Dünyayı Kucaklayan Anneler: Japonya’dan Duygu

Dünyayı Kucaklayan Anneler sohbet serimin ikincisi Japonya’dan Duygu. Duygu eğitim için gittiği Japonya’da iş hayatına başlamış. Bir Japon ile evlenmek hiiiiç aklında değilken bir kız arkadaşının yaptığı espri üzerine eşi Kou ile işler ciddiye binmiş. Düğünlerinde Kou, Levent Yüksel’in Medcezir’ini bile söylemiş, daha ne olsun? Duygu’nun samimi ve espirili dilini, inandığı değerleri korumak için sağlam duruşunu ve Japon kültürünü içtenlikle benimseyerek tatlı tatlı anlatışını sevdim. Umarım sohbetimiz hoşunuza gider.

Kendini biraz tanıtır mısın? Kimdir Duygu Ashizawa? Japonya’nın neresinde yaşıyorsun?
35 yaşındayım. Japonya’da bir turizm şirketinde çalışıyorum. Hayır rehberlik yapmıyorum, tur hazırlıyorum. Çalıştığım bölümde Türkiye başta olmak üzere Mısır ve Yunanistan sorumlusuyum. 2,5 yaşında bir kızım var. Tokyo’da yaşıyorum.

duygu01Eşin Japon… Nasıl tanıştınız? Sizinkisi nasıl bir aşk hikayesi?
Eşim Kou ile Japonya’da tanıştık. Ben öğrenciyken deneyim olsun diye bir İtalyan dining bar’da part time bir işe girdim. Haftada 3-4 gün bir-iki saat çalışıyordum. Eşim de o zamanlar hem tiyatroculuk yapıyor, hem de barmen olarak çalışıyordu. Tiyatrocuya dünyanın hiçbir yerinde para yok. Orada tanıştık ama hiç samimiyetimiz olmadı. Sonra ben okulu bırakıp çalışmaya başladım. Ama yine gidip geliyordum o bara iş çıkışları falan. Çünkü çok güzel insanlarla tanıştım. Aklımda bir Japon’la evlenmek assslaaaa yoktu. Sonra orada çalışan arkadaşlardan birinin doğumgününde, kızlardan birisi şaka olsun diye “Ben Kou ile evleneceğim.” dedi. Kızı pataklayasım geldi. 🙂 Öyle farkettim onun benim evleneceğim adam olacağını! Ama sonra Kou da tiyatroyu ve dolayısıyla barmenliği bırakıp Osaka’ya gitti. Bir yıl uzaktan uzağa gidip, geldik. Sonra Kou Tokyo’ya döndü ve evlendik.

Düğününüzden biraz bahseder misin? İlginç birkaç detay mesela…
Düğünümüzün tümü ilginç. Türkiye’de Erdek’te oldu. Küçük bir kasaba. Japonya’dan akraba-arkadaş yaklaşık 50 kişi gittik. Osaka’lı da çok olunca bizimle oynayıp, bizimle zıpladilar. Osaka’lılar öyledir. Önce kimono ile çıktık. Sonra gelinlik-damatlık. Düğünün sonuna doğru Kou sıfır Türkçesiyle “Medcezir”i söyledi. Alkış, kıyamet… Sonra aileme yazdığı mektubu Türkçe okudu. Yine alkış kıyamet. Ailem ve onun ailesi sahneye atlayıp, sarılıp-ağladılar. Sonra haberlerde “Japon damat gönülleri fethetti!” diye yazmislar. 🙂

Yabancı bir eşle evli olmak hep merak edilen bir konu. Seni tanımayan insanların bu konuda pek çok sorusu olabilir. Seni en çok gülümsetenler hangisi?
Gülümsetenler sorulardan çok yorumlar. Mesela Türkiye’deyken Kou’nun arka planda koltuğa yayılmış hali görünen bir fotoğrafın altına “Enişte kapmış özü. Tam Türk usulü koltuğa yayılmış…” filan gibi yorumlar oluyor. Beni gülümsetiyor.

Ailen hiç Japonya’yı ziyaret etti mi ya da eşin Türkiye’ye geldi mi? Bu ziyaretlere dair unutulmayan bir anektod var mı?
Düğünümüz de, nişanımız da Türkiye’de oldu. Ondan sonra da benim doğum iznimde eşim de iş değiştirdiğinden o ara 7 ay Türkiye’de kaldık. Senede bir kere gidiyoruz. Kardeşim iki kere, annem de 3 kere Japonya’ya geldi. Hatta şimdi burada. Babam henüz denk gelemedi. Belki bahara. Özel bir anektod yok açıkçası ama ben burada günlük hayata dalınca Türkiye’deki gibi normal normal yaşıyorum. Annem gelince ona değişik gelen, onu şaşırtan şeyleri keşfetmek eğlenceli oluyor. Eşimle her Türkiye’ye gidişimiz komik. Kazakistan’dan falan sanıyorlar. Genç kızlar Kore’li sanıp birlikte fotoğraf falan çektiriyor. 🙂

Japon kültüründe hiç alışamadığın bir yön ve hemen uyum sağladığın bir yönü anlatır mısın?
Japonya’ya kolay uyum sağladım açıkçası. Çünkü haksızlığa, saygısızlığa tahammül edemiyorum. Burada elbette herkes iyi insan olduğundan degil belki ama öyle öğretildiğinden karşılıklı saygı var. Hakka saygı var. Bir restoranda içinizden gelip “2 liralık bahşiş bırakayım, meyve suyu al ne olacak” desen, arkandan koşturur, ölseler almazlar. Çocuk yuvasında mesela, herkes eşit. Öğretmenler asla hediye kabul etmez. Herhangi bir veliyle dışarıda görüşmez. Yakınlaşma olmasın, çocuğuna ayrım olmasın diye.

Alışamadığım yönüne gelince…Bu kadar birbirine saygının yan etkileri de oluyor tabi. Mesela kimse birbirinin evine gitmiyor. Dışarıda buluşulacaksa aylar öncesinden tarih belirleniyor. “Bugün canım sıkkın, bir kahve içelim” diye arasan kimseyi bulamazsın. Hadi bir deneyeyim desen bin kere “Böyle aniden kusuruma bakma, kesin işin vardır ama…“diyerek lafa başlaman gerek. İnsanlar çok meşgul. Ama burada özellikle çalışma hayatına dalınca anlıyorum bu durumu. Ben de çok meşgulum çünkü. “Hadi bugün gel!” dese birisi zor.

duygu06

Japonlar Türkiye’den geldiğini öğrenince nasıl yaklaşıyor?
Şaşırıyorlar. Özellikle müşterilerim… Çünkü kafalarındaki Türk imaji Arap gibi. Sonra sorular başlıyor. Ne zaman geldin? Nasıl Japonca öğrendin? Sonra başgöz etmeye kalkıyorlar. 🙂  Teyzeler, amcalar her yerde aynı. Yüzüğümü gösteriyorum, seviniyorlar. İşim gereği müşterilerle telefonda konuştuğum da oluyor. O zaman Japon olmadığımı anlamıyorlar. Hergün ezberlediğimiz şeyleri söylüyoruz tabi. Hata yapacak birşey yok. En son adımı söyleyince şaşırıp, koyu bir sohbete başlıyorlar. Sadece bir soru için bir saat sohbet ettiğimi bilirim. Güzel şeyler yani hep. Türk olduğum için olumsuz bir tepkiyle hiç karşılaşmadım.

Tipik bir günün nasıl geçiyor?
Çalışan her anne gibi… Sabah kızımı yuvaya bırakıyorum. İşe gidiyorum. Akşam üzeri işten çıkıyorum, kızımı alıyorum. Biraz oyun oynuyoruz. Yediriyorum, içiriyorum, yıkayıp-paklayıp yatırıyorum. Sonra ev işine girişiyorum. Ev işi yaparken telefonu elimde gezdirip dizi izlemeyi seviyorum. Yoksa çekilmez. Sonra bir kahve içip Instagram’da yorumları falan cevaplıyorum. Zaten gece yarısı oluyor. Tatil günündeyse pek evde durmuyoruz. Zaten evde durmayı ailecek sevmiyoruz ama yukarıda da anlattığım gibi her hafta sonu bir plan, birşey var. Ailecek misafiri de seviyoruz. Gelsinler ben Türk yemekleri yapayım, hoşlarına gitsin, bayılıyorum. Onun için gelen giden de çok oluyor.

Japonya’da yaşam pahalı mı? Kira, yemek, giyim gibi temel ihtiyaçları Türkiye ile karşılaştırır mısın?
Karşılaştıramam çünkü karşılaştırılacak gibi değil, çok pahalı. Temel ihtiyaçlar ve özellikle gıda. Meyve, sebze öyle bol bol yok. Birşeyi dolapta çürütmek asla! Maaşlar da ona göre elbet ama gidip öyle kilo kilo elma alacak kadar da değil. Kira oturduğunuz yere göre degisiyor. Merkezden, büyük şehirlerden ne kadar uzaklaşırsanız o kadar el yakmayacak hale geliyor. Tokyo’nun göbeğinde hem evler çok küçük, hem de kiralar çok pahalı. 55㎡ eve 2.500-3.000TL civarı kiralar veriyoruz.

Sanırım çalışıyorsun? Japonya’da iş hayatı hakikaten dedikleri gibi çok disiplinli ve işyerleri kast sistemi mi? Eğer öyleyse bünye bu duruma nasıl adapte oluyor?
Aynen oyle. Ama bu bir isleyiş, sistem. Yani işyerinde herkes öyle robot gibi oturmuyor. Espri de yapıyoruz, gülüyoruz da… Sadece abartmıyoruz. Herkes sorumlulugunu biliyor. Kaytarmak affedilmiyor ki zaten düşünülemiyor. İşe alımlar da sistemli olduğu için her sene 22-23 yaşında üniversite mezunları geliyor. Onlar ufaklıklar. İlk sene işleri zor. Ama ikinci sene oldu mu yeni gelenlere büyüklük taslayabiliyorlar. Bir sene üstün dahi olsa siz demek zorundasın mesela. Daha da büyüyünce değmeyin keyiflerine. Bir havalar, bir havalar… İşte bunu sevmiyorum ben mesela. Onun dışında çok zorlanmıyorum. Herkes işini yapıyor, daha iyisini yapmaya uğraşıyor, yaptığından zevk alıyor. Ama “Azıcık bankada işim var, arkadaşımın doğumgünü, bir hediye alıp geleyim ben. Aaa nasıl gidemez miyim?” zihniyetinde olan için çok zor olur.

Hangi mutfakları seviyorsun? 
Her mutfağı seviyorum. Japonya’da zorlanmamamın en büyük nedenlerinden birisi belki de bu. Hiçbir yerde aç kalmam. Hiç kimse kalmaz. İllaki yenebilecek birşey vardır. Zaten damak tadı kültürdür, alışkanlıktır. “Iyyy!” dediğiniz şeyi 3-5 kere yiyince alışırsınız, 10 kere yiyince sevmeye başlarsınız, ararsınız.

duygu03

Meyra isimli bir kızın var. Çok kültürlü ortamda yaşayan ailelerin çocuklarına isim koyarken göz önüne aldıkları kriterler hep ilgimi çeker. Sizin bu isimi seçmenizin sebebi neydi?
Meyra’ya isim ararken çok zorlandık. Asya düşündüm. Çünkü ortak noktamızdı. Hoş bir isimdi ama Japonya’da telaffuzu zor. Onun için birinci önceliğimiz Japonya’da sıkıntı çekmeyeceği bir isim bulmaktı. İkinci öncelik, soyadı zaten Japonca olduğundan ismi Türkçe olmalıydı. Her iki dilde de kulağa hoş gelmeliydi. Eğer Meyra’ya iki isim koysaydık burada Japonca ismiyle seslenilecekti ve tam bir Japon olacaktı. Oysa şimdi melez. Üstelik Meyra ismi yeni nesil Japon isimlerine benziyor ve telaffuzu Japonca’da çok kolay. Bir de “parlayan ışık” demekmiş. Gerçi anlamsız, uydurma olduğunu yazan yerler de var ama ben parlayan ışığım olarak kabul ediyorum. 🙂

Evinizde hangi dil konuşuluyor? Çocukların dil gelişimi ne şekilde gerçekleşiyor? Özel bir yöntem izliyor musunuz? Eşin Türkçe konuşuyor mu?
Evimizde Japonca konuşuluyor. Eşim de az çok Türkçe konuşuyor ve Meyra için evde Türkçe konuşmaya çok hevesli. Ama ne zaman buna karar versek, hangi ara bilemiyorum, bir bakmışız Japonca’ya dönüyoruz. Çünkü biraz da ben sabırsızım ve söylediğim şeyi anlamayınca Türkçe anlatmaya uğraşamıyorum. Japonca oluveriyor. Benim bu konuda gerçekten bu hatadan dönmem lazım. Meyra ile Türkçe konuşmaya özen gösteriyorum. Anneannesi ile hergün görüntülü konuşuyor. Türkce çizgi film izliyor. Ama yüzde yüz Türkçe anlayabildiği halde yuvaya gittiği için maalesef ağzından çıkanın yüzde sekseni Japonca. Türkiye’ye gidip gelince 1 haftada Türkçe artışı oluyor. Bu işin en iyi yöntemi sık sık gidip gelmek. Başka yolu gerçekten yok. Keşke daha çok gidip gelebilsek. Bir de Meyra’da çok ilginç bir durum var. Aynı cümle içinde Türkçe ve Japonca kelimelerin kullanımı dışında, kelimenin yapısını da karıştırıyor. Mesela kökü Japonca, eki Türkçe kelimeler türetiyor. Örneğin suwaru=oturmak demek, “Mama buraya suwarabiliyorum!” ya da te,ta=Japonca’da emir kipi olduğundan, “Anne yatağa yatte!” gibi…

duygu05

Meyra kreşe gidiyor. Japonya’daki okul öncesi eğitimde dikkatini çeken, Türkiye’den farklı olduğunu düşündüğün birkaç detay anlatır mısın?
Farkını çok bilemiyorum aslında çünkü Türkiye’deki kreşleri bilmiyorum. Yalnız arkadaşların yorumlarından edindiğim bilgiye göre Türkiye’de kreşler çok çeşitli sanırım. Japonya’ya yakın olanı da var, uzaktan-yakından ilgisi olmayanı da… Burada öğretmenlerin sorumluluk duygusu olması benim için en önemlisi. Ufacık bir çiziğinde, düştüğünde herşeyden, neyin nasıl olduğundan haberim oluyor. Gün içinde neyi ne kadar yediğinden, ne kadar uyuduğundan, deliksiz mi yoksa uyanarak mı uyuduğundan bilgi sahibiyim. Bir de burada bütün çocuklar kendi işlerini kendileri yapıyor. Orada biraz sıkıntı var. Yani bir Türk olarak sıkıntı benim içimde belki… Kendi kendisine pantolonunu giydi çocuk tamam da, poponun yarısında kalan pantolonu birisinin düzeltmediği çok oluyor.

Çocukları aileden uzakta yetiştirmenin sence en önemli avantajı ve dezavantajı nedir?
Hiç kimse hiçbir şeye karışamıyor tabii ki. “Üşüyor bu çocuk giydir” yok, “Bir tane çikolata ver, ne olacak yesin.” yok. Ama dezavantajlari bunları kat kat aşıyor. Öyle komşuluk filan da olmadığından, kimseye “İki dakika tut da markete gidip, geleyim” diyemeden büyütüyorsunuz çocuğunuzu. Kendinize ait zamanınız sıfır. Hele de uykusuz bir çocuğunuz varsa, eşinizle başbaşa zamanınız da sıfır gibi birşey. Ama herşey bir yana en büyük dezavantajı, aileyle, dostlarla geçirilen kalabalık oturmalar, sohbetler, ilgilerden yoksun kalıyor çocuk. İşte ben hem bunu engellemek için hem de onu sosyalleştirmek için evde oturmuyorum fazla. Şimdi yuvaya gidiyor gerçi. Oradan kurtarıyoruz ama bebekken hergün mutlaka dışarı çıkıyorduk.

Eşinle çocukları yetiştirme konusunda farklı olduğunuz noktalar var mı? Varsa birkaç örnek verir misin?
Var olmaz mı? Ama kültür farkından değil. Kadın erkek farkından. O daha rahat, baştan savma. Ben pimprikli, herşeyi kafayı yercesine ince hesap eden. Meyra konusunda bu tabii. Yoksa ben de baştan savmayımdır.

duygu02Bir anne olarak kızına vermeye çalıştığın 3 önemli değer?
Şu an içinde yaşadığımız dünyada bu gerçekten çok çok zor. Hepimiz çocuklarımız iyi insan olsun, çalışkan olsun, dürüst olsun, hak yemesin, bencil olmasın istiyoruz. Ama şartlara bakıyoruz. Gerçekten öyle bir çocuk yetiştirmeyi becerebilirsek, “Ay ezilir bu çocuk” diyoruz. E ne yapalım? Açıkgöz mü yetiştirelim? Gerçekten çok zor. Ben biraz oluruna bıraktım bu işi. O zaten gördüğünü öğrenecek. Hiçbir konuda kötü örnek olmamaya çalışıyorum sadece. Ama onun dışında benim de kendi hayatımda tahammül edemediğim 3 şey var. Bunlar Meyra’da olmasın istiyorum, ki insallah olmayacak. 1)At gözlülük 2)Önyargı 3)Aşırı alınganlık

Yazmayı seviyor musun? Blogun var mı?
Çoook. Evet, blogum var. ( duyguashizawa.blogspot.com )Zaten öyle başladı herşey. Japonya’yı yazıyorum. Biraz hayran, biraz eleştirel, ama komik… Daha çok karsılaştırarak ve her yazıda okuyanların aklında Japonya ile ilgili birşey kalmış olmasını umarak. Son bir-iki aydır bayağı boşladım ama anlatmayı seviyorum.

Eklemek istediğin başka birşey var mı?
Hergün yüreğimize yumruk indiren birşey oluyor dünyada. Hele ki Turkiye’de… Eskiden daha mutlu muyduk, küçüktük anlamıyor muyduk bilmiyorum… Onun için bir yeni yıl dileğim var. Yanlışı gördüğünde tepkisini veren, birine iyilik yapma şansı olduğunda “Niye yapayım, babamın oğlu mu?” demeyen, sadece kendi ufacık dünyası içinde yaşamayan, dünyada nerede ne oluyor, nerede nasıl yaşanıyor merak eden, “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” demeyen, üç kuruş fazla çıkarı için adaletsizliğe, hırsızlığa, kul hakkı yenmesine göz yummayan insanların çoğalması dileğiyle… Yüreğinizde insan sevgisiyle kalın.

**********************

Bu sohbet serisinin diğer yazıları:
Dünyayı Kucaklayan Anneler: Katar’dan Esra
Dünyayı Kucaklayan Anneler: Senegalden Özlem
Dünyayı Kucaklayan Anneler: Amerika’dan Tuçe
Dünyayı Kucaklayan Anneler: Almanya’dan Zeynep

Siz de şahsen/blog dünyasında/sosyal medyada tanıdığınız, yabancı eşi olan ya da olmayan ama mutlaka yurtdışında yaşayan bir anneyi bu yazı dizisinde görmek istiyorsanız bana blogumun iletişim sayfasından mesaj gönderin.

Hakkında Bebek ve Ben

Bebek ve Ben
Merhabalar! Adım Tanla. Dijital tasarımcıyım. Eşim Kuzey ve 5 yaşındaki oğlum Can'la beraber dünyayı keşfediyoruz. Hayatı, insanları, video oyunlarını ve seyahati seviyorum. Okumayı, araştırmayı, dinlemeyi ve konuşmayı da... Oğluma hatıra olarak başlattığım BebekveBen'in kısa zamanda annelerin buluştuğu, soru sorduğu ve paylaştığı bir ortama dönüşmesinden çok mutluyum. Çocuk yetiştirmenin heyecan verici dünyasında bize eşlik ettiğiniz için teşekkürler.

Sen de bir yorum yaz...

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*