Esra’nın Hamilelik Günlüğü – 28. Hafta

Herkese 28. haftadan merhaba,

Bu hafta bizim için yine dopdolu geçti. Geçen hafta bahsettiğim Ümit doktora gittik. Maaşallah bebişimizin gayet iyi olduğunu hem gördük, hem de öğrendik. Onun keyfi yerinde olunca bizimki de haliyle yerinde oluyor. Peki ya doktor? Açıkçası hakkında oldukça iyi şeyler okuduğumuz ve duyduğumuz bir doktorla ilgili ilk izlenimimiz hiç de iyi olmadı. Bu duruma biz de şaşırdık. Önceki doktorumuzla gerek muayenenin fiziksel şartları, gerekse tecrübe bakımlarından karşılaştırma yapmamaya çalıştık. Çünkü her doktor kendine özeldir. Ancak daha ilk andan itibaren bizi bir önceki doktorumuzdan neden ayrıldığımızla ilgili sorgulamaya tabii tutması oldukça gereksizdi. Bir de ben parmaklarımdaki sıkıntıdan bahsedip “Bunlar normal ama değil mi?” dediğimde, bana cevabı “Hamilelikte 2 tip sorunla karşılaşırız: birincisi ciddi olanlar, ikincisi de hamilelikle ilgili olan ve sorulmaya gerek duyulmayacak tipte olanlar… Senin bahsettiğin ikinci tip.”dedi. Bana sadece “normal” deyip geçse de olurdu ama böyle ukala bir cevaba ben de şu yanıtı verdim: “Acaba size sormadan normal olup olmadığını nereden bilebilirim?” Sonrasında ultrason muayenesinde daha sıcaktı. Belli ki genç olmasına rağmen oldukça iyi bir doktor ancak tavırlarından çok emin olamadık. Sizce de garip değil mi?

Bir önceki doktorumuzun ofisinde ebeveyn toplantısı oldu bu hafta. Rezervasyonu çok önceden yaptığımız için bir gidelim, görelim dedik. Bir çocuk doktoru, bir anestezi doktoru ve en son bizim doktor aydınlatıcı bir 3 saatlik seminer verdi. Orada doktorumuzu neden bırakmaya niyetlendiğimizi bir kez daha anladık. “Şiddetle” epidural tavsiye etmesi, “Nişan geldiğinde beni aramanıza gerek yok, beni aramayın.” demesi vb. sebeplere bir de molada ikram edilen kurupasta ve kutu meyve suyu eklenince bizim için durum biraz komik oldu açıkçası. Fark ettik ki onun yaşadığı şey tecrübenin ve kendine güvenin verdiği bir mesleki deformasyon, yani heyecanı kaybetmek. Ama doğal olarak biz hala heyecanlıyız ve o yüzden de aynı dili konuşamıyoruz. Yokluğumuzu fark etmeyeceğini bilsek de o gün aslında ona içten içe vedalaştığımızı hissettim. İyi bir doktor kesinlikle ancak biz daha farklı birini arıyormuşuz…

Ümit’ten de beklediğimiz ümidi pek göremeyince aynı süreçte oldukça tesadüfen karşımıza çıkan “Sebayat Abla” (Sebahat Hanım) ile yazıştık. Doktoru olduğu hastane ile ilgili çok iyi şeyler duymamış olduğumdan doktora bir acayip önyargı ile yaklaştım. Sonra ismiyle internette araştırma yapınca bu ara aradığım ama Ankarada bulamadığım “doğal doğum” ve “hypnobirthing” konusunda uzman olduğunu gördüm. Hemen mail attım aklımdakileri sordum. Bana “Esra hanımcığım” ile başlayan samimi bir mesaj yazmış. Yüzyüze görüşmeyi sabırsızlıkla bekliyorum, o da önümüzdeki hafta.

Peki biz ne arıyoruz? Bugün kendime uzun uzun yazdım. “Sevgili Esoş dedim, bu süreçten sen ne bekliyorsun/ istiyorsun,aklından neler geçiyor?” Ohoo benim aklımdan bir dolu şey geçiyormuş da haberim yokmuş 🙂 Kafa değil, kazan mübarek. Fazla okumak, daha önce de dediğim gibi, hem iyi hem kötü. Aslında benim beynimin çalışma prensibine göre bilmek, bilgi sahibi olmak iyi; onun yolu da benim için okumaktan geçiyor. Belki daha sonra size de uzun uzun yazarım ama şimdilik özetlemem gerekirse; ben normal ya da sezeryan, epiduralli veya epiduralsiz doğumumun kendi doğal akışında olmasını istiyorum. Yani ne kimse beni henüz ağrı eşiğimi bile görmeden epidurale yönlendirsin, ne de tam tersi riskli bir durum olduğunda etiketi “doğal doğum” olacak diye bizi tehlikeye atsın. Bebeğim, ben, biz, doğanın kendisi bu süreci nasıl yaşamak istiyorsak bize destek olunsun. Aklımdakilerin temeli bu.

İşyerinde tempolu bir hafta oldu benim için. Size daha önce 32. hafta izniyle ilgili sorduğum sorunun sebebi ortaya çıktı. Daha önceki haftalarda bahsettiğim gibi, yaptığım işi tek başıma yapıyorum ve raporlu/izinli de olsam ben yapıyorum ve en önemlisi huzurlu bir ortamda çalışmıyorum. Hamile olduğum için bana hiçbir zaman kıyak geçilmesini istemedim/istemem de… Ancak benim bir süre sonra işe gitmeme durumumun olduğunun da gözden kaçırılması/umursanmaması beni cidden sinir etti. Neticede, işin devamlılığı için yaptığım işi yeni gelene göstermem gerek. Ben de “Ya ben bu arada 32. haftada ayrılırım.” deyince işyerinde alarm çanları çaldı. Böylece son zamana denk gelen oldukça kapsamlı bir toplantı da benim üzerimde kaldı. Ben hep öyle veya böyle aldığım maaşı hak etmeye çalıştım (elimden geldiğince) bazen işten kaytardıysam başka zaman daha çok çalışarak onu dengeye oturttum. Ama işyerindeki huzursuzluk, insanların bencilliği, “Gitmeden şunu da yapın” halleri cidden beni 32. hafta için zorluyor. Kendimi şimdilik öyle motive diyorum.

Bu ara sıklıkla bana söylenen “Çocuklu hayat zor”, “Uykusuz gecelere hazır ol” gibi cümlelerden de doğal olarak hoşlanmıyorum. Daha doğrusu bu lafların söylenirken karşı tarafın aldığı hazzı anlamıyorum. Biz de kendimize toz pembe bir tablo çizmiyoruz zaten. Şimdiden işbölümü/birlikte zaman geçirme/neler yaşayabiliriz ile ilgili notlar alıp, kendimizi hazırlıyoruz. Bence insan bu dönem sadece şunu duymak istiyor: “Uykusuz geceleriniz olabilir, bebeğiniz çok ağlayabilir, siz çok çaresiz hissedebilirsiniz ama tüm bunlar bebişin kokusuyla ve bir gülüşüyle tamamen kaybolup gidiyor…” (ya da böyle bir şey)

Bu haftayı doktorlar, destekler/köstekler ama aynı zamanda bizi geliştiren ve çeşitlendiren şeylerle kapattık. Umarım okurken sıkılmadınız.

Herkese bol güneşli &neşeli, sakin ve huzurlu, güzel bir hafta dilerim(z). Sahi, bizim bebiş hazırlıkları ne oldu? Onu da unutmazsam haftaya yazayım 🙂

Esra Hamilelik 28.hafta

Hakkında Bebek ve Ben

Bebek ve Ben

Merhabalar! Adım Tanla. Dijital tasarımcıyım. Eşim Kuzey ve 5 yaşındaki oğlum Can’la beraber dünyayı keşfediyoruz. Hayatı, insanları, video oyunlarını ve seyahati seviyorum. Okumayı, araştırmayı, dinlemeyi ve konuşmayı da… Oğluma hatıra olarak başlattığım BebekveBen’in kısa zamanda annelerin buluştuğu, soru sorduğu ve paylaştığı bir ortama dönüşmesinden çok mutluyum. Çocuk yetiştirmenin heyecan verici dünyasında bize eşlik ettiğiniz için teşekkürler.

2 yorum

  1. Sevgili Esra,
    İçine sinen güvendiğin bir doktor bulursun umarım. Söz konusu doğum olunca doktora olan güven daha da çok önem kazanıyor. Öte yandan şu felaket tellaları var ya. Onlardan ben de çok şikayetçiydim. Ve kendime söz verdim anne olunca hep pozitif olucam etrafıma hep pozitif şeyler anlatıcam diye. Tabii ki zorlukları var ama herşeyin bir bedeli var. Güzelliklerin yanında zorluklar gerçekten katlanılabilir oluyor. Her an şükrediyorsun, kendini çok şanslı hissediyorsun. Düşünsene sana göre dünyanın en güzel canlısı o, ve sen onun annesisin. Sana sarılıyor, seni seviyor. Gözlerinle büyüdüğünü görüyorsun. Evet artık hayat bambaşka bir hal alıyor. Ama zorluk anlamında olduğu kadar güzellik anlamında da. Hayata dair bir aydınlanma yaşıyorsun çocuk sahibi olduktan sonra. Bak coştum döktürdüm sana. Umarım sağlıkla bebeğine kavuşursun. Bebeğin de iyi uyuyan iyi yiyen sorunsuz bir bebek olur, sen de millete nanik yaparsın. Sevgiler

    • Sevgili Berrak, güzel ve destekleyici yorumun için ne kadar teşekkür etsem az.. Şu dönem 1 insan da çıkıp bebekli hayatın güzelliklerinden bahsetmemişti (kendilerine saklıyorlar o kısmı sanırım) ama yazdığın cümleler benim için çok anlamlı oldu, teşekkürler. İnsan gerçekten zorlukların yanında güzelliklerin de var olduğunu bildiğinden biraz onlardan da bahsedilsin istiyor. Yapabilir miyim şimdiden söz veremem ama notlar aldığım defterlerime kocaman hatırlatıcı cümleler yazdım: “Pozitif olmaya anne olduktan sonra da devam”diye. Umarım sen de sağlıkla kavuşursun bebeğine; sonra birlikte nanik yaparız millete 🙂

Sen de bir yorum yaz...

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*