Can’a Sosyalleşme, Anneye Kültür Şoku

Uzun zamandır Amerika’da yaşıyoruz. Evde Kuzey ve Can ile Türkçe iletişim kuruyor olsak da, dışarıda İngilizce konuşuyoruz. İngilizce yüksek eğitim aldık. Televizyonumuz İngilizce yayın yapıyor. İnternette Türk siteleri ve bloglarının yanısıra, düzenli olarak takip ettiğim yabancı siteler de var. Yabancı bir ülkeye yaşamaya gelmiş olan insanların yaşadığı değişimi çoktan yaşadık: İlk dönemlerde herşey yeniydi. Günlük hayatta karşılaştığımız pek çok durumu kendi kültürümüzle karşılaştırıyor ve farklılıkların ayırımına daha kolay varıyorduk. Zamanla farklılıklara alıştık ve bu yeni kültür daha doğal gelmeye başladı. Öyle ki İngilizce rüyalar görmeye ve hatta birşey düşünürken İngilizce düşünmeye başladık. Elbette ki kendi dilimizi ve kültürümüzü asla unutmadık. Can’ı yetiştirirken her iki tarafta gördüğümüz güzel şeyleri vermeye çalışıyoruz.

Sonuç olarak, elbette yerlisi kadar olmasa da, Amerikan kültürüne hiç de yabancı değiliz. Ancak geçen hafta, hiç beklemediğim bir anda, beni oldukça şaşırtan, hafif hafif gıdıklayan ve düşündüren bir kültür şoku yaşadım. Bugün size onun hikayesini anlatacağım.

Can Sosyalleşiyor

Can büyüdükçe sosyal ihtiyaçları artıyor. Maalesef arkadaş çevremizde onun yaşına uygun bebekler yok. Bu nedenle daha çok yetişkinlerle iletişim kurmak zorunda kalıyor. Kendi yaşındaki bebekleri de ancak dışarıya çıktığımızda sokakta ya da televizyonda görüyor. Sosyalleşme açısında hiç de yeterli değil.

Zamanı geldiğinde yuvaya vermeyi düşünüyoruz. Ancak henüz birkaç ayı daha var. Yuva yaşı gelene kadar yapabileceğimiz sosyal aktiviteleri araştırırken semt kütüphanesinin bir bebek etkinliği olduğunu duyduk. Hemen kendimizi kayıt ettirdik.

Geçen hafta bu etkinliğe ilk defa katıldık. Bir kütüphane görevlisinin yürüttüğü ve en fazla 2 yaşına kadar olan bebeklerin kabul edildiği etkinliğin odağı müzikti.

Etkinlik gününün gelmesini iple çektik. Kütüphaneye vardığımızda bebekler ve anneler henüz gelmeye başlamıştı. Oturacağımız yeri ayarlamaya çalışırken Can’ı iki saniyeliğine yere bırakmak istedim. İlk şoku o dakikada yaşadım. Bizimki kucağıma yapışıp, inmek istemedi. Sonra da mızıldayıp, ağlamaya başladı. Sanırım kalabalıktan korktu. Belki de burayı son dönemde pek de hoşlaşmadığı doktor ofisine benzetti. Çevreme baktım. Hiçbir  çocuk ağlamıyor. Bir tek bizimki. Buyrun bakalım. Türk çocukları neden çok ağlıyor vakası mı yaşıyoruz? Can aslında kalabalıkta hiç yabancılık çekmezdi. Ne oldu bu bebeğe?

Çantamı aceleyle bir kenara koyup yere oturdum ve Can’ı da bacağımın arasına oturttum. Kendini güvende hissedince ağlamayı kesti. Ben de rahat bir nefes aldım. Birazdan etkinlik başladı.

İlk etkinlik kütüphane görevlisinin başkanlığında tüm annelerin beraberce çocuk şarkıları söylemesiydi. İkinci şokumu  orada yaşadım. Sözde Amerikan kültürünü biliyorum ya… “Twinkle, Twinkle Little Star” dışında bütün şarkınlar yabancı. Anne ve çocuklar bir de şarkıların sözlerine uygun hareketler yapıyorlar. Mesela “Parla, parla, küçük yıldız!” derken elleriyle bir yıldızın parlaması gibi açıp, kapıyorlar. En azından boş kalmamak için biz de el çırpalım dedim. Can yine direniyor. Minik elleri kavuşturmak istemiyor. Ben de Can’a şimdiye kadar, çizgi filmlerden duyduklarımız ve neredeyse ezberlediklerimiz dışında hemen hiç çocuk şarkısı dinletmediğimizin acı acı farkına varıyorum.

Şarkı aktivitesinin ardından kitap aktivitesine geçiliyor. Kütüphane görevlisi bir bebek kitabını havaya kaldırarak sayfalarını çeviriyor ve yüksek sesle okuyor. Bütün cimcime kızlar ayağa kalkıp, kütüphane görevlisinin dibine gidiyor. Merakla kitaba uzanmaya çalışıyorlar. Can’a bakıyorum. Oh! Kitapla ilgileniyor. Hiç değilse evde bol bol yaptığımız kitap okumak yabancı bir aktivite değil.

Kitap devam ederken ben de göz ucuyla diğer bebeklere bakıyorum. Aralarında Can’dan küçükler de olmasına rağmen, bir tek Can’ın ağzında emzik var. Ufff! Yine canım sıkılıyor. Yoksa bu emziği bırakma işinde çok mı geri kaldık? İşte üçüncü şok.

Kitap aktivitesinin ardından, son 20 dakikada, serbest zaman etkinliğine geçiliyor. Kütüphane görevlisi bebeklerin arasında dolaşarak kitaplar ve oyuncaklar dağıtıyor. Bütün bebekler hemen koşup oyuncakları ve kitapları kapıyor. Bizimkisi hala temkinli. Biraz sonra yavaş yavaş önündeki kitaba uzanıyor. Beraber sayfalarını çeviriyoruz. Ardından, az uzaktaki bir oyuncağı eline alıyor. Sonra da çevresiyle iletişim kurmaya başlıyor.

kutuphanede-bebek-etkinligi1

Bu arada bir başka yaramaz da benim açık çantamın içinden Can’ın krakerini yürütmeye çalışıyor. Reddedileceğimi bildiğim halde, annesine “Dilerseniz kraker verebilirim” diyorum. İşte bizim paylaşımcı kültürümüz. Elbette kibarca geri çevriliyorum. Yine de içim rahat. En azından sordum. Sonra düşünüyorum. Yabancı biri de Can’a bir yiyecek vermek istese, muhtemelen ben de kabul etmezdim. Zaman nasıl değişiyor. İçim acıyor.

Can artık çevreyle ilgilenmeye başlıyor. Elindeki oyuncakları yetişkinlere ve çocuklara uzatıyor. Paylaşımcı oğlum benim. Ama yine de paylaşımda öncelik yetişkinlerde. Ne yapsın çocuk. Yaşıtlarıyla oynayabileceğini bilmiyor ki… Onun ortama ısındığını görünce, yanından kalkıp, izin alarak, aşağıda gördüğünüz birkaç kareyi çekiyorum. Ne de olsa bu oğlumun (arkadaş çevremiz dışında) ilk sosyal etkinliği…

Tekrar yanına döndüğümde kütüphane görevlisi de yanımıza oturuyor. Onunla sohbet ediyoruz. Çok candan bir kadın. Can’ı ve beni tanımaya yönelik sorular soruyor. Yeni etkinliklere bizi de davet ediyor. Grupta sadece Can’ın emzik kullanıyor olması konusundaki endişemi paylaşıyorum. Diğer bazı bebeklerin de aslında kullandığını, sadece bugün tesadüfen takmadıklarını söylüyor.

Bu arada Can ortalıkta fink atıyor. Demin krakerini araklamaya çalışan ufaklık, şimdi de Can’ın elbisesine iple tutturulmuş emziğini çekiştirip, ağzına almak istiyor. Hijyen sebebiyle yanlarına koşup ikisini birbirinden uzaklaştırıyorum. Bir yandan da “Can yuvaya gittiğinde buna benzer durumlar çok yaşanacak. O zaman ben yanında olmayacağım. En iyisi bu emzik işini toptan kaldırmak.” diye düşünüyorum.

Serbest zaman etkinliğinden sonra anneler bebeklerini de alarak yavaş yavaş ayrılmaya başlıyorlar. Gitmeden önce, herkes bir ucundan tutarak, kütüphane görevlisinin dağıttığı oyuncakları da topluyorlar. İşte bir kültürel fark. Bizde olsa anneler elini sürmez. “Görevli dağıttı, o kaldırsın” diye düşünülür.

Ben de yanımda oturan Hintli anne ve kütüphane görevlisiyle vedalaşıp, odadan ayrılıyorum. Bizi bekleyen Kuzey ile beraber arabamıza biniyoruz.

kutuphanede-bebek-etkinligi

Anneye Kültür Şoku

Yolda Can’ın ilk sosyal aktivitesiyle ilgili gözlemlerimi Kuzey’e anlatıyorum:

Can yabancılar arasında çok da rahat değil. Belki de yaşına özgü bir ayrılık kaygısı bu, ama, yaşıtlarıyla sosyalleşme konusunda eksik kaldığımız kesin. Oğlumuzu bu tarz etkinliklere daha çok götürmeye karar veriyoruz.

Farkına vardığım bir diğer konu da Amerikan kültürünü bilmekle, o kültürün içindeki “çocuk yetiştirme alt kültürünü” bilmek arasında fark olduğu. Birincisine artık alışmış olmakla birlikte, çocuk yetiştirme kültürüne yabancı olduğumu şimdi fark ediyorum. Birkaç basit çocuk şarkısını bile bilmiyorum. Aslında ikinci dilden bağımsız olarak, Can’a şarkı söylemek konusunda tamamen özürlüyüm. Bugüne kadar Türkçe çocuk şarkılarını ve ninnileri daha çok Kuzey söyledi. Oysa evde nadiren müzik çaldığımda Can oldukça ilgileniyor. Bu konuda birşey yapmazsak, Can yuvaya başladığında uzaylı gibi herşeye yabancı olacak. Aksiyon şart.

Emzik konusundaysa kütüphane görevlisiyle konuştuktan sonra rahatladım. Ama genel olarak emziği birgün bırakacağımız açık. Acılı mı olacak? Acısız mı? Onu  hep birlikte göreceğiz.

Sonuç olarak Can’ın ilk sosyalleşme aktivitesi, onun için ilginç bir deneyim, benim içinse şok edici bir uyanış oldu. Tam anlamıyla bir kültür şoku yaşadım diyebilirim. Bu aktivite, ebeveyn olarak ileride içine gireceğimiz pek çok grubun ilki.  Çocuğumuzun fiziksel sağlığına özen gösterdiğimiz kadar, duygusal sağlığı açısından, sosyalleşmesine de özen göstermemiz gerektiğinin bir kere daha ayrımına vardım. Ebeveyn olarak öğreneceğimiz ne çok şey var öyle değil mi?…

kutuphanede-bebek-etkinligi2

Hakkında Bebek ve Ben

Bebek ve Ben

Merhabalar! Adım Tanla. Dijital tasarımcıyım. Eşim Kuzey ve 5 yaşındaki oğlum Can’la beraber dünyayı keşfediyoruz. Hayatı, insanları, video oyunlarını ve seyahati seviyorum. Okumayı, araştırmayı, dinlemeyi ve konuşmayı da… Oğluma hatıra olarak başlattığım BebekveBen’in kısa zamanda annelerin buluştuğu, soru sorduğu ve paylaştığı bir ortama dönüşmesinden çok mutluyum. Çocuk yetiştirmenin heyecan verici dünyasında bize eşlik ettiğiniz için teşekkürler.

Sen de bir yorum yaz...

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*