Anne Bloggerlar Uzman OIacak ve Kaynak Gösterecek Arkadaş…

Herşey bir tavuk hikayesiyle başladı. Organik yiyeceklerin yükselişi ve organik olmayan tavukların GDO’lu yemler, hayvanlara büyüme amaçlı verilen antibiyotikler, hormonlar vs. nedeniyle ne kadar sağlıksız bir yiyecek olduğuyla ilgili tartışmaları biliyorsunuz. Sanırım son dönemde ayyuka çıkan bu tartışmaların harareti nedeniyle bir tavuk firması, bu konuda soruları olan bir grup bloggerı toplamış. Tavuk kesim/paketleme fabrikasını gezdirmiş. Bloggerlar da evlerine dönünce bir güzel fabrikada geçirdikleri günü, tavuk firması yetkililerine sordukları soruları, aldıkları cevapları yazmışlar. Fabrikayı gezerken köşe bucak pek çok yeri inceleyip, fotoğraflamışlar, firma yetkililerini isabetli sorularla sıkıştırmışlar. Bu arada bloggerlardan hiçbiri gıda mühendisi değil. Bizim gibi halkın içinden birer vatandaş ve kendi çocuklarının beslenmesi ve sağlığıyla ilgili olarak akıllarına takılanları sorarak birer anne/baba olarak ellerinden geleni yapmışlar. Buraya kadar herşey pek güzel. Lakin bir zaman sonra Twitter’da bir arkadaş bu bloggerlardan birine çemkiriyor:

“Vay efendim. Sen sağlıkla ilgili bir konuda uzman olmamana rağmen nasıl yazarsın? Nereden biliyorsun o firmanın tavukları sağlıklı diye? Tavukları laboratuvarda analiz ettirdin mi? Şimdi o firmanın tavuğundan bir çocuk yeyip hasta olsa bunun sorumluluğunu nasıl alacaksın? vs. vs.

anne blogger uzman

Blog Yazarının Sorumluluğu

Ne yalan söyleyeyim. Yukarıdaki sorular düşündürdü beni… Bir blogger yiyecek içecekle ilgili bir konuda yazıyorsa gıda mühendisi, sağlıkla ilgili bir konuda yazıyorsa doktor, eğitimle ilgili bir konuda yazıyorsa öğretmen mi olmalı? Bu meslek gruplarının dışında sade bir anne beslenme, sağlık ya da eğitimle ilgili bir konuda fikrini beyan etmemeli mi?  Bu işi uzmanına mı bırakmalı? Bunun da ötesinde, yazdığı konuları desteklemek için laboratuvardan analiz mi yaptırmalı, uzmandan görüş mü almalı, bilimsel bir kaynak mı göstermeli, hatta işi daha basitleştirelim, illa bir kaynak mı göstermeli?

Fikrimi peşinen söyleyeyim: Bence, HAYIR! Peki ama neden? İşte bu yazımda ve takip eden yazımda özellikle de içinde yer aldığım anne bloggerları grubundan yola çıkarak bu konuları ele alacağım. İlk olarak bugün “Beslenme, sağlık, eğitim gibi konularda yazan bloggerlar konusunda uzman olmalı mı?” ve “Bloggerlar yazılarında kaynak göstermeli mi?” konularına eğileceğim. Bir sonraki yazımda da “Sağlık, beslenme, eğitim gibi alanlarda bilimsel bilgiye nasıl ulaşırız?” konusunda fikirlerimi paylaşacağım.

Blogger Deyince, Uzman Olacak Arkadaş…

Blog (ya da web log) çoğunlukla kronolojik bir şekilde düzenlenmiş yazıların yer aldığı, internet üzerindeki bir tartışma ortamı ya da bilgilendirici bir site olarak tanımlanır. Her ne kadar kimi şirket ve organizasyonların resmi blogu varsa da, takip edilen blogların ezici çoğunluğunu kişisel bloglar oluşturur. Kişisel bloglar daha çok bir günce kapsamında değerlendirilir. Bir başka deyişle blog, yazarının belli bir konudaki görüşlerini, duygularını dile getirdiği kişisel bir alandır.

Konusunda son derece uzman, kalp cerrahı Ayşe hanım da, mahallenizdeki ilkokul mezunu Fatma teyze de blog tutabilir. Cerrah Ayşe hanım, kalp konularını pas geçip bahçe bakımı konusunda blog tutabileceği gibi, kalple en son buluşması ilkokulda sıranın üzerine kalp resmi kazımak olan Fatma teyze de kaynı Ahmet beyin girdiği kalp ameliyatından yola çıkarak, kalp kapakçıkları ve ameliyat sonrası bakım konusunda bir blog yazabilir. Kısacası blog dünyasında ağzı olan konuşur. Doğrusu da budur. Kimi yemek yapımı konusunda pratik ipuçları verir, kimi siyasi analiz yapar, kimi izafiyet teorisini açıklar, kimi de bloguna makyaj videosu yükler. Her blogun da kendine göre bir takipçisi vardır. Herkes tarzını beğendiği, rengini kendine yakın bulduğu, ufkunu açan, kendini eğlendiren ya da düşündüren blogu takip eder. Anne bloggerlardan örnek veririrsek, kimi çocuğunun hayvanat bahçesindeki bir gününü anlatır, kimi emzirmeyle ilgili tecrübelerini paylaşır, kimi de tüp bebek yapma konusundaki kişisel macerasının sonuçlarını…

Özetle konu ne olursa olsun, belli bir konuda yazmak için illa o konunun uzmanı olmaya gerek yoktur. Tüm blog yazarlarının uzmanlardan oluştuğu bir dünya düşünsenize… Bu ne çok sesliliğe, ne demokrasiye sığar… Ayrıca belli konularda sürekli ve sadece belli bakış açılarını duymak ne kadar verimli olabilir? Gelişmeye ne kadar açık olabilir böyle bir yapı?

Bir diğer husus da, hayatla ilgili konuların bir kısmı kitaplarda yazılanlardan, eğitimle öğrenilenden çok farklı bir şekilde gelişebilir. Teorik bilgiler kimi zaman hayat kurtarırken, kimi durumlarda faydasız kalır. Pratik bir bilgi çok işe yarayabileceği gibi, mantık süzgecinden geçirilmeden, körü körüne uygulanan bir pratik bilgi işleri arap saçına döndürebilir. 3 çocuk annesi 50 yaşındaki bir kadın çocuk bakımı konusunda çok tecrübeli olabileceği gibi, çocuk sahibi olmayan bir pediatrist çocuk bakımıyla ilgili bazı konularda hiçbir fikre sahip olmayabilir. Genel olarak eğitimle pek çok soruna çözüm bulunur. Bilgi, bilgisizliğe her zaman yeğdir. Eğitimin işe yaramadığını söylemek, eğitimli/uzman insanı küçümsemek, eğitimi hafife almak, değersizleştirmeye çalışmak cehalete işarettir. Ancak bilgi/bilim her zaman içinde bir şüphe payı barındırır. Her konuda istisnalar olabilir ve kimi zaman bu istisnalar hayat kurtarabilir.

Keza blog gibi fikirlerin özgürce dile getirildiği bir ortamda (başkasının hak ve özgürlüklerine saygılı olunduğu sürece) liberal bir yaklaşımla tüm sesleri duymak en doğrusudur. Kabul ediyorum, çok sesliliğin olduğu yerde kalitelinin yanısıra, kalitesiz de, bilgilinin yanında cahil de fikirlerini dile getirecektir. Ancak bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan bir toplumdansa, ara sıra kafa göz yararak da olsa yazarak fikir üreten ve tartışan bir toplumu tercih ederim. Blog dünyasını ele aldığımızda, her ne kadar başlangıçta bazı çatlak sesler olsa da, zamanla insanlar iyi ve kötünün ayrımını yapacak ve çıta mutlaka bilgiden ve iyiden yana yükselecektir.

Yalnız şunun ayrımını iyi yapmak gerekir. Yazanın kalitesi ya da bilgi birikimi ne olursa olsun, verebildiği, okuyanın alabildiğiyle sınırlıdır. Dolayısıyla, bilgi kirliliğinin yoğun olduğu internet ortamında, okurun da uzman olmayan sesi ayırd edebilmesi için belli bir eğitim ve kültür seviyesine ulaşmış olması gerekir. Ne kadar ironik ki, kirli bilginin ortalarda uçuştuğu internet, aynı zamanda iyi, sağlam, kaliteli bilginin de en büyük kaynağıdır. Burada yazar kadar okura da rol düşmektedir. Bu çağda “Bilmiyordum.” demenin yeri, eğitimsiz olmanın özürü yoktur. Herkesin ihtiyacı olan konuda doğru bilgiye ulaşabilmesi için fazlasıyla kaynak vardır. Yeterki araştırılsın, öğrenmek istensin…

O Kaynak Yazının Sonunda Verilecek Arkadaş…

Bir blog yazarı, yazdığı kimi yazıları desteklemek için yazısının içinde kaynak gösterebilir. Örneğin kendi görüşlerinden ziyade başka bir kişi ya da kurumun görüşlerini aktarıyorsa, emeğe saygı ve fikir hakları açısından etik olanı kaynak göstermesidir. Ancak yazısında sadece kendi görüşlerini paylaşıyorsa, yazdıklarını illa bir kaynağa dayandırma zorunluluğu yoktur. Yazdığı konu, sağlık, eğitim, beslenme gibi geneli ilgilendiren bir konu da olabilir. Bu konulardaki kişisel izlenimlerini, yaşadığı bir tecrübeyi, düşüncelerini paylaşabilir. Ancak bir blog yazarı, sırf bu konularda yazıyor diye yazılarını bilimsel ya da pratik kaynaklara, laboratuvar testlerine ya da uzman fikirlerine dayandırmak zorunda değildir. Geneli ilgilendiren konularda yazarken, yazıları bir kaynağa dayandırmak ya da en azından yazının altına “bunların kişisel görüş olduğuna” dair bir uyarı eklemek elbette çok isabetli ve kimi durumlarda da faydalı olur. Ancak zorunlu değildir.

Bilim sürekli gelişir ve değişir. Doktorlar/uzmanlar eğitimlerine ve ellerinde o gün itibarıyla bulunan kaynaklara dayanarak teşhis koyarlar, fikir beyan ederler. Her doktorun literatürdeki her gelişmeyi takip ettiğini düşünmek fazlasıyla iyimser bir yaklaşımdır. Ancak bu doktorluk müessesesini geçersiz kılmaz, bir rahatsızlığımız olduğunda başvuracağımız ilk kaynak olacakları gerçeğini değiştirmez. Uzmanlar genel olarak insanın ufkunu açar. Ancak bir uzmana körü körüne bağlı olmak insanı yanılgıya düşürebilir. Bu nedenle hayatla ilgili kritik kararları alırken birden fazla doktordan ya da uzmandan görüş almak isabetli bir yaklaşımdır. Laboratuvar testleri belli bir konuda, belli bir zaman kesitinde, belli koşullarda alınan bir örneğin durumunu yansıtır. Bir laboratuvar testinden yola çıkarak ancak o örneğe ilişkin analize erişilebilir. Laboratuvar testinin bugün belli bir sonucu göstermesi, gelecekte de aynı sonucu göstereceğini garanti etmez. Keza günlük hayattaki her kararı alırken test yaptırmak pratik olarak imkansız ya da maliyetlidir. Özet olarak kaynaklar bir yazının mutlaka değerini, inandırıcılığını artırmakla beraber, o yazıdan ne çıkarılacağıyla ilgili nihai karar, okuyanın akıl süzgecindedir.

Bir blog yazısının içeriği nasıl yazarının konuya bakış açısına bağlıysa, o yazının değerlendirilmesi de okura bağlıdır. Örneğin ben sağlıkla ilgili bir konuda bilgilenme amacıyla ilgili bir blog yazısını okurken, gözlerim mutlaka bir kaynak arar, kaynak göremezsem başka bir yazıya yönelirim. Ancak aynı blog yazısını okuyan Ahmet bey, belki de kaynaksız olarak verilen bilginin ona faydalı olduğuna kanaat edebilir. Yalnız şunu belirtmeliyim  ki, sağlık alanında bir blogdan okunan fikri kendine yakın bulan, bu fikirden fayda sağlayacağını düşünen Ahmet bey, bu fikri uygulamaya geçirmeden önce mutlaka konusunda uzman bir doktora danışmalıdır. Zira her insanın bedeni, özellikleri farklıdır. Her ilaç / her tedavi / her yaklaşım herkeste aynı sonucu vermeyebilir, herkese faydalı olmayabilir.

Bir sonraki yazım sağlık, eğitim, beslenme gibi ailemizin şimdi ve gelecekteki varlığını, bütünlüğünü, sağlığını etkileyen konularda “bilimsel bilgiye ihtiyacımız olduğunda ne yapmalıyız? Hangi kaynaklara başvurmalıyız? Bulduğumuz kaynakları nasıl değerlendirmeliyiz? Hangilerini ciddiye almalıyız? konularında olacak.

Beni takip etmeye devam edin anacım…

Muhabbetle,

Tanla

Hakkında Bebek ve Ben

Bebek ve Ben

Merhabalar! Adım Tanla. Dijital tasarımcıyım. Eşim Kuzey ve 5 yaşındaki oğlum Can’la beraber dünyayı keşfediyoruz. Hayatı, insanları, video oyunlarını ve seyahati seviyorum. Okumayı, araştırmayı, dinlemeyi ve konuşmayı da… Oğluma hatıra olarak başlattığım BebekveBen’in kısa zamanda annelerin buluştuğu, soru sorduğu ve paylaştığı bir ortama dönüşmesinden çok mutluyum. Çocuk yetiştirmenin heyecan verici dünyasında bize eşlik ettiğiniz için teşekkürler.

5 yorum

  1. Fikirler ne olursa olsun incelik kibarlık önemli bunları belirtirken.. Blog dünyasında bazen çok kabalıklar oluyor..kırıcı eleştriler falan..
    Multu haftasonları diliyorum 🙂

    • Bebek ve Ben

      Çok haklısın love and smile… Ne söylediğimizin yanısıra nasıl söylediğimiz de önemli…
      Ben de güzel haftalar dilerim.

  2. Bir blogger ve anne olarak kesinlikle goruslerinize katiliyorum,

Sen de bir yorum yaz...

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*