in ,

Göçmen Kuştan “Ana”karaya – 9: Şükran Günü

Kalkıp gelip başka kıtaya iştirak ettiğimiz, buranın huyuna suyuna alışmaya çalıştığımız için buranın adetlerini de takip ediyoruz tabii olarak. Bu hafta Perşembe günü gayri müslim kardeşlerimizin Şükran Günü. Hindi bayramı, yiyip içip aileyle, eşle dostla vakit geçirme zamanı. Aynı bizim bayramlar gibi. Nereye gidersen git, hangi dinden milliyetten olursan ol, hayatın karmaşasından çıkıp, ailene vakit ayırmak, birlikte yiyip içmek bir ihtiyaç sanırım. Karmakarışık, sıkış tepiş, güldür güldür hayatlar içinde bu aileye, eşe dosta vakit ayırma işi öyle zor ki, her kültür kendince bir yol geliştirmiş bunu yapmak için. Kimisi Christmas demiş, kimi Hanukkah demiş, kimi de bayram. Bir takım bilge kişiler “Bir araya gelin ey ahali, temiz temiz giyinin, ailenizle, sevdiklerinizle oturup uzun uzun yemek yiyin sohbet edin buyurmuş.” Ne iyi etmiş!

Bugünün amaçlarından biri tabi ki bu, diğeri ise şükranlarını sunmak. Teşekkür etmek.. Onlara senede bir kez teşekkür etmeleri buyurulmuş. Hatırlamaları, dua etmeleri, teşekkür etmeleri gerekiyor bugün. Tanıdığım herkes hakkıyla yapıyor bunu. Ne mutlu onlara.

Bizim dinimizde iş biraz başka. Şükretmek çok mühim. Her an, herşeye şükretmek lazım. Din hakkında çok şey bildiğimden, harika bir Müslüman olduğumdan falan değil, kalben böyle hissettiğim için ve küçükken dedem öyle öğrettiği için hep şükrederim ben. Hergün aklıma geldikçe teşekkür ederim Allah’a. Bana verdikleri, vermedikleri, verir gibi yapıp da vermedikleri, vermeyecek gibi yapıp da verdikleri için… Çok isteyip de elde edmediklerime isyan ettiğim olur, sonra sakinleşir ona da şükrederim. Kadere inanmak, Allah’a inanmak en çok böyle işime yarıyor. Benden daha büyük bir gücün varlığına sığınmak, adına kader denen önceden önemli noktaları çizilmiş şeyin içinden geçtiğimize inanmak bir nebze dindiriyor isyan duygusunu. Herşeyin bir sebebi var elbet deyip katlanabilmek ancak böyle mümkün çünkü işler istediğin gibi gitmediğinde. Evet kendi aczini kabullenip sığınmak bu belki ama insanın yetersiz kaldığı konular için gönlünü, ruhunu bir şekilde ferahlatması lazım. Dinler, dualar, tanrılar bunun için var zannımca. Belki de dinlerin genelde insanı küçültüp, tanrıyı yüceltmesinin sebebi de bu güdüyü körüklemek. Bütün bunlar insanın gönlünü ferah tutması, temizlemesi için oynanan bir oyun. Bile isteye bir teslimiyet. Kalbine o serinliği verdiği sürece hiçbir oyunun zararı yok bence.

Uzun lafın kısası, birşeylerin hep kutsal bir plana göre ilerlediğine inandığın sürece şükretmek kolaylaşıyor. Şükrettikçe aslında kendi kendine hatırlatıyorsun ne kadar şanslı olduğunu. Noel’de çocuklara hazırlatılan saçma hediye isteği listelerindense, şükran günlerinde sahip oldukları için şükretmeleri gereken şeylerin listesini yazdırmalı. Senin karnın hep tokken, açlıktan gece uyuyamayan çocuklar var demeli. Sen renk renk, çeşit çeşit kıyafetlerinden seçerken her sabah, kimi çocuklar üşüyor demeli. Evde oyuncaktan ayak basacak yer kalmamışken, tv’de gördüğü bir oyuncağı istedi mi çocuk, ona Afrika’da çamurdan kendine oyuncak yapıp onunla oynayan çocugun resmini göstermeli.

Hep hatırlamalı, HER AN… Hayatta kalmanın bile bir meziyet olduğu diyarların varolduğunu, sağlıkla yaşamanın en büyük hediye olduğunu hatırlatmalı. Ayağında yırtık çarıkla ülke kurtarmış çocukların torunları olduğumuzu hatırlayıp şımarıklıktan, vurdumduymazlıktan uzaklaşmalı.

Özellikle bu sene bir virüs marifetiyle elindekiyle yetinmenin, olmayışına sövmek yerine varlığına duacı olmanın, küçük çemberler içinde büyük turlar atabilmenin kıymetini anladığımdan beri sanırım daha sıkı sarılıyorum “şükür”lerime.

Bugün ve hergün şükrediyorum, defalarca.. En çok dünyalar tatlısı, bir tanecik oğlum için. Her zaman her nefesimde yanımda hissettiğim harika bir ailem olduğu için. Allah bana hep muhteşem dostlar verdiği için. Beni anlayan, seven, gören insanlar etrafımdan hiç eksik olmadığı için. Kendimce, aklımca hep adaletli, vicdanlı, hak yemeyen, çok çalışan, sevgide cömert, saygıyı herşeyden üstün gören, inandığı davaları sonuna kadar savunan, kalbini açmaktan erinmeyen, samimiyetin değerini bilen, egosunu hep alt etmeye çalışan, sevdikleri için çok şeyi göze alan, bazen huysuz, bazen tatlış, ama hep anlayışlı biri olmaya çalışabildiğim icin.

Acısıyla, tatlısıyla bu dünyadan usul usul geçtiğim için.. Binlerce şükür, teşekkür! Şükran gününüz kutlu olsun!

Oya DiCosimo

Oya DiCosimo

1983 yılında İzmir’de doğdum. İzmir Özel Türk Koleji’nden sonra Hacettepe Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdim. İzmir’deki 5 senelik iş hayatından sonra San Antonio, Texas’a taşındım. Eğitim sektöründe dil öğretmenliği, eğitim danışmanlığı gibi çeşitli alanlarda çalıştım. 6 sene boyunca San Antonio Türk Amerikan Derneği Yönetim kurulu üyeliği, son üç senedir de hala sürdürdüğüm Başkan Yardımcılığı görevini üstlendim. Dernek bünyesinde özellikle çocuklara yönelik dil ve kültür çalışmaları yaptım. Lise yıllarından beri şiir ve denemeler yazarım. Hayalim ileride denemelerimden oluşan bir kitap yayımlamak.

Şu an eğitim sektöründe çalışma hayatına devam edip, aynı zamanda İşletme üzerine yüksek lisans yapıyorum. Evliyim ve dünya güzeli bir oğul sahibiyim. İyiliğin ve mutluluğun bulaşıcı olduğuna inanıyorum. Diğer blog yazılarıma heranoya.blogspot.com adresinden ulaşabilirsiniz.

Bir cevap yazın

Avatar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çocuğa Ölüm Nasıl Anlatılır?

Tutarsız Anne Baba Çocuğu Nasıl Etkiler?