in

BayıldımBayıldım ÜzüldümÜzüldüm

Göçmen Kuştan “Ana”karaya – 6

“Vakit tamam! Seni terkediyorum. Bu incecik bir veda havasıdır.” Aynı böyle dedim İzmir’den ayrılmadan önceki son gece büyüdüğüm evin camından körfezi seyrederken.

Vakit tamamdı. Son dört senedir geleceğini bildiğim ama bilmezden geldiğim o gece gelmiş, o hançer gelip canımın tam ortasına saplanmıştı işte. En yakınlarım dışında herkes çok mutlu. Yeni bir hayat, yeni bir ülke, yeni bir macera… Oysa çoğu bilmiyordu ki ben aslında halimden, ülkemden, maceramdan çok memnundum. Sevdiğim adam gitmek zorunda olmasa mümkünü yok bir yere kıpırdamazdım. Ama çok önceden yapılmıştı bu anlaşma, caymak yoktu. Gidiyordum…
Geçen hafta anlattığım gibi eşim 2 ay önceden evi ayarlamak için gitmişti. Ben de son iki ayı annem ve anneannemle büyüdüğüm evde geçirdim ve tabi 1,5 yaşındaki minnoş oğlumla.

Lorenzo’nun keyfine diyecek yok tabii. Daha çok küçük, anneannesinin ve ninesinin muhteşem sevgisinin tadını çıkartıyor. Bir de gidiyoruz ya, herkes mösyönün üzerine titriyor, ondan mutlusu yok. Ama tabi onun göremediklerini ben görüyorum. Onu içine sokarcasına öpücüklere boğan annemin son anda gözünden gelen yaşı mesela. Ya da o oyun oynarken ona uzun uzun bakıp dalan anneannemin içinden geçirdiği “Dünya gözüyle bir daha görür müyüm acaba?”yı. Öyle hüzünlü anlar yaşanıyorki evde… Herkes herşeyin farkında ama kimse ağzını açıp bişey diyemiyor. Üçümüzün de içinden cenazeler kalkıyor saat başı ama herkeste bir yalancı bayram havası. Allahtan evde bir minik adam var da oyalıyor bizi.

Herkes ana-baba peşinde işte, o da o ufacık kalbiyle babasını özlüyor. Hemen hergün görüntülü konuşuyoruz babasıyla. Bizim acemi gurbetçi devamlı eğilip, eğilip ekranın arkasına bakıyor konuşurken. “Ne yapıyor bu çocuk böyle” derken anlıyorum ki babasını arıyor ekranın arkasında… Babasının yüzü ekrandaysa vücududa ekranın arkasında olmalı pek tabii, pencereden bakar gibi… Onu arıyor. Vücudu da olsun istiyor. Sadece sesi, yüzü yetmiyor. Sarılacak çünkü.. Sarılması lazım, kokusunu duyması, elini tutması, öpmesi lazım… Nereden bilsin ki bir süre sonra kavuşacak babacığına ama bu sefer de diğer bütün sevdikleri geçecek bu ekranın arkasına. Hayat boyu annesiyle beraber bu bilgisayar ekranlarından sevmeye çalışacak ailesini. Sevinçlere, hüzünlere, kutlamalara, hastalıklara, ölümlere o pencereden bakacak. Kokularını duymadan, sıkı sıkı sarılmadan aylar, yıllar geçirecek de, o ekranda görmeye bile şükredecek. O ufacık ekrandan direnecek aile bağları şartlarımıza. Ama yine de hep kazanacak sevgimiz ve bağımız, hiç bitmeyecek, hiç eksilmeyecek!

Derken eş dost ve akrabalarla veda turları başladı.Tüm sevdiklerine son kez sarılmak çok korkunç. Evet ölüme gitmiyoruz belki, elbet döneceğiz, tekrar kavuşacağız ama ya gidip de dönemezsek, ya dönüp de bulamazsak… O can havliyle öyle bir sıkı sarılıyorsun ki herkese işte, az daha sıksan kırılacak kemikleri. Beraber büyüdüğüm kardeşim bildiğim dostuma veda ettim ben. Seneler sonra işe gittiğim alelade bir sabah ölüm haberini alacağım bir tanecik dayıma veda ettim. Artık hiçbir zaman eskisi gibi olamayacağını bildiğim dostluklara veda ettim. Senelerce ayrı kalmışken sonradan kavuştuğum, yeni yeni tanıdığım kız kardeşime veda ettim. İçinde kimin olduğuna bakmadan güldür güldür akan o güzelim hayata, alıştığım, birlikte ve sayesinde varolduğum herşeye veda ettim. Kendine acımak gibi olmasın ama onlar burada beraber, onlar yerli yerinde, onlar bir takım halinde sıradağlar gibi duruyorlar durdukları yerde. Yalpaladıkları zaman omuz verir biri ötekine, tutarlar birbirlerini ve düşmezler yere. Ben öyle miyim ya… Ben bir başıma gidiyorum. Düştüğümde yakalayacak ağ yok. Ağım çok uzaklarda kalmış.Tek bir el var tuttuğum bir de bana tutunan küçük bir el. Hepsi bu…

Dedim ya, oysa ben olduğum yerde köklenmek severim. O ağlar ve de o bağlar büyüdükçe büyüsün, sağlamlaştıkça sağlamlaşsın isterim. Evet ağaç değiliz olduğumuz yerde olalım, bitelim ama saksı çiçeği de değiliz her camın önünde yeşerelim. Hayat işte, devran bu, dönüyor. Kararlar veriyor, kararlar bozuyorsun. En olmaz dediğin şeyler oluyor da, en kolay şeyleri olduramıyorsun. Aşk diye birşey; var. Kader diye birşey; var. Tercih sandığın, tesadüf saydığın herşeyin içinde alnının yazısı var. Tatlı bir aymazlıkla yürüyorsun…

Hayatta herşey bir sınavdır derler ya. Bu da benim sınavım oldu. Çok sıkı bir öğrenci olmasam da alınacak dersleri tek tek aldım, alıyorum. Dünyanın bir ucunda kendime bir hayat kurdum, yaşıyorum. O bir başınalıkla dost oldum, savaşmıyorum. Kan bağı olmadan da dünyanın bir ucunda can ağı olabiliyormuş, üç beş sağlam arkadaş, görüyorum. Elini tuttuğum adam ve benim elime tutunan o küçük el benimle bu yerlerde 10 seneyi devirmiş, kutluyorum! Ama yine de güzel İzmir’imi ve bir tanecik ailemi her an içimde sıkı sıkı tutuyorum…

Tutunduğumuz şeylerin elimizi hiç bırakmaması dileğiyle…

İyi haftalar!

Göçmen Kuştan Anakaraya yazı dizisinin diğer bölümlerini okumak için tıklayın.

Oya DiCosimo

Oya DiCosimo

1983 yılında İzmir’de doğdum. İzmir Özel Türk Koleji’nden sonra Hacettepe Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdim. İzmir’deki 5 senelik iş hayatından sonra San Antonio, Texas’a taşındım. Eğitim sektöründe dil öğretmenliği, eğitim danışmanlığı gibi çeşitli alanlarda çalıştım. 6 sene boyunca San Antonio Türk Amerikan Derneği Yönetim kurulu üyeliği, son üç senedir de hala sürdürdüğüm Başkan Yardımcılığı görevini üstlendim. Dernek bünyesinde özellikle çocuklara yönelik dil ve kültür çalışmaları yaptım. Lise yıllarından beri şiir ve denemeler yazarım. Hayalim ileride denemelerimden oluşan bir kitap yayımlamak.

Şu an eğitim sektöründe çalışma hayatına devam edip, aynı zamanda İşletme üzerine yüksek lisans yapıyorum. Evliyim ve dünya güzeli bir oğul sahibiyim. İyiliğin ve mutluluğun bulaşıcı olduğuna inanıyorum. Diğer blog yazılarıma heranoya.blogspot.com adresinden ulaşabilirsiniz.

Bir cevap yazın

Avatar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Ev Yapımı İlikli Kemik Suyu Tarifi

SeeSaw

Amerika’da Koronavirüs Sürecinde Online Eğitim-2