5 Yaşına Kadar Çocuğunuza Öğreteceğiniz 8 Değer

Çocuk büyütmek denince akla ilk planda beslenmesi, uykusu, sağlığı gibi fiziksel ihtiyaçları geliyor. Oysa en az bunlar kadar önemli bir diğer konu da çocuğa verdiğimiz terbiye ve değerler. Her çocuğun doğasından getirdiği bazı karakter özellikleri var. Kimi çocuk daha girişken, kimisi daha utangaç. Bazıları sakin, bazıları çok hareketli.  Kimi cesur, kimi temkinli. Doğuştan gelen bu özellikleri değiştirmek mümkün ya da gerekli mi bilmiyorum. Ancak bu karakter özelliklerinin üzerine inşa edilecek, çocuklarımıza katabileceğimiz, üzerinde çalışabileceğimiz, toplum içerisinde mutlu bir yaşantı sürmelerine yardımcı olacak pek çok değer var.

Çoğu değer zaman içinde doğal bir şekilde, aile büyüklerinden ya da toplumdan görüldüğü şekilde öğretiliyor. Çocuklara öğretilen değerler aileden aileye değişiyor. Bir kuşaktan, diğer kuşağa terbiyeye bakış açısı mutlaka değişiyor.  Bununla beraber bizi insan yapan bazı değerler bence hiç değişmemeli. Yaşı, cinsiyeti, içinden geldiği millet ya da kültür ne olursa olsun bazı değerler her zaman yaşatılmalı ve çocuklara küçük yaşlardan itibaren öğretilmeli. Ebeveynler çocuklarına vermek istedikleri değerler için önce kendi aralarında mesai harcamalı, kafa yormalı. Çocuklara verilecek disiplin sağdan soldan o şekilde görüldüğü için değil, düşünülerek verilmeli. Çocuğa anne ve babadan (ya da çocuğu yetiştiren her kimse ondan) tutarlı mesajların gitmesi sağlanmalı. Her kafadan ayrı bir ses çıktığında, çocuğun kafası karışıyor, disiplin sorunları o noktada ortaya çıkıyor.

Can şu anda 5 yaşından gün alıyor. Beslenme, tuvalet, uyku gibi temel fiziksel ihtiyaçlarını büyük ölçüde kendi başına karşılar bir hale geldi. Artık eğitimi ve terbiyesi gibi konular aile gündemimizde… Bu blog oğlum Can ile beraber büyüyor. Bu nedenle bugünlerde üzerinde çalıştığımız “5 yaşına kadar çocuğunuza öğreteceğiniz 8 değer“den bahsedeceğim.

degerler

Şu günlerde Can’ın üzerinde en çok çalıştığımız karakter özelliklerinden biri sabırlı olmak. Günlük hayattaki çeşitli durumlarda sırasını, yapılacak işlerin zamanını beklemek, konuşurken başkalarının sözlerini kesmemek… Yaşı gereği çok aceleci davranabiliyor Can. Özellikle iki büyük konuşurken, bir sorusu varsa hemen soruyor ve anında yanıtını vermemizi bekliyor. Kısacası dikkatin kendisinde toplanmasını istiyor. Bu durumda kızmadan, gerekirse tekrar tekrar söyleyerek konuşmamızın bitmesini beklemesi gerektiğini söylüyoruz. Zaman içerisinde sabırlı olmak konusunda daha iyi bir noktaya geleceğine inanıyoruz.

Paylaşımcı olmak bir diğer değerimiz. Oyuncaklarını küçükten beri paylaşır. Yediği yemeği bile masadaki herkese ikram eder. Elbette kendi kendine oluşmadı bu özellik. Elinde paylaşılabilecek bir oyuncak olduğunda, mesela parkta kum havuzunda oynarken bir çocuk gelip bir oyuncağını eline aldığında “Paylaşabilirsin, ikiniz de beraber oynarsınız.” dedik hep. Artık kendiliğinden paylaşıyor.

Can’a tutumlu olmayı öğretiyoruz. Tutumlu olmak paraya, kullandığımız eşyalara ve zamana dair pek çok kavramı içeriyor. Mesela maddi eşyaların gelip geçici olduğu, maddiyatın hayatı sürdürmek için önemli olmakla beraber, hayattaki en önemli değerin para olmadığını öğretiyoruz. İstediğimiz şeyleri elde etmek için çalışmamız gerektiğini anımsatıyoruz. Her istediği oyuncağı almıyoruz mesela. Bazı eşyaların gerekli olmadığını, bazı oyuncakların çok güzel olmakla beraber bütçemizi aşabileceğini anlatıyoruz. Şaşılacak derecede anlıyor bunu… Şimdilerde oyuncaklardaki fiyat etiketlerini kendisi okumaya çalışıyor. Pek çok rakam varsa “Bu çok para değil mi?” diyerek soruyor. O zaman bütçemize uygun başka bir alternatif gösteriyoruz, kabul ediyor. Eşyalarımızı hor kullanmamamız gerektiği, onları kırmazsak/nazik bir şekilde kullanırsak daha uzun süre kullanabileceğimizi, gereksiz eşya almamayı öğretiyoruz. Zamanın en önemli değerlerden biri olduğu modern yaşantıda zamanı iyi kullanmanın önemini anlatıyoruz. Can’a saati öğretmekle işe başladık. Belli zamanlarda belli işleri yapması gerektiğini, zamanını iyi kullanmazsa yapmak istediği işlere fırsat bulamayabileceğini öğretiyoruz. Mesela “Akşam yemeğini çok yavaş yersen yatma saatin gelir ve istediğin oyunu oynamak için zaman kalmaz, ne hızda yiyeceğin senin tercihin…” diyoruz.

Disiplin bir diğer önemli değerimiz. Ülkemizde çocukları çok seviyor ve onları hayatımızın merkezi haline getiriyoruz, ancak sevgi ile disiplinli çocuk yetiştirmeyi birbirine karıştırıyoruz. Sanki disiplinli yetiştirirsek çocuğa eziyet ediliyormuş, çocuk sevilmiyormuş, ebeveyn despotmuş havası yaratılıyor. Özellikle benim de içinde bulunduğum yeni nesil ailelerde çocuklar bebeklikten itibaren ailenin bir üyesi değil, efendisi haline geliyor. Sonra da “Bu çocuk uyumuyor, yemiyor, susmuyor, gidilen her yerde ortalığı birbirine katıyor…” diye şikayetleniyoruz. Oysa her çocuğun sağlıklı gelişmesi için yaşantısında belli bir düzen ve disiplin olmalı. Yaşına uygun olarak yatılacak zamanın belirlenmesi, ailece sofraya oturmanın önemi, yemeklerden önce tatlı yenilmemesi, ev kirlenince/dağılınca temizliğinin/toplamasının hep beraber yapılacağı, dışarıdan eve gelince ellerin mutlaka yıkanması, dağılan oyuncakların oyun bitince toplanması gerektiği gibi basit ama önemli kurallarla Can’a disiplinli bir yaşamı benimsetiyoruz.

Esnek olmak da önemli. Bazen hayattaki durumların beklemediğimiz bir şekilde değişebileceğini, bu durumda moralimiz bozulmadan yolumuza devam etmemiz gerektiğini söylüyoruz. Bunu elbette yaşına uygun bir şekilde yapıyoruz. Mesela yüzme okulunda belli bir öğretmenden ders alıyor. Kimi zaman derse katılamadığımızda telafi sınıfına gidiyor ve o zaman öğretmeni değişiyor. Bu durum ilk defa olduğunda yüzü değişmiş, ağlamaklı olmuş, yeni öğretmeni yabancılamıştı. Biz de “Yeni öğretmenin de iyi olduğunu, bugün yeni öğretmenle çalışacağını” anlattık. Hemen morali yerine geldi ve güzel zaman geçirdi.

Verilen sözleri tutmanın gerektiğini belirtiyoruz. Bunu en başta kendimiz yapıyoruz. Can’a bir söz verdiğimiz zaman onu gerçekleştirmeye azami dikkat gösteriyoruz. Yapamayacağımız şeylerin sözünü vermiyoruz. Can kendi verdiği sözleri kimi zaman unutma eğilimi gösteriyor. Ne de olsa henüz 5 yaşında bir çocuk. O zaman da söz verdiğini ve bir sözü tutmanın önemini hatırlatıyoruz. Kimi zaman biraz mızıldansa da elinden geleni yapıyor.

Dürüstlük de üzerinde çalıştığımız değerlerden. Tüm çocuklar aslında doğrucu olarak doğuyor. Çocuktan al haberi diye boşuna söylenmiyor. Ne zaman ki bazı davranışların uygun olmadığı, toplumda kabul görmediğini ya da nahoş sonuçlara yol açtığını öğreniyorlar işte o zaman sıkıntılı durumlardan kaçınmak için yalan söylenmeye başlanabiliyor. Ayrıca Can gibi ufak çocuklar  yalanların nasıl tepki aldığını test ediyorlar. Ufak çocukların yalanları çok sevimli oluyor ve çoğunlukla yakalanıyor, önemli olan ailelerin buna nasıl tepki verdiği. Çünkü çocuğun söylediği yalana ailenin verdiği tepki çocuğun davranışlarını şekillendiriyor. Biz Can’ın bir yalanını yakaladığımızda “Yalan söyleme! Yalancısın.” demek yerine, “Doğruyu söyle. Her zaman doğruyu söylemelisin. Doğruyu söylemen beni mutlu ediyor.” diye teşvik ediyoruz. Ayrıca çocukların büyükleri taklit ederek büyüdüğünü düşünürsek, kendimiz de -gerçekler kimi zaman hoş olmasa da- doğruyu söylemeyi tercih ediyoruz.

Can’a verdiğimiz bir diğer önemli değer de eşitlikçi bir insan olmak. Eşitlikçilik pek çok alanda geçerli olabilir, ben sadece bir alandan örnek vereceğim: kadın/erkek eşitliği. Ülkemizde bir erkek çocuğunu yetiştirirken verilecek en önemli değerlerden biri bence kadın/erkek eşitliğini öğretmek. “O erkek çocuğudur, bırak yapsın. Erkek olduğu için ev toplamayı, oyuncak toplamayı, sofranın kurulmasını öğrenmese de olur. Yaramaz olacak tabii erkek çocuğu…” gibi sözlerle yetişen, eğlenmek maksadıyla pipisi toplum içinde gururla gösterilen, kız çocukları eve hapsedilirken erkek çocuklarına sınırsız özgürlük tanınan ülkemizde tacizlerin, tecavüzlerin, kadın cinayetlerinin tavan yapmasına şaşırmamak gerek. Kız çocuklarının küçücük yaşlarda gelin olduğu, kadının susup evde oturanının makbul olduğu, “anaların çektiği çilenin” bile şarkı olup normalleştiği bir ülkede ailelerinin en büyük görevi eşitlikçi evlatlar yetiştirmek olmalı. Biz kendi adımıza kızların erkeklerle aynı işleri yapabileceği, kızların erkekler kadar akıllı ve değerli olduğu her fırsatta vurguluyoruz Can’a. Umarız o da hayatına giren tüm kızlara/kadınlara bu doğrultuda değer veren bir erkek olarak yetişecek. Kız evlat yetiştirirken de kızların erkeklerle aynı işleri yapabileceğine dair güven vermek, cinsiyetinden dolayı asla geride durmamasını, çekimser kalmamasını, sesinin her zaman gür bir şekilde çıkmasını anımsatmak önemli.

Elbette bu değerlere daha pek çok değer eklenebilir. Kimi değerlerin de zaman içerisinde, Can daha olgunlaştığında üzerinde çalışacağız. Sizin çocuğunuz kaç yaşında ve çocuğunuzu yetiştirirken verdiğiniz değerler neler?

Hakkında Bebek ve Ben

Bebek ve Ben
Merhabalar! Adım Tanla. Dijital tasarımcıyım. Eşim Kuzey ve 5 yaşındaki oğlum Can'la beraber dünyayı keşfediyoruz. Hayatı, insanları, video oyunlarını ve seyahati seviyorum. Okumayı, araştırmayı, dinlemeyi ve konuşmayı da... Oğluma hatıra olarak başlattığım BebekveBen'in kısa zamanda annelerin buluştuğu, soru sorduğu ve paylaştığı bir ortama dönüşmesinden çok mutluyum. Çocuk yetiştirmenin heyecan verici dünyasında bize eşlik ettiğiniz için teşekkürler.

Bir yorum

  1. Anne değilim ama insanın gelişimine büyük bir ilgi duyduğum için yazıyı okudum. Çok güzel bir yazı olmuş. Disiplin vermek bence de çok önemli. Çocuklara daha erken diye öğretmediğimiz şeyler aslında ileride çocuklarımızın başına bela oluyor, düzenli yaşamıyorlar, olması gereken kurallarla ilgili sıkıntıya düşüyorlar, sonuç olarak üzülüyorlar. Kanımca karıştırılan bir diğer husus da belirttiğiniz gibi disiplinle zorbalığı karıştırıyor olmamız. Çünkü kural koymak denildi mi akla çok katı, yetişkinlerin uydukları kurallar geliyor. Halbuki çocuklara yaşlarının seviyesine göre anlatmalı ve yapabileceği sorumluluklar yüklemeli, onları desteklemeli, gelişim süreçlerine destek olmalıyız. (Bu süreç de öyle bir-iki günde olacak şey değil, sabır en büyük erdemlerdendir.) Yoksa çocuklarımızı, yukarıda da belirttiğim gibi, yetişkinlik hayatlarında, çocuklukta onlara yardımcı olmadığımız için yalnız başlarına sorunların üstesinden gelmek zorunda bırakıyoruz ve bence bu biraz vicdansızlık oluyor, ebeveynlik görevi yerine getirilmemiş oluyor. Gözlemlediğim kadarıyla çocuklara onların anlayabileceği şekilde anlatıldığında, onlar bunu beklemediğimiz kadar iyi anlıyor. Ve kontrolü elden bırakmadan onların yaptıklarının doğal sonuçlarıyla karşılaşmasına izin vermeliyiz ama onları desteklemeliyiz de. Bu şekilde yapmadığımızda çocukla inatlaşmaya başlıyoruz (ki ben bunu çok komik buluyorum) ve hem gelişim süreci olumsuz etkileniyor hem de aramızdaki bağ kopabiliyor. Sabır, sevgi ve bilinçle büyütülen çocuklardan belki çok çok az bir kısmının bu eğitimi kabul etmeyeceğini sanıyorum.

Sen de bir yorum yaz...

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*