Bir Konuşsa Neler Diyecek

bebekler konuşuyor

Konuşmuyor bizimki kardeşim. Konuşmuyor. Yaş ikiye geldi, hatta 1 ay da geçti. Alemin çocukları bıcır bıcır konuşuyor. Bizim sözlüğümüz en fazla 10 kelimeyle sınırlı. A-ha sayıyorum:

Türkçe Kelimeler

Annn-neeee! – Hem duymaya bayıldığım, hem de günde 1489 kere duymaktan bıktığım 1 numaralı kelime.

Annianne –  Sözlüğümüze Türkiye’de ekledik. Artık ahenkle söylenişi mi hoşuna gidiyor, yoksa 2 tane anne kelimesinin tekrarından oluştuğu için kolay mı söyleniyor bilmiyorum, her dakika “anneanne” diyor. Bazen bana, bazen Kuzey’e ya da durup dururken kendi kendine “anneanne” diyor. Bana anneanne dediği zamanlarda “Ben anneanne değilim. Anneyim. Anneanne uzakta. Kendi evinde.” diye düzeltiyorum. Dönüş yolculuğunda uçakta, anneanne diye çıngar çıkarmıştı. Bazen anneanne yerine kısaca “nonni” de diyor.

Baba – Geçtiğimiz cumartesi günü ilk defa “baba” dedi. Aslında baba kelimesinin hikayesi biraz ilginç. Daha önce bin defa “Ben anne, sen Can, Kuzey de baba” dememize rağmen “baba” kelimesini hiç kullanmıyor, Kuzey’e de “anne” diyordu. Geçtiğimiz cumartesi günü bir alışveriş merkezinin otoparkında, Kuzey’in arabayı çalıştırmasını beklerken bir kere daha öğretmeyi denemek istedim. Kuzey’i göstererek, üzerine bastıra bastıra 10 defa falan “bab-ba” dedim. Aniden bir mucize gerçekleşti. Sanki dili açılmış gibi “bab-ba” demeye başladı. Kuzey’in sevinçten ağzı kulaklarında tabii. O dakikadan sonra da hep baba kelimesini kullanmaya başladı.

Didi (dede) – Türkiye’deyken pek çok kere babamı göstererek “dede”yi öğretmeye çalıştık ama bu kelimeyi söylemeye ilgi göstermemişti. O nedenle öğrenmediğini düşünüyordum. Dün yerde bulduğu bir yırtık kağıt parçasını koşarak bana getirdi. Bir yandan da “di-di, di-di” diyor. Önce anlamadım. “Oğlum didi nedir? O gösterdiğin kağıt” diyorum. Israr edince kağıda bir baktım. Üzerinde babama benzeyen bir adam var. Meğer bizimki ona “dede” diyor. Sevinçten aklımı yitirecektim.

Can’ca Kelimeler

Nobishko, nobiho ya da kısaca nobi – “Emzik” kelimesine denk geliyor. Bari tınıları benzese…

Va-di – Elektrik süpürgesi… En popüler kelimelerinden biri. Gözünü açtığında ilk iş olarak va-di diyor. Şansına benim gibi temizlikte tembel bir anneye denk gelmiş. Neyse, biraz büyüsün de veririm süpürgeyi eline, bütün gün gönlünce va-di yapsın.

Nooo-ni – Can’dan 4 ay küçük kuzeni Uras ambulanslara bayılıyor. “Na-ni!” sesini duyunca hemen camlara koşuyor. Can’da ondan “noo-ni!” diye öğrenmiş. Ama sadece ambulans için değil, itfaye arabası ve kamyon gibi büyük boyuttaki her türlü araç için kullanıyor.

Nen-ne – Diğer kelimelere göre oldukça az kullansa da “uyku” anlamına geliyor.

İngilizce Kelimeler

No – 2 yaş sendromu kapsamında ona-buna “No” deyip duruyoruz. Annem ve babam “No” yu Amerikan aksanıyla söylediğini düşünüyor. Sabah kahvaltılarında babamla oynadıkları bir oyunları vardı. Annem Can’a zeytin, peynir gibi çeşitli yemekler sunuyor, Can da yemek istemeyince “No” diyormuş. Babam da Türkçe öğrensin diye “Hayır” diyormuş. Sabahları ben yatakta biraz daha kestirirken içerden seslerini duyuyorum: Can “No” –  babam “Hayır” diyor. Bunu arka arkaya 100 defa falan birbirlerine söyleyip bir de katıla katıla gülüyorlar. Dede-torun eğlencemiz de böyle işte.

Baby – Bugün Can’la bizim uydurduğumuz “oyuncakları ayırma oyunu”nu oynuyorduk. Çok eğlenceli ve faydalı bir oyun bu… Bebeğinizin odası deli danalar gibi dağınıkken ve tercihen uyku saatine yakın zamanlarda hem odayı toplamak hem de çocuğunuza çaktırmadan eğitim vermek için kullanabilirsiniz. Oyun şu: Aynı türde oyuncakları torbalarına ve kutularına yerleştiriyorsunuz. Mesela yerden bir lego alıp, boş bir ayakkabı kutusunun içine koyuyorum. “Can, diğer logolar nerede? Bana legoları ver.” diyorum. Oyuncak yığını içinden legoları bulmaya çalışırken çok eğleniyor. Legolar bitince toplar, arabalar vs. şeklinde tüm oyuncaklar toplanana kadar devam ediyorsunuz. Kısacası “şekil açısından benzer cisimleri bulma oyunu” diyelim. Neyse, “baby” kelimesine gelince… Can’ın pek çok parmak kuklası var. Onların hepsine genel olarak baby (bebek) diyoruz. Bugün oyuncaklar arasından kuklaları ararken bir yandan da “baby nerede? baby burada” diye konuşuyordum. Biraz sonra bizimki de “baby” demeye başladı. Aslında baby çok sık kullandığımız bir kelime, ama, Can bugüne kadar  hiç söylememişti.

İletişim Vaziyetleri

Can söylediğimiz hemen herşeyi gayet iyi anlıyor. Yapmasını istediğimiz şeyleri yapıyor. Bununla beraber kelime haznesi oldukça sınırlı. Yukarıdaki kelimelerin dışında herşeyi beden diliyle anlatıyor. Su ya da süt istediğinde elini ağzına götürerek ‘hüüüüp!’ sesi çıkarmayı öğrettik. “Aç mısın? Nasıl yemek yiyeceksin?” diye sorduğumuzda elini hemen ağzına götürüyor. Hatta yemek yemeyi çok istediğinde “nom-nom!” diye ses de çıkarıyor. Altı kirlendiğinde bezine eliyle pat-pat vurarak bez değişimi istediğini anlatıyor. Ama bu sonuncusu her zaman yapmıyor. Bazen de ben kokudan anlıyorum 🙂

Ha bir de anlamlı olmayan kelimeleri kullanarak cırcır konuşuyor. Yani dili aslında açık. Ama söylediği kelimeler hiçbir sözlükte bir anlam ifade etmiyor. Bazen ben telefonla konuşurken telefonu elimden alıyor. Bir elini beline koyup, öbür elini havada döndüre döndüre, telefondakini bayıltana kadar uzun bir süre o incecik sesiyle cır cır birşeyler anlatıyor. Anlayana…

Kendi lisanında konuşurken bazen onu anlamak kolay oluyor. Mesela masada otururken çatalını yere düşürmüş ve erişemiyorsa, elini çatala doğru uzatıp mırmır konuşuyor. Çatalı istediği gayet açık. Ama bazen yanıma gelip bir soru soruyor ya da işaret parmağıyla ileriyi göstererek birşeyler anlatmaya çalışıyor. O kocaman bebek gözlerinden birşeye dertlendiğini ya da birşeyden mutlu olduğunu anlayabiliyorum. Ama ne olduğunu bilememek ve yardıma ihtiyacı varsa, anlamadığım için, yardım edememek beni çok üzüyor. Bunlar da geçecek diyerek bekliyoruz.

İki dilli bir ortamda büyümenin konuşmayı geciktirdiğini biliyoruz. Daha önce yazmıştım. Biz evde Türkçe konuşuyoruz. Ancak TV, kitaplar ve dışarıdaki tüm konuşmalar İngilizce. Hatta TV’de Dora çizgi filminden İspanyolca ve Kai-Lan çizgi filminden Çince kelimeler duyuyor. Bir ara ciddi ciddi “Ni hao” (Çince de merhaba) dediğinden şüphelendik. Türkiye’de kendi kendine mırıldanmasını duyan herkes “Bu çocuk Çince mi, Japonca mı konuşuyor?” diye sordu. Çünkü çıkan sesin tınısı aynen öyle. Belki böyle birçok dili aynı anda duymak kafasını karıştırıyor. İki gün önce kovboylarla ilgili bir çizgi filmden “yee-haw!” öğrenmiş, onu söylüyor. Buyurun buradan yakın.

Geçen hafta yaptığımız rutin 2. yaş doktor ziyaretinde, doktor, konuşma konusunda geri kaldığı için konuşma terapistine ve bir duyma bozukluğu nedeniyle konuşmuyor olabileceği şüphesiyle duyma uzmanına götürmemizi tavsiye etti. Duyma konusunda bir sorun yaşadığını düşünmüyorum. Ama konuşma konusunda geri kalmasından biz de endişeleniyoruz. Terapiste götürmeyi ciddi ciddi düşünüyoruz. Ancak doktor ziyaretini takip eden haftasonu “baba” ve “dede” demeye başlaması yeniden kafamızı karıştırdı. “Acaba yeterince üzerinde durmadığımız için mi böyle oldu?” diye düşündük.

Can henüz yuvaya gitmiyor. Gün boyu genellikle sadece benimle vakit geçiriyor. Ben her ne kadar onunla bol bol konuşmaya çalışsam da yeterli olmuyor. Yuvaya gidince konuşma alanında çok hızlı bir ilerleme kaydedeceğine inanıyorum. Yalnız evdeki ana dil Türkçe iken, yuva ortamında hakim dil İngilizce olunca bir bocalama yaşayabilir. Kültür şoku yaşamaması için yuva işini çok gecikmemek lazım. Sanırım bu yaz ilk kez göndereceğiz.

Türkiye’deyken aslında çok güzeldi. Pek çok değişik insandan değişik sesler duyuyordu. Biraz daha kalabilseydik konuşmasında gözle görülebilir bir ilerleme olabileceğini düşünüyordum. Ancak 1 aydan sonra, tam da ilerlemeye başlamışken geri dönmek zorunda kaldık. Dil için sosyalleşmek de şart.

Can’ın konuşma maceraları şimdilik böyle. Bu konuda gelişme oldukça yazmaya devam edeceğim. Bizi takip edin anacım.

Hakkında Bebek ve Ben

Bebek ve Ben
Merhabalar! Adım Tanla. Dijital tasarımcıyım. Eşim Kuzey ve 5 yaşındaki oğlum Can'la beraber dünyayı keşfediyoruz. Hayatı, insanları, video oyunlarını ve seyahati seviyorum. Okumayı, araştırmayı, dinlemeyi ve konuşmayı da... Oğluma hatıra olarak başlattığım BebekveBen'in kısa zamanda annelerin buluştuğu, soru sorduğu ve paylaştığı bir ortama dönüşmesinden çok mutluyum. Çocuk yetiştirmenin heyecan verici dünyasında bize eşlik ettiğiniz için teşekkürler.

8 yorum

  1. tanlacım benim oğlumda seninkiyle yaşıt..aynı sorun bizde de var..konuşmuyor..oğlan çocukları geç konuşuyor diyorlar.. etrafımda 3 yaşında konuşan çocuklar var..buda öyle olacak galiba diyoruz..sabırla bekliyoruz..

    • Bebek ve Ben

      Sağol Berna. Can’ın konuşma durumunu bayağı uzun zamandan beri takip ediyoruz. Fazla gelişme olmayınca ve doktorumuz da ikidir konuşma terapistinden bahsedince ister istemez endişelendik. Tabii her çocuğun koşulları farklı. Eğer bir sorun varsa erken müdahale etmek iyi olur diye düşünüyoruz. Ama senin bebişinde de aynı durum olması beni rahatlattı açıkçası. Demek yalnız değiliz.Bir konuşsun şu bıdıklar da başka isteğimiz yok.

  2. merhaba tanla,
    kuzenimin çocukları da 3 yaşını geçtikten sonra bir daha susmamak üzere 🙂 (o kadar çok soru soruyorlardı ki açıklamaktan sesim gidiyordu) konuşmaya başladılar. üstelik büyüğünün ilk kelimesi hudayi iken küçüğü ilk bememe dedi. yani anne baba falan değil bildiğin araba markaları.
    tabii annelik bu tür gelişimler karşısında diken üstünde geç mi, konuşacak mı yürüyecek mi diye. Ama Berk’in emekleme meselesi için üzüldüğümde etraftan güzel bir laf duymuştum. “her şey yerli yerindeyse yerde kalan ve konuşamayan insan yoktur”
    mesela Berk de bir kaç hafta önce ilk kelimesini söyledi “gagıg” :). Gagıg dediği bizim evin kedisi nazlı kızım “sakız” 🙂

    • Bebek ve Ben

      Ahahha! Cidden ilk araba markalarını mı söylediler? Anneyle baba şaşkınlıktan küçük dilini yutmuştur herhalde… 🙂 Berk de az değilmiş. Demek kedinin adını söyledi. Sizin ailede bebekler neden hoşlanıyorlarsa ilk onun adını söylüyorlar. Herhalde bir aile geleneği olsa gerek 😛

  3. Uzun yillaaar once komsumuzun oglunun ilk kelimesi ‘Aygaz’ olmustu. Bence araba isimleri cok cok daha iyi :-))

  4. çalışkan ve marifetli anne sizi sanal alemde keşfetmek güzel. siden öğreneceğim pek çok şey var muhakkak. sizi takipteyim on parmak iki gözle 🙂
    benim kızım 21 aylık bende çalıştığım için (08-17.00) gün içerinde ilgilenemiyorum.Televizyon çocuğu oldu o yüzdendir ki konuşmada çok fena sıkıntımız var, kelime söylemiyor sadece baba,mama biy (1) abuu,pisi pisi gibi bunu nasıl aşabiliriz?.

    • Bebek ve Ben

      Selam Gülşen,
      Güzel sözlerin için çok teşekkür ederim. Tanıştığımıza memnun oldum.
      Çocuklar biz ne verirsek onu alıyorlar. Televizyonu kapatmak da bizim elimizde öyle değil mi? Gündüz saatlerinde kızının bakımına yardımcı olan kimse (bakıcı, anneanne, babaanne) onunla konuşup çok fazla televizyonun konuşma gelişimine ve çocuğun genel gelişimine olumsuz etki yaptığını belirterek televizyonu kapatmalarını rica edebilirsin. Ayrıca sen akşam saatlerinde, gündüz bakıcısı gündüz saatlerinde mutlaka onu konuşmaya teşvik edecek oyunlar oynayın. Onunla beraber kitap okuyun. Hiçbirşey yapamıyorsanız günlük yaptığınız aktiviteleri seslendirin. Örneğin, “Kızım bak bulaşık yıkıyorum. Bunlar tabak. Haydi sen de söyle: Tabak. Şimdi tabakları durulayalım. Şimdi yemek yapacağız. Bu domates. Domatesleri kesiyoruz. Neymiş bu? Domates” gibi günlük aktivitelere kızını da katmalarını sağla. Yapabiliyorsan yuvaya vermek de konuşma gelişiminin hızlanması açısından faydalı…
      Umarım en kısa zamanda kızının konuşması daha iyi bir noktaya gelir.
      Sevgiler

Sen de bir yorum yaz...

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*