Esra’nın Hamilelik Günlüğü

Bugün taptaze, çıtır-çıtır, dumanı tüten bir hamilelik günlüğüne başlıyoruz. Karşınızda Esra!  Esra BebekveBen vasıtasıyla tanışma imkanı bulduğum ve henüz yüz-yüze görüşme imkanı bulamasak da, emaillerindeki cümlelerinden bile ne kadar sıcak bir insan olduğunu tahmin ettiğim bir arkadaşım. Son yazışmalarımızdan bu yana biraz süre geçmişti. Geçenlerde emailini görünce bir de müjdeli haberini duyunca çok heyecanlandım. Anlayacağınız Mervin ve Berrak‘tan sonra bir tane daha gebişimiz var! Fazla uzatmadan sözü Esra’ya bırakıyorum.

esra'nın hamilelik günlüğü

Herkese Koooocaman Merhabalar,

Selanik göçmeni bir ailenin Adana doğumlu, üniversite sebebiyle Ankara’ya gelmiş ve 11 yıldır da burada yaşayan küçük kızıyım. Çok da küçük sayılmam herhalde artık, çünkü 28 yaşındayım. Tipik bir balık burcuyum. Hem duygusalım hem unutkan. İletişim Fakültesini bitirdim; hayallerime neredeyse hiç yaklaşamadan inanılmaz sevdiğim (!) bir kamu işine girdim. Burada biricik aşkımla tanıştım ve keyifli giden bir arkadaşlıktan sonra kendimi “evli ve 1 kedili” olarak buldum.
Kısaca “Esra”nın hikayesi böyle iken çerçeveye “1 bıdış” nasıl girdi sanırım onu en başından anlatmam gerek:

Evliliğin ilk yılı: Kolay mı zor mu? Bebiş için erken mi?

Küçükken –neden bilmiyorum- hep 27 yaşında evleneceğimi düşünürdüm. Sanırım küçükken kızlar çok fazla şey hayal ediyor. Benim hayallerim arasında öyle beyaz gelinlik falan yoktu ama. Yoksa düğün gününe 15 gün kala almazdım herhalde gelinliği 🙂  Eşimle tanışmamız ve arkadaşlığımız keyifle ilerlerken işi biraz daha resmiyete dökmek için sanırım, evlenmeye karar verdik. Öyle çok romantik bir evlilik teklifi falan almadım, bunun için önceden tedbir almıştım çünkü. Tek taşlı yemekli bir şeyler bana göre değil, bak ben gülerim demiştim. Neyse ki daha normal koşullarda nişanlandık, uzatmadan da evlendik. Üç yıldır benimle yaşayan bir adet kedi de vardı, o da bize katıldı. Ben tam olarak şehir merkezindeyken eşimin yanına şehrin biraz dışına, temiz havanın bolca olduğu bir yere taşındık, güzel de oldu.

Evliliğin ilk yılının birçok insan için zor geçtiğini gözlemliyorum. Bunda –kusura bakmasınlar- sevgili ailelerimizin de payı büyük oluyor. Ama çok şükür bizde iki tarafın ailesi de şehir dışında olduğundan biz zaten bir başımızaydık. Biliyorum belki bu durum ileride dezavantaj olacak ama şimdilik böyle daha iyi. Sanırım çiftlerin beklentileri, hayata bakış açıları, aldıkları zevkler ortaksa ilk yıl kolay geçiyor. Bir de birbirinizi uzun süre tanımak da ek bir kolaylık sağlıyor diyebilirim. (en azından benim yaşadıklarım bunlar)

Çiftlerin sağlam temel ile attıkları bir yapıya yeni bıcır bıcır bir bireyin katılmasını istemeleri de doğal galiba. Ben zaten “annelik geni” gibi bir şey ile doğmuşum sanırım. Damarlarımda böyle bir kan var. Hamilelikten önce de yolda çocuk görünce yüzünde gülücükler açan, ağlıyorsa oturup ağlayan biriydim. Şimdiki halimi de az çok tahmin edebilirsiniz tabii.

Bebiş kararı verildi; heyecan başladı… Peki, ne zaman gerçek olacak bu düş?

Karar verildikten sonra benim gibi sabırsız biri için istenilen şey hemen olacak zannediliyor. Ama işler her zaman öyle yürümüyor. Doktora gidilip rutin tetkikler yapıldı, her şey yolunda. Ve tam o ara bazıları yakın arkadaşlarımız olan 5 kişiden birden hamilelik haberi geldi. Ve iddialara göre herkes ilk seferinde bu işi becermişti. Vaaaaay 🙂 İyiymiş dedik tabii biz. Böyle bir “istatistik” varsa, işimiz kolay. Ben daha “hamilelik” haberini almadan “nasılsa olmuştur bu iş” diyorum, yediğime içtiğime dikkat ediyorum ama sonu hüsran. Birkaç ay böyle geçtikten sonra…

Yoksa bu sefer gerçekten hamile miyim?

Regl öncesi yine rutin karın ağrıları, göğüs ağrılarını hissedince benim zaten ümidim kalmamış, “Can/canan” ne zaman isterse gelir diye düşünmüştük. Gerçekten tam da ümidi kestiğim ve güzel bir tatil planı yaptığımız o günlerde reglim gecikince – ki hiç gecikmez- evde 1 tane kalan testi gecenin bir vakti de olsa yapmaya karar verdik. Hatta öncesinde çift çizgi çıkarsa nasıl sevineceğimizin provasını dalga geçerek yapmıştık. İdrarda çift çıkması için en az 3-4 gün bekleyin diyorlardı çünkü. Test silik bile olmayan bir kırmızılıkta çıkınca ben testin yanlış sonuç verdiğini düşündüm. Eşim çok sevinmişti hatta provadaki gibi sevinç hareketleri de gösterdi ama ben önümdeki çift çizgi ile uzun bir süre şaşkınlıklar içerisinde bakakaldım. “Hamile miyim ki?” acaba gerçekten dedim ama şoktan ağlayamadım bile. Ertesi sabah gittiğimiz tatil, orada gösterdiğim hamilelik belirtileri ile kısa sürdü ve biz apar topar Ankara’ya döndük. İnsanlar ilk olarak kan testi yaptırıyorlar sanırım bunu biz en son yaptırdık, işte öyle garip bir aileyiz yani kısaca öyle denk geldi. Eşim diğer testler de koyu kırmızı çıkınca “kesin ikiz ya da üçüz” dedikçe beni gülme tutuyordu. Daha çok da heyecan, beni neler bekliyordu ki acaba?

5. haftadan, 10. haftaya neler yaşandı?

Benim gibi sabırsız biri için bile çabucak geçti zaman diyebilirim. İlk 2 haftada izinde olmam zaten çok şey fark ettirdi. Çünkü kendimi bir anda aşırı halsizlik, uyku hali ve bulantılarla buldum. Zaten sıklıkla tuvalete giden bünye kendine tuvalette sağlam bir yer edinmişti. Mide bulantılarım sabah kalkınca, acıkınca, arabadayken, sevmediğim birini/yemeği görünce, mutfağa girince gibi sıklıklardaydı.

Hamileliğin ilk haftalarının en zor tarafı herhalde vücudun yeni haline fiziksel ve ruhsal olarak alışmaya çalışmak. Ama en güzel tarafı da böyle bir mucizenin gerçekleştiğine inanmak bazen de zorlanmak elbette.

Gebelik kesesini gördüğümüz ilk an’ı ve bıdışın kalp atışlarını duyduğumuz an’ı sanırım hayatım boyunca unutamam. Benim gibi unutkan biri bile bunu unutamaz…

İşyerine dönünce hayatım tepetaklak oldu tabii çünkü kimseye söylemedim, söylemek istemedim. Birincisi henüz çok küçüktü ikincisi de kendimi kattakilere yakın hissetmiyordum ve böyle bir haberi “hmm iyi” diyip geçiştirecek insanlarla paylaşmak istemiyordum. Zamanla mecbur kaldım çünkü katta –hemen her yerde- sigara ve puro içiliyor. İnsanları “normal” halimle defalarca uyardığımda migrenimi tetikliyor vs. diye beni pek önemsemiyorlardı hani belki bir miniği önemserlerdi. Bazıları haberi duyunca bile dumanını yüzüme üfledi bazıları da daha dikkatli olacağını söyledi. (kapalı alanda sigara içilmesi yasak ve evet bizim kat yasaklara uymuyor ve evet şimdilik o birimi değiştiremiyorum)

Zaten duygusal olan bünyede yaşananlara örnekler:

  • Annem bir gün öncesinden pilav yapmıştı (bayramda) ve kalan son bir avuç pilavı ben “yarın yerim” diye saklamıştım, (sanki ertesi gün yenisi yapılamıyor) annem de yenisini yapayım, eski pilavı yemesinler diye o pilavı dökmüş mü… Kıyamet koptu, sen nasıl benim pilavımı atarsın diye.
  •  İnternette gezinirken kış hazırlığı için şeftali konservesinin nasıl yapıldığını okuyunca bir ağlamadır gitti, yazık o şeftalilere diye.

Ve birbirinden alakasız bir dolu şeye ağladım. Bazen ağlarken kendime güldüm. Çünkü ağladığım şey çok komikti ama içimden ağlamak geliyordu, ne yapayım 🙂

Beklentiye girmenin ne kadar kötü bir şey olduğunu bilsem de etrafımdaki bir avuç insanın beni sürekli aramasını, nasılsın demesini istedim. Arayan pek olmayınca çok bozuldum ama o durumlarım da yavaş yavaş geçti.
60.5 kilo olarak başladım bu sürece. Ve aile hekiminin sıkı tedbirlerinden midir nedir – 8, 10 kilodan fazlası direk sana kalacak diye- 59.9 ile 60.6 arasında gidip geldi. Bir süredir de 60.4teyim. Kilo kısmına çok da takılmıyorum çünkü benim mide sorunumdan dolayı zaten beslenme şeklim mecburen az ve sık yemek üzerineydi. Normalde de tatlı, pasta, çikolata, dondurma yiyemem. Canım da çekmez yesem de kötü olurum. (Nasıl 50ye düşmemişim hayret 🙂 ) Hayatımda kepekli, çavdarlı şeyler, yumurta, reçel, bal vs. olduğundan hayat rutinim çok da bozulmadı. Sütle aram bozulduğundan muzlu süt yapıp içiyorum, daha da güzel oluyor.

Minik tavsiyeler:

  • Beyaz leblebi, çubuk kraker ve limon benim mide bulantıma iyi geldi.
  • Sanırım en önemlisi rahat olmak/olabilmek..
  • Yürüyüş önemli imiş; ben henüz bir dengeye oturtamadım.

Zaten kendi halinde minik de olsa bir göbüşüm vardı şimdi onun biraz daha çıktığını, sertleştiğini görmek beni mutlu ediyor. Ve elbette eş desteği.

Bizi neler bekliyor?

Bunu elbette şimdiden bilemem ama gönlümüzü ferah tutmaya çalışıyoruz. 3 hafta sonra ikili tarama var, süreçle ilgili tek bildiğimiz o.

Şimdiden çocuğa kim bakar, iznimi nasıl ayarlarım, normal doğurabilir miyim vs. düşünmüyorum. Düşünmek istemiyorum.

Ben mümkün olduğunca şu an yaşadığım güzel an’a, bıdışıma odaklanıyor, elimden geldiğince her gün ona kitap okuyup ilerde ona hediye edeceğim günlüğümü yazıyorum.

Çok keyifli bir vesile ile tanıştığım Tanla’ya bana burada yer ayırdığı için teşekkür ediyor, yepyeni ve koooocaman güzel bir haftada buluşmak üzere sevgilerimi gönderiyorum.

Özel Not: Berrak ve Mervin, dilerim sizlerin de sağlıklı, keyifli hamilelik günlüğünüze ortak oluruz. Size ayrıca sevgiler & öpücükler.

Esra

Hakkında Bebek ve Ben

Bebek ve Ben

Merhabalar! Adım Tanla. Dijital tasarımcıyım. Eşim Kuzey ve 5 yaşındaki oğlum Can’la beraber dünyayı keşfediyoruz. Hayatı, insanları, video oyunlarını ve seyahati seviyorum. Okumayı, araştırmayı, dinlemeyi ve konuşmayı da… Oğluma hatıra olarak başlattığım BebekveBen’in kısa zamanda annelerin buluştuğu, soru sorduğu ve paylaştığı bir ortama dönüşmesinden çok mutluyum. Çocuk yetiştirmenin heyecan verici dünyasında bize eşlik ettiğiniz için teşekkürler.

7 yorum

  1. Aramıza hoş geldin(iz) Esra……

  2. Eşinin koyu çizgi çıkınca kesin ikiz bu demesine çok güldüm. Çünkü bizde de var ondan bir tane 🙂 Benim bu ikinci hamileliğim ikisinde de “acaba ikiz mi? ” diye havalara girdi eşim. Çok güzel ve samimi yazmışsın. Bebişine sağlıkla kavuşman dileğiyle..

  3. Merhabalar Berrak,
    Teşekkür ederim. İkiz meselesi demek ki erkeklerin aklına hemen geliyor 🙂
    Ben de sana çok güzel bir hamilelik dilerim, sen Mervin ve benden daha tecrübelisin 2. bebiş olduğundan, tecrübelerini bekliyorum 🙂 Sevgiler

  4. Bebek ve Ben

    Anaaaam, kızlar kendi aralarında gruplaşmış. Beni de alırlar mı acaba aralarına?

Sen de bir yorum yaz...

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*