in

Göçmen Kuştan “Ana”karaya – 7: İzmir Depreminin Ardından

Saat sabahın 7’si… Yakın bir arkadaşım mesaj atmış: “Oya’cım, İzmir civarında deprem olmuş, annenleri bir ara istersen.” Arkadaşım İzmirli olmadığı için bizim gibi İzmir depremlerine alışık değil, yine 4-5 şiddetinde bişeyler oldu, onu söylüyor heralde dedim içimden. Annemi aramadan haberlere bir baktım, 6.9! Telefon elimden düşüyordu nerdeyse.

Annemi aradım hemen, Allah’tan iki çalışta açtı, yoksa ne yapardım bilmiyorum. Şükür iyi, atlamış arabaya anneannemi almaya gidiyor. Gurbetin en zor yanı bu işte! O telefonun ucunda herşey. Sevince, korkuya, hasrete, çaresizliğe oradan gelecek bir ses deva oluyor.Hayatlar başlıyor, hayatlar bitiyor ve ikisi arasındaki tüm önemli şeyler vuku buluyor ama sen en fazla televizyondan izler gibi görüntülü konuşmalarla dahil oluyorsun. Anneannemi aradım sonra, 37 yaşındayım ve anneannemi ilk defa bu kadar korkmuş gördüm. Kendisi son derece sakin ve bu gibi durumlarda metanetli bir insandır. Neredeyse ağlamak üzereydi. O an dedim ki “Bu iş ciddi.” Sonra yengem, kuzenlerim, en yakın arkadaşlarım, babamlar… Tek tek aradım herkesi. Küs olduğum bir iki kişi vardı, onları bile aradım. Çünkü kızgınlık, kırgınlık başka, hayatının tehlikede olması başka. İnsan kızgın olduğu, küfürler ettiği kişi bile yaşasın istiyor çünkü…

Kaç kişiyi aradım bilmiyorum, şükür ki aradığım herkese ulaştım, herkes iyi. İşyerinde arkadaşlarım bile gelip gidip yokluyorlar herkes iyi mi diye. Sonra başladım haberleri görmeye, yıkılan binalar var. Ah, binaların yıkılırken videoları var.. İçinde canlar…Belki tanıdığım birilerinin ölüm anının görüntülerini izliyorum o an! Sonra diyorum ki kendi kendime tanımasan ne sanki, birilerinin başına yıkıldı işte hayat o an…

Nitekim o apartmanlardan birinde bir tanıdığım annesini ve eniştesini kaybetti, güzel kızı İnci saatler sonra kurtarıldı. İnci’nin ağlayışını, sağlık görevlisine “Elimi tut abla, korkuyorum” deyişini seyrettik… Keşke seyretmeseydik o anları. O korkunç anları görmemizin kime ne faydası var? Minicik Ayda’nın toz içinde köşeye sıkışmış küçücük bedenini gördükte ne oldu? Bunun habercilik ya da bilgi alma özgürlüğü olduğuna inanmıyorum. O insanların belki de ömür boyu travması olacak o anı niye tüm Türkiye görmeli? Her can kurtulduğunda havalara uçtuk, oh dedik. Sonradan kurtarıcılarıyla dışarda çekilen bir fotoğraf neyimize yetmiyor acaba? Böyle bir acının büyüklüğünü anlamak için bu kadar özel anların görülmesine gerek var mı? Kesinlikle yok!

Korku, kızgınlık, üzüntü, yas, sevinç… Hepsi birbirine karıştı. Güzel İzmir’im büyük sarsıldı bu sefer. Acı dolu günler… Uzaktan bakan bizler… En büyük teselli harika bir belediyecilik örneği ve birbirine sımsıkı kenetlenmiş bir İzmir halkı. Evleri sağlam olanlar tencere tencere yemek taşımış çadırlara, çaylar gelmiş gitmiş evlerden günlerce. Yataklar, döşekler, kıyafetler. Günümüz yaşam şartlarında yan komşusunu bile tanımazken, belki selam bile vermezken insanlar, birbirini kollamaya, karnını doyurmaya, üstünü örtmeye durmuş. Çünkü dedim ya, insan insansa bırak komşuyu, düşmanı bile yaşasın ister. “Yine küs olalım ama ölme” der. İşte İzmir’de böyle muhteşem bir yardımlaşma örneği yaşanmış.

Birlikte yaşanan trajediler kadar hiçbirşey insanları birbirine bağlamaz derler. Zaten birbirini çok seven İzmirliler kenet olmuşlar iyice. Saatler içinde çok ciddi yardımlar ulaştırılmış bölgeye ve tamamen gönüllü gençlerce tanzim edilmiş ilk parti gelen yardımlar. Aklı beş karış havada dediğimiz, off bizimki de bilgisayarın başından kalkmıyor diye hayıflandığımız gencecik çocuklar elele verip kendi kendilerine organize olmuşlar da yardım etmişler depremzedelere.- Kendileri de aynı depreme maruz kalmış ve o travmayı yaşamış oldukları halde! Silkinmişler ve işe koyulmuşlar! Harikasınız çocuklar, sizi yetiştiren aileleriniz de öyle!

Sonrasında yara sarmaya gelince vicdanımız rahat. Günlerce, saatlerce canını dişine taktı kurtarma ekipleri. Kendi ailelerini çıkarmaya çalışır gibi kazdılar da kazdılar. Gözyaşlarını da gördük, sevinç çığlıklarını da. Nasıl “insan”dılar, bizdendiler. Kuşlara, kedilere kadar kurtardılar. Hele bir grup vardı ki, inanamadım. Haklarını aramak için eylemde olan madenciler! Çıkıp gelmişler! Can pazarı çünkü bu… İnsanın insanı yaşatma çabası bu! İş-güç, hak-hukuk, eylem falan dinlemez bu. Saatlerin, hatta dakikaların önemi var . Bilemezsin ki kimin son nefesi saklı hangi taşın altına…

Yıkılan çürük binaları yapanlar, yapılan sağlam binaların kolonlarını kesenler, bu tarz işlere üç beş lira rüşvet karşılığı göz yumanlar, yeni ve en afili, milyonluk binaları sanki kartondan yapılmış gibi yamulan şirketler, çürük raporu olan binalardaki dairelerini bunu gizleyerek kiraya verenler… Hangisinin olmayan vicdanına seslensek ki? Hangisi duyar ki? Ayda’nın annesizliği haram geçmiş gırtlağınızda düğüm olsun her gece bundan böyle.. Siz de onun göçüğünün altında kalın!

Geçmiş olsun İzmirim! Saçımdaki koku, içimdeki coşku,özgür ruhumun kanadı, deli başımın yuvası, soyum sopum, toprağının hem altında hem üstünde sevdigimi yaşatan, her hücremi denizinin kumuna, yağmurunun damlasına bağladığım, insanının gözünü sevdiğim, dünyanın bir ucundan canına yandığım… Güzeller güzeli şehir… Geçmiş olsun! Tanrı bir daha böylesi acı göstermesin!

Göçmen Kuştan Anakaraya yazı dizisinin diğer bölümlerini okumak için tıklayın.

Oya DiCosimo

Oya DiCosimo

1983 yılında İzmir’de doğdum. İzmir Özel Türk Koleji’nden sonra Hacettepe Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdim. İzmir’deki 5 senelik iş hayatından sonra San Antonio, Texas’a taşındım. Eğitim sektöründe dil öğretmenliği, eğitim danışmanlığı gibi çeşitli alanlarda çalıştım. 6 sene boyunca San Antonio Türk Amerikan Derneği Yönetim kurulu üyeliği, son üç senedir de hala sürdürdüğüm Başkan Yardımcılığı görevini üstlendim. Dernek bünyesinde özellikle çocuklara yönelik dil ve kültür çalışmaları yaptım. Lise yıllarından beri şiir ve denemeler yazarım. Hayalim ileride denemelerimden oluşan bir kitap yayımlamak.

Şu an eğitim sektöründe çalışma hayatına devam edip, aynı zamanda İşletme üzerine yüksek lisans yapıyorum. Evliyim ve dünya güzeli bir oğul sahibiyim. İyiliğin ve mutluluğun bulaşıcı olduğuna inanıyorum. Diğer blog yazılarıma heranoya.blogspot.com adresinden ulaşabilirsiniz.

Bir cevap yazın

Avatar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ruhsal travma

Çocuğumun Ruhsal Travmayı Aşmasına Nasıl Yardım Ederim?

Çekiliş – Kueza Kids Hediye Çeki Kazanın