Can Bebekle Annesi Eve Dönüyor!

Fotoğraf: http://ikangaroo.com

Can ile beraber Florida’da, halasının evinde geçirdiğimiz çok güzel 5 hafta sona erdi. Defne’ye, anneme, babama çok teşekkür ediyoruz. Sabahları beraber yaptığımız kahvaltıları, kahvaltıdan sonra Can ile ilgilenip bana uyumak için fırsat yaratmanızı, annemin pişirdiği harika yemekleri, akşamüstü yürüyüşlerimizi, her akşam sohbetlerimizle renklendirdiğimiz çay partilerimizi, babamla Defne’nin Can’ı oyalamak için göbek atarak söylediği şarkıları, Can uyurken fısıldayarak konuşmalarımızı ve kendi aramızda espri konusu olan “uyandıran, uyutur” özlü sözümüzü unutmayacağız. Ayrıca bizi evlerinde ağırlan Arzu/Reinier/Kibar teyze ve Arzu/Gökhan’a, bizi ziyaret eden Yasemin/Ateş ve Evren/Oktay ve ailesine sevgilerimizi gönderiyoruz. Sizleri şimdiden özledik…

Bugün Texas’a, evimize dönüş için yollardayız. Kocam burnumda tütüyor. Bakalım Can’ı büyümüş bulacak mı?

Sabah  güzel bir kahvaltıdan sonra Defne, annem ve babam bizi havaalanına getirdiler. Bavulumuz olması gerekenden ağır çekiyormuş. Son dakika golü oldu. Allah’tan böyle durumlar için yanımızda çanta getirmiştik. Fazlalıkları hemen anneme emanet ederek bavulu hafiflettik. Uçağın kargo bölümüne verdiğimiz bavulun dışında, yanımda, uçak içine alınacak küçük bavul; Can’ın bez, mama gibi ihtiyaçlarını koyduğum el çantam; puset olarak kullandığım otomobil koltuğu (Chicco Keyfit 30), koltuğun arabaya oturtulan tabanı, pusete dönüştürmek için çerçevesi (Mac Laren) ve acil durumlar için yanıma aldığım kanguru (Chicco You & Me) var. Allahtan küçük bavul dışında hepsi Mac Laren’in fileli alt bölümüne sığdı. Böylece puseti itip, bavulu çekerek, komik de olsa, bir şekilde ilerleyebildim.

Check-in yaptırdıktan sonra fazla süremiz kalmadı. Güvenlik kapısı önünde Defne, annem ve babamla vedalaştık. Eşyalarımız x-ray cihazından geçti. Sonra da acele ile uçuş kapımıza geldik. Atlanta’ya olan ilk uçuşumuz yaklaşık 1 saat sürdü.  Can saat 7.00’de kalktığı ve 3 saattir uyumadığı için bu uçuşumuz çok şenlikliydi. İlk 15 dakikadan sonra, uykusu geldiği için mızmızlanmaya başladı. Yanımda orta yaşlı, tipik bir Amerikalı kadın oturuyordu. Kadının kendi çocuğu yokmuş, ancak, bebekleri çok seviyormuş. Hareketlerinde çocuklara karşı bir özlem sezdim. Can ile çok ilgilendi. Bizimki ağlamaya başladığında, oyalamak için, benimle beraber, elinden geleni yaptı. Sevgili oğlumun da, sağolsun, yapmadığı muzurluk kalmadı. Kadının ceketinin kollarını okşadı, kucağına çıkmaya çalıştı, saçlarını çekti, burnunu sıktı. Belki de babaannesine benzetti. Kim bilir? Can uçuşun son 15 dakikasında da uyudu. Uyandığında Atlanta’ya inmiştik.

Burada yaklaşık 3 saate yakın bekleme süremiz vardı. Önce acil ihtiyaçlar için tuvalete uğradım. Amerika’da sevdiğim bir nokta, engellileri ve bebeklileri düşünerek, normalden daha büyük boyutlarda tuvalet kabinleri yapmaları. Böylece bebek arabasıyla beraber içeri girebiliyor, sağa sola çarpmadan ve bebeğin güvenliği konusunda endişe etmeden işinizi görebiliyorsunuz. Tuvaletten ayrılırken bebekler için alt değiştirme ünitesi dikkatimi çekti. Granitten yapılmış ve oldukça temiz gözüküyordu. Biliyorsunuz, benim umumi tuvaletlerde alt değiştirme konusunda fobim var. Bu nedenle alt değiştirme işini yapmamaya karar verdim. Ancak dışarı çıkar çıkmaz burada daha 3 saat bekleyeceğimiz aklıma geldi. “Bu seferlik bir istisna yapabilirim belki” diyerek tuvalete geri döndüm. Önce alt değiştirme bölümünü kağıt mendillerle kapladım. Onun üzerine Can’ın plastik alt değiştirme örtüsünü serdim. Hızla altını değiştirdim. İyi ki de değişmişim. Çünkü Can, her zamanki, gibi bezini çişle şişirmişti. Daha sonra da, mikroplar konusunu fazlaca düşünmemeye çalışarak, Can’ın elini, yüzünü, bacaklarını ıslak mendille iyice sildim.

Tuvalet maceramızdan sonra sıra öğle yemeğine geldi. Can’ın menüsü her zamanki gibi önden süt çorbası, ara sıcak olarak süt, ana yemek olarak süt, tatlı olarak süt ve yanında da içecek olarak süt’tü 🙂 Ben de kendime tavuklu sandöviç, patates kızarması ve Sprite’dan oluşan bir kalorileme yaptım. Yemekten sonra korktuğum başıma geldi. Can önce sessizleşti. Sonra da alt taraftan potur-potur bir ses geldi. Bize de mecburen yeniden tuvalet yolları düştü. Hiç istememe rağmen, alt değiştirme ünitesini ikinci kere kullanmak zorunda kaldım. Kaka olayımız felaketti. Küçük beyimizi ıslak mendillerle elimden geldiğince temizledim. Ancak eve gidince ilk iş olarak Can’a banyo yaptırmak şart oldu.

Saate bakınca ikinci uçağımızın vaktinin geldiğini gördüm. Uçağa girerken bebekli yolculara öncelik tanınması olayına bayılıyorum. Bir nevi kral/kraliçe gibi hissediyor insan. Can da “Küçük Prens”imiz. Aslında bebekle seyahat ederken ve uçağa yerleşirken gerçekten zamana ihtiyaç oluyor. Bebek arabasının katlanması, bebeğin kucağa alınması, elde-kolda birsürü eşya ve bebek varken koltuğa yerleşilmesi hep uzun sürüyor. İkinci uçakta yanımızda şık-şıkıdım, bol makyajlı, estetikli, solaryum tenli, takmış takıştırmış, topuklu ayakkabılı 2 Amerikalı kadın vardı. Bu arada, herşeyi geçtim de, uçak yolculuğunda neden topuklu ayakkabı giyilir? İnsan kendine bu eziyeti neden yapar? Biri bana anlatabilir mi? Neyse, kadınların profiline bakınca, “Can ağlarsa bunlar kesin laf eder, yandık ki ne yandık” diye içimden geçirdim. Ancak yanılmışım. Bu şık kadınlar da bebek-sever çıktı. Hatta yanımda oturan kadın, kolundaki parlak bileziği çıkarıp, benden izin alarak, oynaması için Can’a verdi. Can da tabii ki kaşla göz arasında bileziği yalayarak tadına baktı. Zaten bu yolculukta benim hijyen standartlarım alt üst oldu. Neyse, önceki uçuşun tam tersine, Can, bu uçuşta ilk 15 dakika mızmızlanıp, sonraki 1 saat 45 dakika deliksiz uyudu. Yanımdaki kadınlar “ah ne güzel melek gibi uyuyor, yoksa uyuması için ilaç mı verdiniz?” diye sordu. Uçuşlarda bebeği rahatlatıp uyutmak için bazı damlalar olduğunu biliyorum. Ama Can’a gereksiz yere ilaç vermeyi tercih etmediğimiz için bunları hiç kullanmadık. Bu durumu kadına açıkladım. Bu kadar küçük bebeğin böyle kendi kendine uyumasına şaşırdı kaldı. Bir de önceki uçuşu görseydi, herhalde bu fikri değişirdi.

Uçuşumuz tamamlandığında, uçağın kapısından kocamın bizi karşılayacağı bavul teslim bölümüne kadar adeta uçarak gittim. İşte orada, canım kocam, tam kapıda bizi bekliyordu. Özlemle kucaklaştık. Kuzey Can’ın 5 haftada bu kadar büyümüş olduğuna inanamadı. Bavulları beklerken sürekli “o hareketi değişmiş, bu hareketi değişmiş, yüz ifadesi değişmiş” gibi karşılaştırmalar yapıp durdu. Tabii birini bir müddet görmeyip, sonra tekrar karşılaşınca, değişiklikleri daha rahat fark ediyor insan. Ben ise hergün Can’ın yanında olduğum için, Kuzey’in yakaladığı bazı detayları atlayabiliyorum. Aslında blog tutmak o yüzden faydalı. Bebeğin yaşantısının ilk aylarında herşey çok hızlı değişiyor. Olaylar insanın hafızasından uçup gidiyor, yazı ise kalıyor.

Can ile beraber çıktığımız ilk uzun seyahatimiz böylece sona erdi. Seyahat etmek ne kadar güzelse, eve dönmek de bir o kadar güzel.

Hakkında Bebek ve Ben

Bebek ve Ben

Merhabalar! Adım Tanla. Dijital tasarımcıyım. Eşim Kuzey ve 5 yaşındaki oğlum Can’la beraber dünyayı keşfediyoruz. Hayatı, insanları, video oyunlarını ve seyahati seviyorum. Okumayı, araştırmayı, dinlemeyi ve konuşmayı da… Oğluma hatıra olarak başlattığım BebekveBen’in kısa zamanda annelerin buluştuğu, soru sorduğu ve paylaştığı bir ortama dönüşmesinden çok mutluyum. Çocuk yetiştirmenin heyecan verici dünyasında bize eşlik ettiğiniz için teşekkürler.

2 yorum

  1. Im glad you made it safe and sound 🙂 Im sure traveling with a baby is a lot of work and energy spent! Rest well at home with your family 🙂 Hope to see you in Florida again soon!! Im happy my hubby and I got a chance to visit with your family in Tallahassee!

    PS. I too am against the meds they give babies for airplane trips…and I also love the comfort of having a bathroom available everywhere in the USA…Turkey has not developed this comfort just yet…

Sen de bir yorum yaz...

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*