar sabahın köründe açılıyor. O yüzden Şükran Günü ertesinde erkenden kalkacağız.” dedi. Biz de “Hadi canım, ne kadar erken olabilir ki? Tamam, saatleri sabah 8`e kurarız. Şöyle sucuklu, yumurtalı güzel bir kahvaltı yaparız. Çaylarımızı içeriz. Saat 9`da da mağazaların önünde oluruz” diye düşündük. “Delirdiniz mi? dedi Defne, o saate hiçbir şey kalmaz. Biz uyumayacağız. Gece saat 2`de gidip dükkan önünde kuyruğa gireceğiz. Saat sabah 6`da dükkanların kapısı açılıyor. E ancak yetişiriz…” dedi. Kuzey ile birbirimize baktık. Herhalde bizimle dalga geçiyor diye… Ancak Şükran Günü’nden bir gün önce çıkan gazetenin ekinde mağazaların indirim broşürlerini görünce olayın ciddiyetini anladık.

Evet arkadaşlar, Black Friday indirimleri cidden büyük. Örneğin normalde 1000 dolar olan bir laptopu 600 dolara, 90 dolara alacağınız bir bilgisayar koltugunu 30 dolara, 35 dolara alacağınız bir 10`luk cd kutusunu 3 dolara falan alabiliyorsunuz. Biz de bunu kaçırmayalım dedik. Ancak olay, sistematik bir şekilde çalışmayı gerektiriyor. Bir kere almak istediğiniz indirimli ürünler farklı mağazalara dağılmış durumda. Biz de ikiye ayrılıp değişik mağazaların önünde kuyruğa girmeye karar verdik. Defneler sabaha karşı saat 2 gibi biz de 3.30 gibi gidecektik. Saatlerimizi kurduk.

Gecenin köründe saat çalınca önce şöyle bir aptallaştık. Penceyi açıp havayı kokladık. Bir yanımız alışverişin güzelliğine inanmak istiyor. Diğer yanımız da “yahu bu saatte alışverişe gitmek delilik değilse nedir?” diyor. Aklıselim ve uyku galip geldi, saati bu sefer 4.30`a kurduk. 4.30`da oflaya poflaya kalktık. İşin ilginci dışarıda in cin top oynuyor. Site içerisinde bir hareket falan yok. Neyse “gidelim, görelim” diye arabamıza bindik, yola koyulduk. Ana caddeye çıkınca ne kadar yanıldığımızı anladık. Dükkanların önu çoktan Ramazan günü pide kuyruğu gibi olmuş. Ramazanda nasıl fırınların önünde açlığı başına vurduğu için sinirli, ama pideyi kapmaya azimli bir grup varsa, burada da uykusuzluk başına vurduğu için sinirli ancak ucuz malları kapmaya niyetli bir grup var… Biz de gaza bastık. Nöbet noktamız olan mağazaya ulaştık.

Biz, bu işlerde tecrübeli olmadığımız için ikincil öneme sahip olan bir mağazanın önüne nöbet verildi. Mağazaya ulaştığımızda en az 25 kişilik bir kuyruk vardı. Kuyruktaki yerimizi aldık. Mağaza bir buçuk saat sonra açılacaktı. Hava da acayip ayaz. Etkilenmemek için pantalonlarımızın içine bir pantalon daha giymişiz. Ayaklar betona basıyor ama çifte çoraplı, burunlar soğuktan kıpkırmızı ama yüzlerde umut var. Gidip iki mağaza yandaki Defne’leri kontrol edeyim dedim. Bir koşu ulaştım. Baktım ki onların kuyruğu çoktan 50 kişiye ulaşmış. Yani daha popüler bir mağaza. Ancak bizim uyanıklar gece saat 2 de geldiklerinden kuyrukta birinci sıradalar. Bu mağazada sadece 6 tane olan bir laptop var. Onu kapacaklar. “Ooooo dedim. En azimli müşteri ödülü sizin, tebrikler!” Nöbet noktama geri döndüm.

Dakikalar ilerledikçe bizim kuyruk da uzamaya başladı. 50 kişi…100 kişi… Acı gerçegi açıklıyorum dostlar: Tüm mağazalardaki kuyruklar şu şekilde oluşuyor: Bir Çinli, üç Çinli, beş Çinli daha, bir Hintli, bir Türk, yedi Çinli, bir Hintli, iki Türk, bir Amerikalı, bir Çinli, iki Çinli, sekiz Çinli… Anlayacağınız tüm kuyruklar Çinliler tarafindan işgal edilmiş durumda. Konuşmaları duysanız, kendinizi Amerika’da değil Çin’de zannedersiniz. Ortada “huaaa, çan, çeng, cuaaa, cong çong, fing fan, foaaa” diye konuşmalar uçuşuyor. Arada da sinirli sinirli gülüyorlar. Bir de ellerinde mağazanın katalogu var. Oradan sürekli birbirlerine ürünleri gösterip “uyaaa, cung, cung, huyang” falan diyorlar. Muhemelen “Hong sen üç tane printer kap, ben yedi tane laptop alacağım, Wang’da beş tane klavye kaptı mı tamam” falan diyorlar. Bu arada çantalarından donut, haşlanmış yumurta, sandöviç falan çıkarıp yemeyi de ihmal etmiyorlar. Biz ise kocamla beraber kibar kibar bekliyoruz. Arkamızda tesadüfen 2 tane Türk arkadaş daha var. Onlarla geyik muhabbeti yapıyoruz.

Saat 6’ya yaklaştıkça kalabalığın heyecan ve sinir düzeyi artmış durumda. Ben rahat koşabilmek için bacaklarımı esnetiyorum. Kuzey son andaki bir plan değişikliği ile Defne’lere yardım etmek için yan mağazaya gidiyor. Ben tek başıma olacağım. Kuzey’e son taktikleri veriyorum: “Bak! kapı açılınca kibar olmak yok. Çinlileri dirsekliyorsun. Sonra da son sürat topukluyorsun. Kimseye acımak yok” Kuzey de bana: “Gerekirse bel altı yumruk at. Bu aşamadan sonra eş, dost, arkadaş yok” diyor. Helalleşiyoruz.

Mağazanın içerisinde ise, mağaza müdürü olduğunu tahmin ettiğim bir adam, çalışanları yarım daire şeklinde toplamış taktik veriyor: “Bakın arkadaşlar, biraz sonra kapıyı açacağız. Jack, Mary siz kapıyı açınca hemen kenara çekilin. Yoksa bu manyaklar sizi ezer, geçer. David, Michael, kasada ürünleri uzatırken ucundan tutun, yoksa kolunuz da gidebilir.”

Saat 6’da, insanlar kapıya koç boynuzu ile abanmak üzere iken kapılar açılıyor. Ben böyle hadise görmedim arkadaşlar… İnsanlar ölesiye koşuyor. Hedef, indirimli ürünlerin olduğu reyonlar. Sevgi, saygı, insanlık falan diye birşey yok. Gözlerde dolar ışıkları yanıyor. Ben kondisyonluyum. Hemen indirim reyonuna yetişiyorum. Webcam, telefon, flash disk ne bulduysam kapıyorum. Bu arada bazı insanlar ürünleri taşıyamadığı için bir kenarda üst üste koymaya çalışıyor. O dakika orada birisi bitip “Bunu alıyor musunuz? Yoksa kalıyor mu? diye soruyor. Çinliler çekirge gibi… Kağıt kesme makinaları, bilgisayar koltukları, mouselar havada uçuşuyor. Anlayacağınız öyle güzel, öyle elit bir insan topluluğu…

Ardından da kasa kuyrukları. Herkes birbirinin aldğı malları kontrol ediyor. Bir şeyi eksik  almış mıyım? Şu adamı bayıltsam elindekini alabilir miyim? Alsam taşıyabilir miyim? diye düşünüyor. Binbir güçlük ile aldıklarımızı ödüyoruz. Defne’lerde hedefledikleri ürünleri kapmış durumda, zafer çığlığı atıyorlar. Amerika’daki ilk senemizde yaşadığımız Black Friday çılgınlığı böylece sona eriyor.

Eve ulaştığımızda saat sabah 10 gibi. Acele ile yatağa giriyoruz. Yüzlerimizde görevi tamamlamanın mutluluğu ile uyuyor, uyuyor, uyuyoruz…

Kalplerde ışıldayan sevgi,
Ellerde indirimli mallar,
Sevgili sadık okurlar,
Şimdilik hepinize hoşçakal…

Hakkında Bebek ve Ben

Bebek ve Ben

Merhabalar! Adım Tanla. Dijital tasarımcıyım. Eşim Kuzey ve 5 yaşındaki oğlum Can’la beraber dünyayı keşfediyoruz. Hayatı, insanları, video oyunlarını ve seyahati seviyorum. Okumayı, araştırmayı, dinlemeyi ve konuşmayı da… Oğluma hatıra olarak başlattığım BebekveBen’in kısa zamanda annelerin buluştuğu, soru sorduğu ve paylaştığı bir ortama dönüşmesinden çok mutluyum. Çocuk yetiştirmenin heyecan verici dünyasında bize eşlik ettiğiniz için teşekkürler.

Sen de bir yorum yaz...

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*