Alternatif Anne’de Aralık 2013 Annesiyim…

BebekveBen“Türk anneleri blog dünyasında ses getiriyor!”

AlternatifAnne.com’un webmaster’ı, anne-çocuk blogu BebekveBen.com’un kurucusu ve FireFrog Creative adı altında çalışmalarını sürdüren dijital tasarımcı Tanla, Aralık ayının Alternatif Annesi. Eşi ve küçük oğluyla beraber Amerika’da yaşayan Tanla’yı seçme nedenimiz onun çok yönlü, araştıran ve esprili bir dille düşündüklerini söylemekten çekinmeyen renkli kişiliği. Tanla’nın, “Anneliğin Ötesinde” kitabının Eko-Ebeveynlik bölümünü de yazdığını biliyor muydunuz? Gelin, bu marifetli anneyi yakından tanıyalım…

Önce BebekveBen ile başlayalım. BebekveBen blogu nasıl doğdu?

Aslen bir dijital tasarımcıyım. Oğlum Can’ın doğumundan sonra ilgi alanım ebeveynlik üzerine websiteleri, bloglar, forumlar gibi internet medyasına kaydı. Oğluma bir hatıra bırakmak amacıyla BebekveBen blogunu tutmaya başladım. Blogum kısa sürede hayallerimin de ötesinde genişledi. Son olarak blog dünyasının Oscar’ları olarak tabir edilen Bumerang Blog Ödülleri’nde En Çalışkan Blog kategorisinde ilk 3’e kaldım. Şimdi heyecanla 5 Aralık’taki final gecesini bekliyorum.

Blogger anneleri takip ediyor musun? Sence Türkiye’deki anne blogları ile yurtdışındaki anne blogları arasında farklar var mı?

Elbette. Günlük olarak okuduğum 20’ye yakın anne blogu var. Ayrıca sosyal ağlarda da aktif bir kullanıcı olduğumdan Türk blog dünyasının hem teknik hem de içerik yönünden nabzını tuttuğum söylenebilir.

Anne bloglarından bağımsız olarak, yurtdışına kıyasla Türk blog sektörü hala emekleme aşamasında. Blog sayısının sürekli artıyor olması güzel bir gelişme. Ancak bunun bir de okur tarafı var. Okurlarımız yorum yazmak konusunda çekimser ya da üşengeç olabiliyorlar. Oysa her alanda olduğu gibi annelik alanında da gelişme, fikir alışverişleri sayesinde olur. Amerika’da takip ettiğim anne bloglarında herhangi bir konuda yazı yazıldığında yüzlerce yanıt geldiğini görüyorum. İnsanlar okuyor, uyguluyor ve tartışıyor. Bugün Türkiye’yi etkileyen ebeveynlik akımlarından pek çoğu Amerika’dan çıkmış durumda. Ancak teknolojinin devinim hızı giderek yükseliyor. Örneğin bundan 20 sene önce Amerika’da oluşan bir gelişmenin Türkiye’ye gelişi 10 seneyi bulurken, son senelerde ortaya çıkan ebeveynlik akımlarının ülkemize gelişi o kadar sürmüyor. Bunda sosyal medyanın yanısıra, yurtdışına çıkan insan sayısındaki artış da etkili oluyor mutlaka. Ayrıca son dönem Türk annelerinin bir kısmının oldukça bilinçli, okuyan ve paylaşan insanlar olması beni mutlu ediyor. Bu arkadaşların pek çoğu bloglarıyla beraber sosyal medya hesaplarını da aktif bir şekilde kullanarak, trend-setter konumuna geliyor. Kısacası Türk anneleri blog dünyasında gümbür gümbür ses getiriyor!

FireFrogCreative markası altında web tasarımı, blog tasarımı, grafik tasarım ve kurumsal tasarım yapıyorsun. Kendini dijital tasarımcı olarak tanımlıyorsun. Dijital tasarımcının web tasarımcısından farkı nedir?

Dijital tasarım web tasarımından daha geniş bir konsept. Bunun içine websitesi ve blog tasarımının yanısıra kitap kapakları, kartvizitler, bannerlar, posterler ve hatta basit bilgisayar oyunlarını programlama dahi giriyor. FireFrog Creative ile dijital tasarım ihtiyacı olan bireyler, küçük ve orta büyüklükteki işletmelere de hizmet veriyorum.

Dijital tasarımcı olmak için hangi eğitimlerden geçtin?

Tasarım dünyası beni büyülediği için bu alanda Amerika’da 2 tane master yaptım. Birinci masterım daha çok web tasarımına yönelikti. Ancak sıkı bir bilgisayar oyuncusu olduğum için bitirme tezimde bir bilgisayar oyunu hazırlamıştım. Digital Media isimli ikinci master’ımdaysa her türlü dijital tasarım, programlama ve özellikle video oyunları üzerine yoğunlaştım. Bu programlardan mezun olduktan sonra kendimi dijital tasarım dünyasında buldum. Hala da bu alanda büyük bir zevkle çalışmaya devam ediyorum.

Nasıl çalıştığını biraz anlatır mısın? Projelerini nasıl yürütüyorsun?

Hem Türkiye’deki hem de Amerika’daki müşterilerim beni değişik kanallardan buluyor. Birincisi, projelerimi tamamladıktan sonra BebekveBen’de projem hakkında kısa bir yazı yazmaktan hoşlanıyorum. Bence her projenin kendine özgü bir hikayesi ve ruhu var. Tasarım sürecinde gelişen küçük anektodları paylaşmaktan ve özellikle projenin önceki ve sonraki durumunu görsel olarak yan yana koymaktan çok hoşlanıyorum. Bu yazılarım, projelerin kendi hedef kitlelerine ulaşması için de güzel bir tanıtım oluyor. İkincisi, beni firefrogcreative.com’dan da bulabiliyorlar. Üçüncüsü, memnun müşterilerimin referansları da yeni müşterilerin gelmesine yardımcı oluyor. Son olarak arama motorları vasıtasıyla gelenler de oluyor.

Hangi kanaldan gelirlerse gelsinler, her projem firefrogcreative.com’da doldurulan bir keşif formuyla başlıyor. Bu form sayesinde müşterilerimin ihtiyaçlarını daha iyi anlıyor ve onlar için özelleştirilmiş bir teklif hazırlayabiliyorum. Teklifin kabulünden sonra tasarım ve programlama süreci başlıyor. Ardından da proje sahibinin katıldığı test süreci… Müşterim yaptığım tasarımdan ancak %100 memnun olunca projeyi hayata geçiriyoruz. Proje teslim edildikten sonra aradan çekilen tasarımcılardan değilim. Müşteri memnuniyetini sağlamak adına teslimin ardından belli bir süre teknik destek veriyorum.

BebekveBenWeb tasarımcıları arasında kiminle çalışacağımıza karar verirken nelere dikkat etmeliyiz?

Websitesi ya da blog tasarımı denildiğinde akla ilk gelen sitenin görselleri, renkleri ve fontları oluyor. Oysa tasarım bu işin sadece vitrini. Geri planda sitenizi çalıştıran kodlar ve uygulamalar var. Ayrıca sitenizin fonksiyonel açıdan rahat kullanılabilir ve erişilebilir olması için tasarım sürecince uyulması gereken pek çok web standardı var. Bunlara dikkat edilmediği durumda, proje tamamlandıktan sonra yavaş çalışan, sürekli çöken ya da arama motorlarında bir türlü istenen performansı yakalayamayan websiteleriyle başbaşa kalınır. Örneğin, bazı müşterilerim bana geldikleri noktada, sitelerinin içeriği kaliteli olmasına rağmen, tasarım sorunlarından dolayı bu içeriği ön plana çıkaramıyorlardı. Bu da tasarımcı kararı alırken hem görsel hem de teknik yönü kuvvetli olan bir kişiyi seçmenin önemini ortaya koyuyor.

Web tasarım sürecinde sorunlar genelde yapılacak işin tanımının uygun şekilde ortaya konulmamasından doğuyor. Ülkemizde maalesef planlayarak teklif verme alışkanlığı çok gelişmiş değil. Çoğu kişi tasarımcıya “Bir websitesi istiyorum. Kaça yaparsın?” diye soruyor. Hemen akabinde de sadece fiyat içeren bir teklif geliyor. Projenin içeriğini anlamadan ve yapılacak işleri yazıya dökmeden aceleyle fiyat vermeyi doğru bulmuyorum. Detaylar baştan yazıya döküldüğünde, istekler tasarım ve programlama sürecinin başında belirlenmiş olacağı için hem proje daha hızlı ve sağlıklı ilerler, hem de projenin tamamlanma ve müşterinin memnun olma şansı çok yüksek olur.

Son olarak, web tasarımcıları arasında tercih yaparken tasarımcının portföyüne bakıp, referanslarını incelemeniz faydalı olacaktır. Seçiminizi yapmadan aklınıza takılan her türlü soruyu sorup, gelen yanıtların niteliğine bakmanızı öneririm. İyi bir tasarımcı müşterisini daha iyi anlamak için soru sorabilmeli ve kendisine gelen soruları özenle ve sabırla yanıtlayabilmelidir. Daha önce yaptığı işler, onun hakkındaki yorumlar ve sorularınıza verdiği yanıtların içeriği sizin işinize göstereceği özenin de bir göstergesi olacaktır.

Mesleğinin en güzel ve en zorlu yönlerini sorsam?

Mesleğimin en zor yönü, gecesinin gündüzünün olmaması. Pek çok kişinin uyuduğu saatler benim en verimli olarak çalıştığım ve özgün tasarımlar ürettiğim saatler… Aynı zamanda küçük bir çocuğum olduğu için zorlandığım zamanlar mutlaka oluyor. Mesleğimin en güzel yanlarından biri ise yaratıcılık yönümü ifade etmeme yardımcı olması. Bir ürünü sıfırdan ortaya çıkarmak ya da varolan bir ürünü makyajlamak benim için çok zevkli. Mesleğimin diğer güzel bir yanı da yeni insanlar tanımama olanak sağlaması. Websitelerini tasarladığım pek çok kişiyle tasarım sürecinde pozitif bir diyalog geliştirdik ve sonrasında bunların bir kısmı güzel arkadaşlıklara dönüştü.

İnternette ücretsiz olarak bloglama imkanı sağlayan pek çok sistem var. Anneler bloglarını açmak yada blog tasarımını güncellemek için neden bir web tasarımcısı tutmalı? Kendileri bu sistemleri kullanarak blog açsalar olmuyor mu?

Bu tamamen blog tutmaktan ne beklediğinize bağlı. Eğer sürekli bir yazar olmayacaksanız, arada sırada yazacaksanız, blogunuzu sadece kendiniz ya da yakın aile bireyleriniz için tutuyorsanız, bir dijital tasarımcıyla çalışmanıza gerek olmayabilir. Bloglama sistemleri genellikle standart çözümler sunarlar. Yani pakedin içinde ne varsa onu kullanmak durumundasınız. “Benim blogum görünüş olarak diğerlerinden farklı olsun”, “Ben bloglamayı profesyonel olarak sürdürmek istiyorum.”, “Takipçi sayımı artırmak, daha geniş kitlelere hitap etmek istiyorum” diyorsanız bu durumda web tasarım ya da kodlamayla biraz olsun ilgilenmeniz gerekir. Çoğu anne yoğun iş ya da ev yaşamında bunu yapmaya fırsat bulamayabilir ya da fırsatı olsa da uzmanı olmadığı bir konuyla ilgilenmek istemeyebilir. Bu durumda bir web tasarımcısıyla çalışmak son derece isabetli ve zaman kazandırıcı.

Halen Amerika’da yaşıyorsun. Amerika’ya gittiğinde yaşadığın ilk kültür şoklarını hatırlıyor musun?

Tanımadığınız insanların yolda yürürken size selam vermesi, üzerinizdeki bir kıyafet hoşlarına gittiğinde açık yüreklilikle söylemesi, bir mağaza sahibinin “Bizde o ürün yok ama falanca mağazada var, isterseniz yerini tarif edeyim” demesi bize çok yabancıydı. Bir caddeyi yaya olarak geçmek istediğinizde 3 kilometre ötedeki aracın dahi durarak size yol vermesi, okulların önünde hız sınırı olması ve uymayanların ağır cezalar alması çok hoşumuza gitmişti. Böyle güzellikler zaman içinde alışkanlık yapıyor! Bir ara uzunca bir süre Türkiye’yi ziyaret edememiştim. İlk ziyaretimde havaalanından annemin evine giderken bindiğim taksinin trafikte çizdiği zigzaglar aklımı almıştı. Sanki senelerce bu şekilde yaşamamış gibi…

Ben de Brüksel’den İstanbul’a her inişimde yeniden yaşardım o trafik şokunu. Arabaların birbirine dokunma mesafesinde gitmeleri özellikle çok çarpıyor Avrupa’dan gelenleri…

Öte yandan bizim insanlarımızın candanlığını, samimiyetini de arıyorum. Türk toplum yapısında aile ve arkadaş ilişkileri Amerika’ya göre daha sıkı. Bu nedenle bireyler yalnız kalmıyor, hayatın sıkıntıları beraberce göğüsleniyor. Kimi zaman da bizim çok güldüğümüz her işe burnunu sokan teyzeler olmuyor değil. Yine de ben bu tezatları çok ama çok güzel buluyorum.

Söylediklerin bana hiç yabancı gelmiyor, Türkiye’ye temelli dönme kararı almamda büyük rol oynayan sebepler bunlar. Bebek sahibi olduğun ilk dönemde Türk ve Amerikan kültürlerindeki farklılıklar dikkatini çekti mi?

Elbette. Amerika’lı annelerin Türk annelere kıyasla çok daha rahat oldukları söylenebilir. Çocuklarına topluluk içinde çok az müdahale ederler ve çocuklar genel olarak sosyal yaşamın kurallarına uyar. Amerika’lılar genel olarak çok kalın giyinmeyi sevmez ve çocuklarını da kalın giydirmezler. Yaz aylarında pek çok Amerikalı bebeği klimayla buz gibi soğutulan marketlerde sadece incecik bir body ile görmek, gözlerimi yuvalarından uğratmıştı. Sonra biz de bu duruma alıştık. Şimdi Türkiye’ye geldiğimde annem oğlum Can’ı kat kat giydirmeye çalışırken, ben soymaya çalışıyorum.

“Amerikalı bebekler tuvaletlerde bile emekler, anne asla müdahale etmez! Saat 19:00 dedin mi de uyur. Bunun tartışması bile yoktur.”

Bir örnek de Amerikalıların temizlik anlayışının Türkiye standartlarına göre çok daha geniş olmasıdır. Umumi yerlerde ve hatta tuvaletlerde pek çok küçük çocuğu yerlerde emeklerken, sürünürken görebilirsiniz. Anne asla müdahale etmez. Her gün banyo yapma alışkanlıkları olduğu için gün içinde kirlenmeyi umursamıyorlar sanıyorum. Geçenlerde yaptığımız bir hastane ziyaretinde en fazla 9 aylık bir bebek hastanenin yerlerinde emekliyordu. Yerlerden kir ve hastalık bulaşacağı fikriyle yetiştiğimiz için bize bunlar garip geliyor. Ben de çok titiz bir insan olmamama rağmen bazı konularda hassasım. Örneğin Can’ın umumi tuvalette değil yerlerde sürünmesi, bir yere dokunmasını bile istemem. Bir diğer örnek, Amerikalı bir bebek ya da küçük çocuk saat 19:00 dedin mi uyur. Bunun tartışması bile yoktur. Biz Can’ı 21:30’da yatırabildiğimiz zaman deli gibi seviniyoruz.

BebekveBenÇocuk yetiştirme yaklaşımlarına eleştirel bir açıdan bakan “Anneliğin Ötesinde”de “Ekolojik Ebeveynlik” bölümünü yazdın. Bu yarı-bilimsel yaşam tarzları Amerika’dan çıkıyor ama en çok karşıt görüş yine Amerika’da yayınlanıyor. Şimdilerde durum nasıl?

Ekolojik Ebeveynlik Türkiye için yeni bir kavram. Sıklıkla “Doğaya Saygılı Ebeveynlik”, “Doğal Ebeveynlik”, “Bütünsel Ebeveynlik” ve “Esnek Ebeveynlik” ile karıştırılıyor. “Anneliğin Ötesinde” kitabında Eko Ebeveynlik bölümünü yazarken yaptığım araştırmada, Ekolojik Ebeveynlik üzerinde fikir birliğine varılmış bir tanımına rastlayamadım. Bu nedenle kendimce bir tanım yaptım: “İçinde yaşanılan doğaya ve etkileşimde bulunulan tüm canlılara saygılı, uyumlu ve sağlıklı bir şekilde yaşamak ve ebeveynlik yapmak amacıyla uygulanan, çocuk bakımının tüm alanlarını kucaklayan ve değişen koşullara göre yeniden şekillenebilen yaklaşımlar.” Bu tanımı ele aldığınızda ekolojik ebeveynliğin sadece organik beslenmek değil, hayatın tüm alanlarına yayılan bir anlayış olduğunu fark ediyorsunuz.

Diğer tarafta Amerika’lı doktor William Sears ile özdeşleştirilen Doğal Ebeveynliğin çocuk bakımının uyku, disiplin gibi değişik alanlarına yönelik pek çok kuralı var. Doğal Ebeveynlik Amerika’da hala güçlü bir akım. Bununla beraber eleştirenleri de oldukça fazla. Eleştirenlerin çoğunlukla Avrupa kökenli yerleşik kişiler olduğu dikkatimi çekiyor. Çünkü gözlemlediğim kadarıyla Avrupa’da ebeveynler, Doğal Ebeveynlikte sıklıkla uygulandığı şekilde çocuklarını hayatlarının merkezi yapmaktan daha uzak. Türkiye’de de son dönemde Doğal Ebeveynlik akımları yükselişte.

Akımın fanatikleri tarafından sanki sadece bu akımı uygulayan anneler doğal ya da olması gereken bir ebeveynlik yapıyormuş izlenimi uyandırılıyor. Elbette bunun doğru olmadığını biliyoruz. Bizden bir kuşak öncesi, yani annelerimiz çocukla çok iç-içe yaşamışlar. Bizim kuşağımız bu kadar olmamakla beraber yine de koruyucu ve kollayıcı bir kuşak. Türk annesi sevgi dolu, şefkatli ve çocukta güven duygusu uyandıran ten temasına önem veriyor. Özellikle ilk bir-iki sene anneyle çocuk adeta yapışık bir şekilde yaşıyor. Ancak Türk annesi Attachment Parenting’in temel değerlerinden biri olan pozitif disiplinde ya da genel olarak disiplin kısmında sınıfta kalıyor. Yine bizde kişisel yaşamla aile yaşamı arasında bir denge kurmaya çalışmaktansa, çocuk olduktan sonra bütün yaşantısını ona göre düzenleme anlayışı var. Bu da bir müddet sonra özellikle anneyi tüketiyor.

Alternatif Anne yazarı olarak bu sitede çocuğunu yetiştirirken faydalandığın tüyolar oldu mu? Hangileri, hatırlayabiliyor musun?

Alternatif Anne’nin sektör içinde oldukça cesur bir duruşu var. Türkiye’de anne ve kadın dünyasında tartışılmaya çekinilen pek çok konunun ilk olarak Alternatif Anne’de ele alındığını gördüm. Gündemi belirleyen böyle bir websitesinin yazarı ve webmaster’ı olmaktan gurur duyuyorum. Elbette kendi oğlumu yetiştirirken, Alternatif Anne’den edindiğim pek çok tüyo oldu. Tek tek örnek vermek çok zor, çünkü o kadar çok ki… Sadece Alternatif Anne Manifestosu’nu okumak bile sitenin içeriği hakkında çok güzel ipuçları veriyor. Değişik çevrelerden ve bakış açılarından gelen pek çok yazarın yanısıra, uzman görüşlerine de yer verilmesi bir okur olarak beni çok tatmin ediyor.

Bu röportaj 2 Aralık 2013 tarihinde Alternatif Anne‘de yayınlanmıştır.

Hakkında Bebek ve Ben

Bebek ve Ben

Merhabalar! Adım Tanla. Dijital tasarımcıyım. Eşim Kuzey ve 5 yaşındaki oğlum Can’la beraber dünyayı keşfediyoruz. Hayatı, insanları, video oyunlarını ve seyahati seviyorum. Okumayı, araştırmayı, dinlemeyi ve konuşmayı da… Oğluma hatıra olarak başlattığım BebekveBen’in kısa zamanda annelerin buluştuğu, soru sorduğu ve paylaştığı bir ortama dönüşmesinden çok mutluyum. Çocuk yetiştirmenin heyecan verici dünyasında bize eşlik ettiğiniz için teşekkürler.

2 yorum

  1. çok güzel bir söyleşi olmuş Tanlacım.

Sen de bir yorum yaz...

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*