İki Yaş Sendromunu Yesinler

iki yaş sendromu

Bizimkisi resmen iki yaş sendromuna girdi. Bu aralar ne sorsam “No!”.

– Can gel şu pijamanı çıkartıp pantalon giyelim.
– No!
– Su içecek misin oğlum?
– No!
– Yemeğe oturuyoruz gel oğlum…
– No-No!
– Seni bir kere öpsem?
– No-No-Nooooo!
– Parka gidelim o zaman…
– No waaaaay! (Kesinlikle olmaz!)
– Park diyorum. Paaark!
– Noooooo!
– Sonra birden yaptığı hatayı keşfediyor. Bu sefer de aceleyle Yes! deyip, ayakkabılarını giymek üzere kapıya koşuyor.

Kimileri bu döneme erken ergenlik diyor. Valla erken olanı buysa, geç olanı nasıl olur derin derin düşünüyorum.

Keyfi yerinde olduğunda sorun yok. Mesela onunla bol bol oynarsam, gönlünü yaparsam yanaklarımı okşamalar, öpmeler falan gırla gidiyor. Bu aralar bir de dudaklarını büzerek yaptığı bir “Ay vuv vuuuu! – I love you!” olayımız var ki tadından yenmiyor. Ama ona bir soru sorduğumda kendisi için önemli olan birşeyle meşgulse imkanı yok yolundan döndüremiyorum. No! dediği yetmezmiş gibi, ısrar edersem kendini yerlere atmalar, yerlerde tepinmeler. Bir de yuvadan güzel!!! alışkanlıklar getirmeye başladı. Son iki haftadır keyfine uymayan birşey yaptığınızda suratınıza Osmanlı tokadını çakıveriyor.

2 yaş sendromunun en beter hallerinden biri de anlatmak istediği bazı şeyleri hala anlayamıyor olmamız. Tabii biraz konuşmasının hala kısıtlı olmasıyla alakalı. Eliyle bir yeri gösteriyor. Bazı cümleler kuruyor ama gösterdiği yerde bin tane şey olduğu için anlaşılmıyor. Biz de tahmin oyununa başlıyoruz. “Bunu mu istiyorsun Can?” “No!” “Şunu mu vereyim?” “Nooo!” “Onu mu almak istedin?” “Nooooo!” Derdini anlatamayınca da mızmızlanıyor. İçim parçalanıyor ama yapacak birşey yok. Anlasam elbette yardım edeceğim.

Bir de fiziksel olarak mümkün olmayan şeyleri yapmaya çalışması ve yapamayınca sinirlenmesi durumu var. Mesela bisikletini duvara doğru sürüyor. Duvara toslayınca daha fazla ileri gidemeyeceği açık olmasına rağmen yine de ittirmeye çalışıyor. Bir yandan da sinirle bağırıyor. Ben kalkıp bisikletin yönünü aksi tarafa çevirene kadar bu durum böyle. Halbuki bu işi yapmaya kendisinin de gücü yetebilir. Canı duvarla kavga etmek istiyor sanırım.

Geçtiğimiz hafta Can hastayken zor anlar yaşadık. İstekleri gerçekleşmeyince ağlıyor, ağlayınca genzine dolmuş akıntıdan dolayı öksürmeye başlıyor. Çok öksürünce de cart diye kusuyor. Şaka gibi… Genellikle de bu kusmalar yemek üzerine denk geliyor. Kustuğuna mı yanarsınız, yoksa binbir ricayla yenilen yemeklerin daha bünyeye yaramadan dışarıya çıktığına mı…

Yalnız bu inatçılıkları her zaman aksilik maksadıyla yapmıyor. Bazen de keyiften, benim dikkatimi çekmek için ya da kişiliğini göstermek için yapıyor. Mesela altını değiştireceğim diyelim. Mutfağı karıştırmak her zaman hoşuna gittiğinden mutfaktan paşa paşa kirli torbasını alıyor. “Bana temiz bir bez ver!” diyorum, hemen getiriyor. Ama tam altını değiştireceğim sırada başlıyor kaçmaya… “Buraya gel oğlum!” diyorum. Hem “No!” diyor, hem de kıkır kıkır gülüyor. Evde tarzan gibi koşmaya başlıyor. O zaman bana da peşinden koşup yakalamak kalıyor.

2 yaş sendromu krizlerinde bize faydalı olan bazı taktikler var. Bu taktikleri babasıyla, ben duruma göre dönüşümlü olarak kullanıyoruz:

  1. Zaman Geçirmek: Can ile mümkün olduğunca çok zaman geçirmek, oynamak. Gönlü olduğu sürece huysuzlanma derecesi azalıyor.
  2. Aktivite Değiştirmek: Olmayacak birşey istediğinde “Hayır!” deyip inatlaşmaktansa, sevdiği bir başka aktiviteye onu yönlendirmek.
  3. Evi Ona Göre Düzenlemek: Evi onun ihtiyaçlarına ve güvenliğine göre düzenlemek. Karıştıracağı, kıracağı, bozacağı şeyleri ortadan kaldırmak. Böylece sürekli “Hayır!” demek zorunda kalmıyoruz.
  4. Sakin Kalmak: Ne kadar sinirlendirse de sakin kalmaya çalışmak. Tabii bazen ben de dayanamayıp sesimi yükseltiyorum, ama, genelde üzgün bir ifadeyle ona bakınca ya da onu başka bir aktiviteye yönlendirince sakinleşiyor.
  5. Seçenek Sunmak: Kimi zaman birşeyi yaptırmak istediğizde ona soru sormaktansa seçenek sunmak daha çok işe yarıyor. Mesela tişörtünü değiştirmek istediğimizde “Tişörtünü değiştirelim mi?” diye sorsak kesin hayır diyecek. Onun yerine “Mavi tişörtünü mü giymek istersin, yoksa kırmızısını mı?” diye sorduğumuzda itiraz falan kalmıyor. Fikrinin sorulduğuna çok memnun oluyor. Bazen ne maviyi, ne kırmızıyı giymeyip, dolaptan zevkine uygun yeşili de getirebiliyor. Ama en azından temiz bir tişörtü giymiş oluyor ve bu da bizim için yeterli.
  6. Başka İşle İlgilenmek: Çok yaramazlaştığında ilgiyi ona yöneltmek yerine bir işe girişmek, mesela mutfağı toplamak. Bizim bir işle meşgul olup onun tepinmeleriyle ilgilenmediğimizi görünce tekrar oyuna dalabiliyor.
  7. Açıklamak: Çocuğunuza yaptırmak istediğiniz şeylerin nedenlerini açıkladığınızda dirençleri azalabiliyor. Can hasta olduğunda bu taktiği Kuzey başarıyla uyguladı. Can’ın tadını beğenmediği için içmekten fazla hoşlanmadığı bir antibiyotiği var. Şırıngayla ağzına sıkıyoruz. Pek çok kere şırıngayı görünce kafasını iki yana salladı. Ancak burnuna pıt-pıt dokunup, derin nefes alıp-verme hareketi yaparak “Bu ilaç burnun açılması ve güzel nefes alman için.” dediğimizde paşa paşa içti. Yine burun damlasını sıkarken aynı hareketi yaptığımızda ve kendisine sıkıldıktan sonra, onun da bizim burnumuza damla koyabileceğini söylediğimizde daha az direnç gösterdi.
  8. Tetiklememek: Açlık, uykusuzluk ve yorgunluk gibi faktörler iki yaş sendromu krizlerini tetikliyor. Bu nedenle günlük hayattaki işlerimizi görürken, Can’ın yemek, uyku ve dinlenme saatlerine uygun şekilde programlarımızı yapıyoruz.

İki yaş senromu 18 aydan başlayıp 3 yaşına kadar sürebiliyor. Her ne kadar zor anları bizleri bunaltsa da, iki yaş sendromu aynı zamanda çocuğumuzun kişiliğinin geliştiği ve bağımsızlaştığı anlamına geliyor. Yani büyümesi açısından önemli bir adım. Bunu kabul ederek hayatımıza devam ettiğimizde sıkıntısını daha az hissediyoruz.

[important]Ya siz? Aramızda 2 yaş sendromunu tüm güzellikleriyle yaşayan başka arkadaşlar var mı? Kriz anları için sizin uyguladığınız çözümler neler?[/important]

Hakkında Bebek ve Ben

Bebek ve Ben

Merhabalar! Adım Tanla. Dijital tasarımcıyım. Eşim Kuzey ve 5 yaşındaki oğlum Can’la beraber dünyayı keşfediyoruz. Hayatı, insanları, video oyunlarını ve seyahati seviyorum. Okumayı, araştırmayı, dinlemeyi ve konuşmayı da… Oğluma hatıra olarak başlattığım BebekveBen’in kısa zamanda annelerin buluştuğu, soru sorduğu ve paylaştığı bir ortama dönüşmesinden çok mutluyum. Çocuk yetiştirmenin heyecan verici dünyasında bize eşlik ettiğiniz için teşekkürler.

4 yorum

  1. Allahtan bizim kız daha 7 aylık…. biraz daha rahatım yani… ama 2 yaş sendromunu duydukça korkmuyorum dersem yalan olur 🙂

    • Bebek ve Ben

      Hahaha! Korkma Tugbacim. O kadar da kotu degil. Yaramazliklarin cogunda yuzumuz kizgin gozukurken aslinda biyik altindan guluyoruz….

  2. Tanlacım, iki yaş bunalımı biter beş yaş başlar , o biter on bir başla ..Bu bunalımlı dönemler hiiiçç bitmez.. Ayrıca çoçuğuna görede değişir… Anneye babaya da heeepp evet sıkı dur heeep yasabır çekerek o ana uygun çözümler geliştirmek düşer.. Yani bence çoçuk yetiştirmek beyni hep uyanık ve dinç tutacağı için sudokudn filan daha iyidir:))
    Kolaylıklar diliyorum canım:)) Sevgiler:))

    • Bebek ve Ben

      Tesekkurler Guler teyzecim. Annelik yolunda her donem favorim olacak sozleri sizden duymaya devam ediyorum 🙂 Bu yorumunuzun favorisi “cocuk yetistirmek sudokudan daha iyidir” :)))
      Sevgiler

Sen de bir yorum yaz...

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*