Dünyayı Kucaklayan Anneler: Almanya’dan Zeynep

Dünyayı Kucaklayan Anneler sohbetler serimin beşinci yazısı için bugün Almanya’ya uzanıyor ve Zeynep’i sizlere anlatmak istiyorum. Zeynep’i hatırlayacaksınız, tasarımını yaptığım 2cities1woman.com‘un sahibi tatlı arkadaşım… İş vesilesiyle başlayıp, arkadaşlığa evrildi bizim tanışıklığımız…  Blogunu açtıktan sonra yazılarının adeta müptelası oldum. Öylesine sıcak, samimi ve eğlenceli bir yazım dili var ki… Yazılarını okurken adeta sizinle karşılıklı kahve içip, (belki de simit yiyerek 🙂 ) sohbet ediyor zannedebilirsiniz. İstanbul’da başarılı bir avukatken, aşkının peşinden Almanya’ya yerleşen Zeynep, eşi ve minik Vera’larıyla birlikte Bremen’de yaşıyor. Sözü fazla uzatmadan sizi Zeynep’le başbaşa bırakıyorum…

Kendini biraz tanıtır mısın? Kimdir Zeynep Gündoğdu von Ledebur? Nerede yaşıyorsun?
Merhaba, 36 yaşındayım. 3,5 yıl önce Alman kocamla olan evliliğim sebebiyle İstanbul’dan Bremen’e taşındım. Geçen gün öğrendim ki bizim gibilerin terminolojide bir adı varmış ”love migrant” yani aşk göçmeni. Evet ben bir aşk göçmeniyim 🙂 2,5 yaşında Vera adında bir kızım var. Avukatım fakat şu anda çalışmıyorum.

Eşin Alman. Nasıl tanıştınız? Sizinkisi nasıl bir aşk hikayesi?
Eşim İstanbul’da expat olarak bulunuyordu. 2010 senesinde iş sebebiyle tanıştık biz fakat sonra arkadaşlık aşka dönüştü. Geçenlerde Pınar Sabancı Instagram hesabında Galata Kulesi ile ilgili bir rivayet paylaştı. Galata Kulesi’ne ilk çıktığın karşı cinsle evlenirsin diye bir efsane varmış. Hakikaten benim Galata Kulesi’ne çıktığım ilk erkek eşimdi. Henüz çıkmaya başlamadığımız, benim ona İstanbul’u gezdirdiğim bir gün birlikte çıktık Galata Kulesi’ne. Hatta İstanbul’u izlerken Sepetçiler Kasrı’nı gösterip ”ben burada evlenmek istiyorum” demiştim de o da o gün içinden ”inşallah yanındaki ben olurum demiş”. İşte öyle bir aşk hikayesi bizimkisi. Hem biraz herkesinki gibi biraz da özel.

Düğününüzü anlatır mısın?
Zeynep06Sepetçiler Kasrı o dönem kapatılmıştı 🙂 o yüzden orda evlenmedik. Türkler için küçük denebilecek Almanlar içinse devasa bir düğünle 🙂 yani 200 kişilik bir düğünle İstanbul’da evlendik. Almanya’dan toplam 60 misafir geldi. Aslına bakarsan sadece Almanya’dan değil dünyanın dört bir yanından misafirlerimiz geldi. Liseden çok yakın bir arkadaşım New York uçağından inip geldi örneğin. Sabaha kadar süren çok eğlenceli bir düğün oldu. İlk dansımız valsti. Damat halayıyla devam ettik 🙂 DJ’imiz herkese hitap edecek eğlenceli müzikler çaldı. Birbirinden güzel onlarca bakımlı Türk kızları karşısında Alman misafirlerimiz ciddi anlamda şaşırdılar. Ne şanslıyız ki herkesin hala, peri masalıydı gibiydi diye anlattığı çok güzel ve eğlenceli bir düğünümüz oldu. Geçenlerde ilk defa düğün videomuzu izledim resmen utandım, kurulu bebek gibi gecenin başında başlamış ve durmadan dans etmişim.

Alman kültüründe hiç alışamadığın bir yön ve hemen uyum sağladığın bir yönü anlatır mısın?
Düşünsem daha çıkar ama ilk aklıma gelenleri sıralayayım hemen 🙂 Hiç alışamadığım demek yanlış olur ama hala tuhaf bulduğum yönler var. Akşam yemeklerinde sıcak yemek yemeyip kahvaltı gibi peynir ekmek yemeleri, çocuklarını çok iyi yetiştirdikleri halde bildiğin kötü beslemeleri, kreşlerde bile her gün mutlaka tatlı olmasını, haftasonu size gelelim mi dediğimizde gelin ama kalmayın diyecek kadar açık sözlü olmalarını 🙂 hala biraz tuhaf buluyorum. Öğleden sonraki kahve ve keklerine, çocuk yetiştirmedeki bazı rahatlıklarına, düzenlerine, doğalarına, hayatın olağan akışına, hareket etmeyi daha fazla hayatıma sokmaya hemen uyum sağladım diyebilirim.

Hemen şimdi, şu anda, Türkiye’de özlediğin, aklına gelen ilk şeyi söyler misin? Öyle uzun uzun düşünmek yok 😛
Simit, beyaz peynir, siyah çay. Taş fırın simidi olsun ama. Üstüne de çekirdek 🙂

Dünyada nereleri gördün ve aralarında en çok yaşamak isteyeceğin yer neresi olurdu/neden?
Zeynep04Kuzey Amerika ve Avrupa’da pek çok yer gördüm. Almanya’ya taşınana kadar, bir süre Londra’da yaşamak isterdim. Şimdiyse hava sebebiyle fikrim değişti. Güney Amerika’yı görmeden erken konuşmak istemem ama San Fransisco veya Madrid’de yaşamak isterdim. Ben Türkiye’nin sıcak iklimi ve insanlarını çok özlüyorum. Fakat Türkiye’nin kurtarılmış bölgelerinde yaşamak iyi de bir yere kadar. İklimi ve insanları da sıcak diye sanırım bana San Fransisco ve Madrid kesinlikle çok yaşamak istermişim gibi hissettiren yerler oldu. San Fransisco hem California hem de biraz Avrupa gibi. Sebze meyve bol, yemekler güzel, eğlence var. Almanya yaşamak için hayat standardının en yüksek olduğu ülkelerden biri. Pek çok Avrupa ülkesi ve Amerika ile kıyas bile kabul etmeyecek kadar iyi bir sosyal devlet. Fakat çok soğuk ve biraz sıkıcı.

Tipik bir günün nasıl geçiyor?
Normal bir günümüzde sabah Vera’yı kreşe bırakır, eve gelir kahvaltı eder biraz evi toparlar, pazar market alışverişine giderim. Eve gelir yemek yapar sonra Vera’yı alana kadar biraz dinlenirim. Şanslıysam biraz kitap okuyacak ya da bir şeyler yazacak vaktim olur 🙂 Vera’yı kreşten aldıktan sonra havaya göre evde veya dışarıda birlikte vakit geçiririz. Akşam yemeği 18:00’de yenir ve Vera en geç 20:00’de uyumuş olur. Sonrası bazen dizi izleme, bazen kitap okuma, bazen eşim ile sohpet muhabbet.

Almanya’da sağlam bir Türk topluluğu var. Senin de ülkemizden kadınları ve anneleri buluşturduğun “Turkish moms in Germany” adlı bir Faceook grubun var. Biraz anlatsana neler yaptığınızı…
Ben Almanya’ya taşındığımda 10 senelik çok yoğun bir iş hayatını bırakmış, çok yoğun bir sosyal hayatı bırakmış, yeni evlenmiş ve ülke değiştirmiştim. Yani insanların hayatında bir tanesi bile dramatik değişikliler yaratırken ben hepsini aynı anda yapmıştım. Planlı bir şekilde de hemen hamile kaldım ve aynı sene içerisinde doğum yaptım. Bir sene içinde hayatımda olan değişimlere bak. Haliyle daha Almanca’yı doğru düzgün öğrenmeden, pek de arkadaş edinmeden çocuklu hayata daldım. Annemi de 6 yıl önce kaybetmiştim. Eşim de çok yoğun çalışıyor. O kadar zorlandım ki ilk bir yıl, o kadar çok ağladım ve kendimi yalnız hissettim ki. Sonra tabi ben alıştım, arkadaşlarım oldu, Almancam ilerledi. Çok uzatmayayım ama başlangıçta şanssızlık sandığım şeyin çok büyük bir şans olduğunu gördüm. Ama istedim ki benim gibi sonradan gelenler bu kadar zorlanmasın, hem bu duygularını paylaşabileceği birileri olsun hem de aklına takılan herşeyi sorabileceği bir ortam olsun. Amacına da ulaştı grubumuz. Çok samimi ve sıcak bir ortamımız var. Bazen eve gelen Almanca yazının ne olduğunu soruyoruz, bazen başımıza gelen güzel veya kötü bir olayı paylaşıyoruz. Aklınıza gelebilecek her konu konuşuluyor yani. Tabi sadece annelere değil tüm kadınlara kapımız açık.

Zeynep03

Hangi mutfakları seviyorsun? Alman mutfağından favori bir yemeğinin tarifini bizimle paylaşır mısın?
Ben Edirne’liyim. Annemin ailesi Yunanistan göçmeni, babam Antalya’lı. Annem ağırlıklı sebze yemekleri yapar, bolca zeytinyağı kullanırdı. Yani aslında alışık olduğum ve günlük hayatta aradığım Akdeniz mutfağı. Ama Uzak doğu ve Hint mutfağına da bayılırım. Alman mutfağı çok başarılı değil ancak çorbaları ve pastaları çok lezzetli. İklim itibariyle kök sebzeler ağırlıklı bir mutfak, bir de tabi sosis 🙂 Bizim yemeklerde et/kıyma kullandığımız gibi onlar da sosis kullanırlar.

Her yıl 15 Nisan – 24 Hazirana arası Almanya için kuşkonmaz vakti. İlk duyduğumda bana çok tuhaf gelmişti, aslında hala tuhaf bence. 25 Haziran dedin mi kuşkonmazlar satılmıyor artık. Kuşkonmazlar bizim bildiğimiz gibi yeşil değil beyazlar. Buraya gelene kadar hiç görmemiştim beyaz kuşkonmaz. Soyulup haşlanır, ki ben fırın poşetinde de yapıyorum bazen, yanında yine haşlanmış patatesler ve Hollandaise sos ve eritilmiş tereyağı ile servis edilir. Ben tadını biraz haşlanmış mısıra benzetirim.

Avukatlığı bırakıp tam zamanlı anneliğe geçişin nasıl oldu? Çalışmakla ilgili özlediğin ve hiç özlemediğin bir detayı söyler misin?
Yukarıda da bahsettiğim gibi hepsi çok ani oldu. Ne kadar uluslararası çalışırsanız çalışın avukatlık çok lokal bir meslek. Benim İstanbul’da çalıştığım ofis Almanya’nın dört şehrinde bulunuyor ama Bremen’de yok. Bu sebeple benim kariyer aram biraz da mecburi oldu. Çocuk da düşündüğümüzden geldiğimde iş başvurusu da yapmadım. Bir avukat için Almanya’da iş bulmak İmkansız değil elbette ama biraz zor. Çalışmayı çok özledim ve bir süre sonra tekrar çalışmayı kesinlikle düşünüyorum ama bir kaç yıl sonra. Önce Almanca’mı çok iyi bir duruma getirmem şart. Üretmeyi, sosyalliği, her zaman süslenip evden çıkmayı çok özlüyorum. Maalesef toplumumuz dünyanın en zor işi anneliği çok ciddiye almadığından benim için de kendimi işe yarar hissetmek zaman aldı. Daha dün bir ünlümüz sosyal medyadan sadece çalışan kadınların kadınlar gününü kutladı. Ben de buna karşı çıkan bir yazı yazdım ve yine bir kadından amma şikayet ediyorsun tadında bir yorum aldım. Halbuki ben çalışan ve çalışmayan kadının bu ayrıma tabi tutulmasına karşıyım. Kadınların kendisi gibi olmayan, kendi yaptıklarından farklı davranan kadınları da kucaklaması ve onlara saygı duyması gerektiğini düşünüyorum. Kadınlar birlik olmalıdır. Konuyu dağıttım kusura bakma 🙂 Ama zamanla çalışmadığım için kendimi kötü hissetme halim geçti. Almanya’da bu durumlara bakış açısı çok farklı. Almanya’da doğumdan sonra anne veya babanın çocuk başına 3 yıla kadar evde kalma hakkı var. Ailede kimin geliri daha yüksekse o çalışmaya devam ediyor, diğeri de evde çocuk bakıyor. Bunu yapan babalar da azımsanmayacak kadar fazla. Sonrasında işe dönen genelde part time dönüyor. 3 çocuk sonrası, 8 yıl sonra işe dönen arkadaşım var. Şirket sizi aynı seviyeden işe başlatmak zorunda. İşe başlamadan önce şirket kendisine koçluk desteği de verdi. Muazzam bir devlet yaklaşımı. Aynı şekilde kocalar da çalışmayıp evde çocuk bakan kadına işe yaramaz muamelesi yapmıyor. Tam zamanlı anneliğin ne kadar zor bir iş olduğunun farkındalar, karılarına bu fedakarlığı yaptıkları için müteşekkirler ve ev ve çocuk bakımına destek vermeye devam ediyorlar.

Çalışmayı her ne kadar özlesem de şunu da belirtmeliyim ki, avukatlık çok stresli bir iş, sorumluluğu fazla. Ben hep çok yoğun çalıştım. Bu detayları özlemiyorum. Tekrar çalışacağım zaman da part time çalışmak istiyorum ki kızım okuldan geldiğinde ben evde olayım. Her meslekte part time çalışmanın mümkün olabilmesi ise bir Almanya güzelliği.

Minik kızının ismi Vera. Çok kültürlü ortamda yaşayan ailelerin çocuklarına isim koyarken göz önüne aldıkları kriterler hep ilgimi çeker. Bu ismi seçmenizin sebebi neydi?
Biz hem Almanya’da hem de Türkiye’de kolay söylenebilen ve yazılabilen ortak bir isim olmasını istedik. Vera da dünyanında pek çok memleketinde olduğu gibi Almanya’da da Türkiye’de de olan bir isim.

Zeynep02

Doğumu Almanya’da mı, Türkiye’de mi yaptın? Yaşadığın deneyimi kısaca anlatır mısın?
Almanya’da yaptım. Önce kendime güvenebileceğim bir jinekolog buldum. Jinekologun muayenehanesi var ve muayenehanede çalışan doktorun hastanede çalışması yasak. Yani beni takip eden doktorum doğuma girmeyecekti. Doktor sana cep telefonunu da vermiyordu. Türkiye’de cep telefonu ile sürekli aranan doktorlardan sonra bana ilk başta çok tuhaf geldi. Ama sonra alıştım. Zırt pırt herşeyi sormuyorsun. Doğum için hastaneye gittiğinde hangi doktor varsa o ilgileniyor seninle hatta ebe. Doktor ihtiyaç halinde devreye giriyor. Burada hamilerele yaşlılara çocuklara özel muamele yok. Doğuma kadar bisiklet tepesinde hamileler. Benim hamileliğim ise çok zordu. Aylarca mide bulantıları ile yattım. Kilo verdim. Tansiyonum düşüktü. Yogaya başladım mesela, insanlar bisikletle gelirken ben hareketleri ayakta bile yapamıyordum. Vera büyük bir bebekti ve tersti. Doktorum beni bir uzmana gönderdi. Bu uzman doktor anne karnındaki bebeği döndürebiliyor. Beni muayene ettikten sonra dönmesi imkansız yeri yok dedi. Çatım da dar olduğundan doktorum sezeryan olmama karar verdi. Ben de hem büyük hem de ters bir bebekle normal doğumu zorlamak istemedim. Böylece ben sezeryan oldum. Beklenen doğum tarihi 20 Ekimdi, 16 Ekim’e sezeryan randevusu verdiler ki bu da Türkiye’den oldukça farklı. Türkiye’de çok daha erken alıyorlar bebeği. 15 Ekim sabahı suyum geldi. O kadar mutluyum ki plansız sezeryan hayalimdi ve resmen gerçek oldu. Kızım kendi istediği zaman geldi. Doğum kursunda ebem bebek kanala yerleşmeden suyun gelmesinin tehlikeli olabileceğini, bu durumda, olduğumuz yere yatıp ayaklarımızı kaldırıp ambulans çağırmamız gerektiğini anlatmıştı. Ben de öyle yaptım. Ambulansa kimseyi de almadıklarından tek başıma gittim hastaneye. Yolda eşim de ambulans ekibi de ayrı ayrı hasteneyi arayıp İngilizce konuştuğumu söylemiş, hastaneye girdiğimde hemen çok iyi İngilizce konuşan bir ebe karşıladı beni sonra kardeşim ve kocam geldiler. İnanılmaz duygusal ve heyecanlı bir andı. Doğumda eşim de yanımdaydı. Vera doğduğunda benim kucağıma verilmedi çünkü ellerim bağlıydı ama eşim ile birlikte odaya çıktılar ve ben gelene kadar Vera eşimin çıplak göğsünde yatmış 🙂

Türk annelerle Alman anneleri karşılaştırdığında benzer bulduğun ve çok farklı bulduğun birer özelliği söyler misin?
Türk anneler de Alman anneler de çocuklarına karşı sevgi dolu. Almanlar bize göre daha soğuk olabilirler ama çocuklarına sevgilerini gösteriyorlar. Sürekli otoriter ve disiplinli değiller ama farklı olan çocuğa kural koyup bu kuralı esnetmeden sonuna kadar kararlılıkla devam etmeleri. Bunu da bağırmadan sakince ama kararlı bir şekilde yapıyorlar. Bizde ise her kural esnetilir bir noktadan sonra anneye fenalık gelir ve bağırmaya başlar 🙂

Ev içinde hakim olan dil hangisi? Vera hangi dilde konuşuyor? Çocukların çok dilli yaşama adaptasyonunu kolaylaştıran ipuçların var mı?
Ev içinde konuşulan dil İngilizce. Babası Vera ile Almanca konuşuyor, ben Türkçe. Kreşe gittiği için daha çok Almanca konuşuyor. O bana Almanca cevap verse de ben onunla Türkçe konuşmaya devam ediyorum ve söylediği kelimenin Türkçe’sini de mutlaka söylüyorum.

Zeynep01Anneliğini 3 kelimeyle tanımla desem, hangi kelimeleri seçerdin?
Tutarlı (hayırım evete dönmez, çok katı değilimdir tutarlı kalamayacağım durumda hayır demem çocuğa), coşkulu (bir karikatür var ya hani çocuk ”anne” diye sesleniyor, annesi de ”söyle annem söyle kadasını aldığım” diye coşkuyla bağırıyor, heh o benim işte :), dürüst (çünkü ona verdiğim sözleri hep tutarım, kızıma yalan söylemem, onu kandırmam ve herşeyi açıklarım)

Vera kreşe gidiyor sanırım. Okul konusunda tercihlerinizi belirlerken en önemli bulduğun özellikler neydi?
Eve yakın olması, öğretmenlerin çocuklara karşı olan tavırları, sevgi göstermeleri, kucaklarına almaları, öpmeleri. En önemlisi orada çocuğumu gerçekten seven ve bunu gösteren insanlar olmasıydı. Bu yıl kindergardena başlayacak. Orada kriterlerime yenileri de eklendi tabi, çokça dışarı çıkmaları, pedagojik yaklaşımlar gibi.

Çocuklar büyürken elbette karakterlerinde pek çok değişim olur. Ancak kimi zaman şimdiki davranışlar geleceğe dair sinyaller de verir. Sen şu anki minik Vera’ya bakarak gelecekte nasıl bir Vera görüyorsun?
Vera çok paylaşımcı bir çocuk, iyi kalpli, dışarıya dönük, çok sosyal, arkadaş canlısı, neşeli ve coşkulu. Bu çok bireysel toplumda bile çok paylaşımcı 🙂

Eşinle çocukları yetiştirme konusunda farklı olduğunuz noktalar var mı? Varsa birkaç örnek verir misin? Alman-Türk kültürü farkı açısından ve kadın-erkek bakışı açısından…
Bazen oluyor evet. O bana göre bazen daha kararlı. Ben daha çabuk yumuşuyorum, o bahsettiğim Alman anneleri gibi o daha sakin, kural koyup onu sakince bin kez söyleyebilir. Ben de başlangıçta sakinim ama onun kadar sabırlı olamıyorum her zaman. Ben yeme içme konusunda daha dikkatliyim, oysa o tüm gün meyve suyu ve kuruvasanla besleyebilir çocuğu.

Bir anne olarak kızına vermeye çalıştığın 3 önemli değer?
Dürüst olmak, kendi ayakalarının üzerinde durabilmek, kendi değerini bilmek

Blogun 2cities1woman.com‘u çok severek tasarlamıştım. Şimdi de severek takip ediyorum, anlatım diline bayılıyorum. Blog yazmak senin için ne ifade ediyor?
Çok teşekkür ederim Tanla 🙂 Blog yazmak demek, okumak demek, yazmak demek, paylaşmak demek. Şimdilerde bir de üretmek demek. Benim çok büyük parçam paylaşmak ve yazmak.

Eklemek istediğin başka birşey var mı?
Zaman ayırıp beni okuduğunuz için teşekkür ederim. Yurtdışına taşınmak ve insanın rahatlık bölgesini terketmesi biraz zor. Ben karar verirken zorlanmadım da gelince biraz zorlandım. Ama 3,5 yıl sonra geldiğim noktada ailemi ve arkadaşlarımı çok özlüyor olsam da artık dünya vatandaşlığına adım attığımı hissediyorum. Eskiden olduğumu sandığımdan çok daha açık fikirli ve toleranslıyım. Rahatlık bölgesini terketmek başlangıçta zorlasa da sonra hayat bu seçimi ödüllendiriyor. İnsan nereye giderse gitsin mutluluk içinde. Artık kızımın ve kocamın olduğu her yer benim evim.

Zeynep’i Instagram’da @2cities1woman olarak takip edebilirsiniz.

Bu sohbet serisinin diğer yazıları:
Dünyayı Kucaklayan Anneler: Katar’dan Esra
Dünyayı Kucaklayan Anneler: Japonya’dan Duygu
Dünyayı Kucaklayan Anneler: Senegalden Özlem
Dünyayı Kucaklayan Anneler: Amerika’dan Tuçe

Siz de şahsen/blog dünyasında/sosyal medyada tanıdığınız, yabancı eşi olan ya da olmayan ama mutlaka yurtdışında yaşayan bir anneyi bu yazı dizisinde görmek istiyorsanız bana blogumun iletişim sayfasından mesaj gönderin.

Hakkında Bebek ve Ben

Bebek ve Ben
Merhabalar! Adım Tanla. Dijital tasarımcıyım. Eşim Kuzey ve 5 yaşındaki oğlum Can'la beraber dünyayı keşfediyoruz. Hayatı, insanları, video oyunlarını ve seyahati seviyorum. Okumayı, araştırmayı, dinlemeyi ve konuşmayı da... Oğluma hatıra olarak başlattığım BebekveBen'in kısa zamanda annelerin buluştuğu, soru sorduğu ve paylaştığı bir ortama dönüşmesinden çok mutluyum. Çocuk yetiştirmenin heyecan verici dünyasında bize eşlik ettiğiniz için teşekkürler.

Sen de bir yorum yaz...

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*