Evlere baktık, seçenekleri eledik, ay sonunu bekledik, koli yaptık, taşındık, koli açtık derken bu satıları size yeni evimizden yazıyorum. Şimdi böyle yazınca ne kadar kolay gözüküyor insanın gözüne. Ancak bu sefer taşınmak gerçekten büyük bir işti bizim için, hem bedensel hem de duygusal…

Aslında taşınmaları oldum olası sevmişimdir. Bir kere bünyem alışık. Bekarken de, evliyken de bol bol taşınmışlığımız var. Kolileri neredeyse otomatik olarak bantlarım, eşyaları sararım, yerleştiririm. Yeni başlangıçlara bayılırım. Bazen Kuzey’e diyorum ki ben bir diplomat olmalıymışım. Her şehirde maksimum 2-3 sene kalarak dünyayı gezerdim. Bir şehre alıştığım noktada benim için ilgi çekiciliğini yitiriyor çünkü. Burçlara pek inanmam, ama, sanırım seyahatseverlik anlamında Yay burcunun tipik bir temsilcisiyim. Taşınmanın bir güzel yönü de eldeki eşyalara başka bir gözle bakmaya fırsat tanıması. Eşyalarım eski bile olsa, yeni yerde evirir-çevirir farklı şekillerde değerlendiririm. Önceki evde çamaşır dolabı olan, yeni evde ayakkabı dolabı olur mesela. Bir plaj havlusu da belki de banyo havlusu olur. Taşınmak evi derleyip-toplamak için de bir fırsattır ayrıca. Bir evde uzun süre yaşadığınızda eşyaların bazıları olmadık yerlere tıkılır. Taşınma esnasında benzer eşyaları aynı yerde toplamaya, unuttuğum bazı eşyaların bavulların içinden çıkmasına bayılırım. Hele kaybettiğim bir ufak eşyam koltuğun altı gibi umulmadık yerlerden çıkınca, değmeyin keyfime…

Tasinma

Eski Taşınmalar

Çocukken bir ara İstanbul içi taşınmaları aşıp, radikal bir atılımla Marmaris’e yerleşmeye karar vermiştik. Ben o zamanlar ortaokula giden küçük bir kızım. Kardeşim de ilkokulda olmalı. Okul dönemi sonunda arkadaşlarımla salya sümük vedalaşıp, birbirimize sık sık mektup yazmaya karar vermiştik. Email falan değil ha… O zamanlar email nerede gezer? İnternet diye birşey yok ki email olsun. Ancak İstanbul’daki evimizi bozup, eşyaları akrabalara dağıttıktan ve Marmaris’te yaz dönemini geçirdikten sonra, annemle babam bizim eğitim hayatımız için İstanbul’un daha iyi olacağına karar vermişlerdi de, Eylül başında aynen geri dönmüştük. Ha şunu baştan bileydiniz 🙂 O dönemden kalan mektuplarımı hala saklarım. Arada gözlerim nemlenerek okur, masumluğumuzu hatırlarım. Ne macera…

Kuzey ile evlendikten sonra 4 sene aynı evde oturduk. Evimizden çok memnunduk. Güneşli, güzel bir evdi. Sonra benim koli bantlamayı seven ellerim kaşınmaya başladı. Yalnız bu sefer Türkiye içi de kesmedi. Kıtaları ve okyanusları aşıp Amerika’ya taşınıverdik. Taşınmamız da gerçekten bir alemdi. 4 senede evi doldurmuşuz da doldurmuşuz. Yatak odam, salon takımım ve çalışma odamın ana eşyaları anneme, beyaz eşyalar birkaç sene sonra evlenen kardeşime, ufak eşyalardan bazıları halamlara ve kuzenlere dağıldı. Benim eşyaların gelmesiyle annemin eşyalarının bir kısmı apartmanın sığınağına, diğerleri çatısına çıkarıldı. Koliledik, sardık, itiştirdik, tepiştirdik. Hepsini bir şekilde bir yerlere sığıştırdık. En son annemin mutfağında sanırım 10 adet yemek takımı, elli tane tencere, bin tane bardak falan olmuştur. O da, benden az olmasın, mutfak eşyalarına meraklıdır… Ya da tersten söyledim, ben ona çekmişim.

Amerika’ya vardığımızda elimizde sadece 4 adet büyük bavul ve 2 adet kabin içi çanta vardı. Kıyafetler, bazı evraklar ve yeni yaşantımıza başlamamıza yardımcı olacak çarşaf, havlu, tencere, tabak gibi çok sınırlı birkaç kişisel eşya… Türkiye’den ayrılmadan çektirdiğimiz aile fotoğraflarını da unutmamalı.

Yeni bir yerde tutunmak oldukça heyecan verici. Kuzey’in kız kardeşi Defne, sağolsun, biz gelmeden birkaç parça eşyayı arkadaşlardan ve sağdan soldan toparlamıştı. Onların evinde 2-3 hafta kadar kaldık. Daha sonra Amerika’daki ilk evimize geçtik. İlk satın aldığımız eşya sanırım yatağımızdı. Öğrenci bütçemiz kısıtlı olduğu için çift kişilik  yatağı eve teslim ettirmemiş, arabanın tepesine koyup, camlardan çıkardığımız ellerimizle kenarlarından tutup ve arabayı yavaş yavaş sürerek eve getirmiştik. Yolda bayağı güldüğümüzü hatırlıyorum. Çünkü en ufak bir frende bile koskaca yatağın elimizden kayması işten bile değildi. Ardından masa, sandalye, sehpa gibi diğer eşyalarımızı aldık ve evimiz yavaş yavaş düzene girmeye başladı.

Amerika’daki o ilk taşınmamızın üzerinden neredeyse 10 sene geçti. Bu evimiz 5. evimiz olacak. Kısacası hemen hemen 2 senede bir taşınmışız. Deli işi…

Şu anda oturduğumuz şehire gelmemizden bir müddet sonra hamile kaldım. Hamilelik, doğum ve daha bebek küçük derken ev değişikliğine bir müddet ara verdik. Ancak huylu huyundan vazgeçmezmiş. Bizim civcivi biraz büyütür-büyütmez yine yerimizde duramadık. Yeni evimiz Can’ın anaokuluna daha yakın ve fiyat avantajı var. Yeni bir inşaat olması ve içinde ilk bizim oturacak olmamız da hoşumuza gitti. Bu nedenle karar vermek zor olmadı.

Son Taşınma

Evde iki yaşında bir bızdık olunca taşınma esnasında yaptığınız her iş için gerekli olan süreyi ikiyle çarpmanız gerekiyor. Zira koliler bir yandan dolarken, bir yandan meraklı eller tarafından boşaltılıyor. Taşınma esnasında bebeğiniz için kurduğunuz güvenli ortam bozuluyor. Sivri uçlu eşyalar, yutma tehlikesi yaratan minik eşyalar ortalarda dolaşıyor. Temizlik esnasında prizler ister istemez açıkta kalıyor. Prizlerin içlerine bir çatal sokulmak üzereyken ya da açık bulunan bir balkon kapısından dışarı kolaçan edilmek üzereyken anne ya da baba polisi suçluyu yakalıyor.

Yine de bir şekilde yaptık işte. Biraz Can uyurken Kuzey ve ben çalıştık, biraz o anaokulunda, Kuzey de işteyken ben koli topladım. Son gün de Kuzey izin aldı. Yorulduk, ama, değdi.

Taşınma günü geldiğinde 100’e yakın kolimiz olmuştu. Can evdeki bütün bu değişikliği ilgiyle izledi, ancak ne olduğunu tam olarak algıladığını sanmıyorum. “Annemle babam yeni bir oyun oynuyorlar, çok da eğlenceli.” diye düşünmüştür.
Taşınma şirketinin arabası sabah erkenden vardı. Kuzey Can’ı anaokuluna bırakıp, ilk eşyalar taşınırken bize yetişti. Can’ın okulu normalde 14:45 p.m.’de bitmesine rağmen, taşınma gününe özel olarak, tüm gün verdik. Bu da saat 18:30 p.m.’e kadar bize zaman kazandırdı. Taşınma elemanları kibar ve hızlıydı. Yarım günde eski ev bir kamyona girdi. Yemek molası verildi. Öğleden sonra da yeni eve taşıma işlemi tamamlandı.

Taşıma sürecinde yaşadığımız tek tatsızlık Türkiye’den getirdiğim ve çok değer verdiğim bir tabak takımının 4 parçasının kırılmasıydı. Bir dolabın köşesi de zarar gördü. Ancak ona çok üzülmedim. Zaten çok değerli bir eşya değildi. Yalnız tabaklarım için resmen ağıt yaktım desem yeridir. Sen kıtaları aş, eyaletler ve şehirlerarası taşın, zarar görme, aynı şehrin içinde birkaç kilometre öteye taşınıyorken kırıl. Olacak şey mi? Yine o kolinin içindeki uyduruk diğer parçalar sağlam dururken, sadece onların kırılması ironi değil de nedir? Kuzey “Üzülme, nasıl olsa sigortası var.” diye teselli etse de üzüntüm geçmedi. Zira yeni bir yemek takımı alınsa bile eskisiyle aynı olmayacaktı. Mevcut takımımı evlenirken aldığım için aynısını bulmaya imkan da yok. Bu da taşınmamızın nazar boncuğu oldu.

Akşamüstü Can’ı yuvadan alırken çok heyecanlıydık. Sanki görücüye çıkacakmış gibi hissediyorum. Henüz 2 yaşında ve bu onun hayatında çok büyük bir deneyim. Kuzey’e şaka yollu dedim ki “Can yeni evi beğenmezse kolileri topladığımız gibi eskisine geri dönüyoruz, ona göre…” Bizimkisi yeni eve girince muhtemelen kendini lunaparkta gibi hissetti. Karıştıracak o kadar çok şey var ki, hangi birine saldıracağını şaşırdı. Kolilerin tepesine çıkıyor, açılmış koli kağıtlarını parçalıyor. Tam bir teke… O akşam başımızı yastığa koyduğumuzda bayağı güzel uyuduk.

Yeni Evimiz

Yeni evimiz pek güzel efendim. Şu anda 5. gündeyiz. Açılmadık sadece 1-2 koli kaldı. Ev neredeyse tamamen yerleşti. Eski eve göre bence en güzel yönü Can’ın kendine ait bir odası olması. Bildiğiniz gibi önceki evimizde Can’ın karyolası ve dolabı bizim odamızda duruyordu. Bunlar artık olması gerektiği gibi ayrı bir odaya taşındı. Bu hepimiz için büyük bir değişiklik. Zira Can doğduğundan beri hep bizimle aynı odada uyudu. Kendi odasında uyumaya başlama deneyimini ayrı bir yazı konusu yapacağım.

İlk yerleştirdiğim oda mutfaktı. Zaten hep söylerim. Bir evin mutfağı yerleşince geri kalanı teferruattır. Mutfak dolaplarım eski eve oranla daha küçük boyutlarda olmasına rağmen, adedi fazla olduğu için eşyalar rahatlıkla yerleşti. İkinci gün elbiselere, üçüncü gün kitaplara odaklandık. Taşınmamız Amerika’nın işçi bayramına denk geldiği için süre avantajımız da vardı. Son iki gündür de detay yerleştirmelerini yaptık.

Yerleştirmek toplamaya göre daha kolay. Ancak mini-adamın eşyaları her yeri istila etmiş. Sadece kıyafetleri değil bir de oyuncakları var… Ben toplayıp yerlerine yerleştiriyorum, bir koli açmak için arkamı dönüyorum, yatak odasındakiler salona gelmiş. Bu durum yerleşme çalışmalarımızı bir yandan yavaşlatırken, öte yandan bir an önce bitirme konusunda bir gayret yarattı diyebilirim.

Yeni evi hale-yola koyduktan sonra eski evimize dönüp son temizlikleri yaptık. Amerika’nın Türkiye’ye kıyasla değişik bir yönü de çıktığınız evi de temiz bırakmak durumunda olmanız. Yoksa apartman yönetimi yaptıkları her bir temizlik için ücret kesiyor. Tüm temizlik bittikten sonra apartman yönetiminden görevliler gelip evi kontrol ediyor ve ilave bir ödeme olup olmadığını söylüyorlar. Fırını temizlemiş olmama rağmen dibinde yanık lekesi buldukları için (Öh!hööö, pis Tanla!) ve halının üzerindeki lekeler için (Can!Can!Can!) belli bir ücret ödemek zorunda kaldık. Ayrıca Can’ın spor olsun diye kenarlarını tek tek kırdığı mini jaluziye de para baydık. “Çocuk sahibiyiz, Can’ımız sağolsun” dedik. 🙂 Yalnız Can’ın eski evimizin bomboş halini görünce ellerini açıp, sağa sola bakarak hayretler içinde “Wow! Wow! Wooow!” demesini hiç hunutmayacağım.

Yeni evimizde salonun penceresinden bakınca yemyeşil bir bahçe ve ağaçlar görünüyor. Eski evimizde salon manzaramızı balkonun betondan duvarı kapatıyordu. Bu nedenle burada koltuğa oturup dışarıyı seyretmek bir keyif. Can’da bahçede gezdirilen köpekleri camdan izlemeye bayılıyor.

Dolaplar pek bol. Yatak odalarında Amerikan standardı olan giyinme odalarının yanısıra, havlular, çarşaflar, mutfak erzakları ve ayakkabılar için de ayrı ayrı gömme dolaplar mevcut. Bu nedenle eşyaları yerleştirirken zorluk çekmedim. Hatta bol bol yer kaldı bile denilebilir. Annem sanırım aynı alana üç kat daha fazla eşya sığdırırdı. Ben ev yerleştirme konusunda henüz onun kadar yetenekli saymıyorum kendimi. Ya da şöyle diyeyim. Ben masterlıysam, annem doktoralı…

Bir de taşınmamızla ilgili komik bir detay… Eski evimizde bizim yatağımızın yanısıra, misafir odasında bir çift kişilik yatak daha vardı. Yeni evde ikinci odayı Can’a yaptığımız için ikinci yatak odasız kaldı. Gelebilecek misafirleri düşünerek ikinci yatağı atmak istemedik. Amerika’da yataklar bir karış yüksekliğinde tahtadan bir çerçevenin üzerine oturtuluyor. Eğer bu tahta çerçeve inceyse, en altta bir de çerçevenin oturduğu metal ve tekerlekli ayaklar var, ki bizim ikinci yatağımız öyleydi. Ha bir de yatağın üzerinde daha rahat olması için aldığımız ince süngerden bir parça daha vardı. Yeni evde yatakları üst üste koymaya karar verdik. Böylece yatılı misafir geldiğinde Can’ın odasını yeniden düzenleyip, ikinci yatağı kuracağız ve misafire uygun bir hale getirebileceğiz. Ancak yeni evde yatakları üst üste koyunca Galata Kulesi gibi oldu. Üzerine sırıkla atlayarak çıkmak gerekiyor. Prenses ve bezelye tanesi masalını bilir misiniz? İşte aynı o hesap. Biz de şöyle bir çözüm bulduk: Sünger parçayı rulo yaparak giyinme odasına kaldırdık. Metal ayağı katlayarak balkondaki ardiyeye koyduk. Tahta çerçevelerden birini yatağın başucunda yan ve dik olarak duvara yasladık. İki yatağı üst üste koyduk. En alta da tahta çerçevelerden diğerini koyduk. Böylece normal yükseklikye bir yatağa kavuştuk. Duvara yasladığım tahta çerçeveyi de çok yakında hobi projelerimden biri olarak kumaşla kaplamayı düşünüyorum. Unutmazsam fotoğrafları çekeceğim.
Son taşınma maceramız işte böyle.

Ha bir de önemli bir detay… Yeni evimize internet en erken 10 Eylül’de bağlanacaktı. Ancak o tarihte seyahatte olduğumuz için mecburen 15 Eylül’e erteledik. İnternetsizlik çok beter. Bağlanabilmek için kafelere mahkum kaldık. Bu yazıyı bile evde yazıp, flash diske alıp, apartman kompleksinin internet odasından gönderiyorum. Gün içinde cep telefonumdan email ve sosyal medya hesaplarımı kontrol edip, ancak çok acil konulara yanıt verebiliyorum. 15 Eylül’e kadar da maalesef bu şekilde olacak. Bu nedenle bana acilen ulaşmanız gerekirse, BebekveBen’in iletişim sayfasından mesaj atabilirsiniz. 15 Eylül’den sonra tatilden dönmüş, dinlenmiş ve evimde internete kavuşmuş olarak sizlerin karşısına çıkmayı umuyorum. O nedenle sizleri unuttuğumu zannetmeyin sakın… Sağlıcakla kalın…

Tanla Bilir

Tanla Bilir

Merhabalar! Adım Tanla. Web tasarımcısı ve BebekveBen'in kurucusuyum.
BebekveBen çocuk bakımından öte ebeveynlik, kadın olmak, birey olmak, yurtdışında yaşam, seyahat, yemek, ürünler, eğitim, sağlık gibi hayatın içinden pek çok konunun paylaşıldığı, ailelerin buluştuğu, soru sorduğu, dileyenlerin konuk yazılarla katkıda bulunduğu ve deneyimlerini paylaştığı bir platform... Bize eşlik ettiğiniz için teşekkürler.

Yorumlar

Yanıt Yaz
  1. Yeni eviniz hayırlı uğurlu olsun.Oğluşunuzla beraber sağlık ve mutluluk dolu günler dilerim.Güle güle oturun.Hepinizi sevgi ve özlemle kucaklıyorum.

    • Oooo annem. Cok hizlisin. Daha yazimi yeni yayinlamistim. Cok tesekkur ederim. Insallah en kisa zamanda seni ve babami da misafir ederiz… Muckkkkss

  2. Yeni eviniz hayırlı uğurlu olsun tanla okurken canı gözümün önünde canlandırdım ve çok güldüm hallerine ,şu sıralar bizim evimizde de tadilat var ve oğlum da bir koşturmaca heyacan peşinde :))

  3. Hayırlı olsun, yeni ev telaşı yüzünden mahrum kalıyoruz demek ki yazılarınızdan 🙂
    Ortak bir kaç noktamızı buldum yazınızda, taşınmakla ilgili aynı kafadayız ve Rüzgar da yay burcu ve seyahatseverlik var onda da.
    Son olarak 3 gündür yarım gün Kreşteyiz maaşallah çabuk alışacak gibi yay olduğu için sanırım, büyük çocuklar montessori eğitimi alıyorlar, bayıldım doğrusu gelişimlerine, Canı öpüyorum kocaman.

    • Evet Eminecim,
      Internet baglantisinin olmamasi yuzunden zorluk yasiyorum. Bu yazilari kafeden yuklemek zorunda kaliyorum…
      Anaokulunda Ruzgara basarilar.
      Can da kardesine opucuk gonderiyor…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Mervinin Hamilelik Gunlugu 16.hafta

Mervin’in Hamilelik Günlüğü – 16.Hafta

Berrak'in Hamilelik Gunlugu - 18.hafta

Berrak’ın Hamilelik Günlüğü – 18. Hafta